Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Seyit Ahmet UZUN


Akrabalık Kutsal Bir Bağ mı?

Seyit Ahmet Uzun'un yeni yazısı;


 

Akrabalık kutsal bir bağ mı? Sanmıyorum. Evet Allah kitabında akrabalık bağıyla ilgili çok ciddi uyarılar yapmaktadır. Peygamber sözlerinde akrabalığın ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Peki bu iki temel kaynağa rağmen bana ne oluyor ki akrabalığın kutsal bir bağ olmadığını söyleyebiliyorum. 

İlk önce şu şerhi düşmem gerekir. Bir Müslüman olarak Allah'ın da peygamberinin de sözlerinin benim için tartışılmaz derecede önceliği ve saygınlığı vardır. Ancak bu husus ayetler üzerinde düşünmeyi, farklı açılardan bakmayı engellemez diye düşünüyorum. 

Aslında konunun başında şunu düzeltelim. Akrabalık Allah'a göre kutsal ancak insanlar arasında zehirli örümcek ağı kadar zayıf ve tehlikelidir. 

Nasıl ki meleklerin "yeryüzünde kan dökecek, fesat çıkarak bir varlık mı yaratacaksın?" diye insana dair yaptıkları tespit ilk gününden kıyamete kadar geçerli olacak bir ilke olmasına rağmen Rabbimizin "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" sözü insanın farklı bir boyutuna dikkat çekiyorsa, akrabalıkta öyledir. Fitne, fesat, kan dökücülük, bozgunculuk akrabalığın büyük bir bölümü olarak (insanlığın büyük bir kısmı gibi) meleklerin işaret ettiği, küçük bir kesimi de Allah'ın bildiği boyutudur.

Yeryüzünde ilk cinayet aile içinde gerçekleşmiştir. Yakup Peygemberin oğulları kardeşlerini kuyuya atarak ölüme terk etmişlerdir. 

İlk çağdan günümüze kadar akrabalık tartışmaların, kavgaların, geçimsizliklerin, namus ve miras cinayetlerinin, kıskançlık, haset, dedikodu, iftara gibi olumsuzlukların cirit attığı kapalı bir toplum bağıdır, iyiliklerin, sevginin, muhabbetin, dayanışmanın, yardımlaşmanın olduğu kadar. 

Kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla nice şiddet, taciz, istismara sessiz kalınarak bunların kapatıldığı, örtüldüğü bir ilkel bir yapıdır.

Peki Allah neden bu kadar akrabalığın üzerinde duruyor? Affetmenin, bağışlamanın gerekliliğini vurguluyor?

Kanaatimce bu bağın sağlıklı bir şekilde korunmasının çok ama çok zor olduğunu bizi yaratan iyi bildiği için akrabalığa ayrı bir önem vermektedir. Affetmenin, sevgi ve merhametin hakim olmadığı, adaletin zedelendiği, kimilerinin kiminden daha fazla sevildiği birlikteliklerde düşmanlığın, nefretin daha çok yer bulacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Numan ibni Bişr anlatıyor.

“Babam bana malından bir şeyler hibe etmişti. Annem Amra Bintu Ravâha:

“Bu hibeye Resûlullahı şâhit kılmazsan kabul etmiyorum.” dedi. Bunun üzerine bana yaptığı hibeye şâhit kılmak için babam, beni de alarak Resûlullaha gitti.

Durumu öğrenen Hz. Peygamber (asm):

“Başka çocukların da var mı?” diye sordu. (Babamın) “Evet!” cevabı üzerine,

“Aynı şekilde bütün çocuklarına hibede bulundun mu?” diye sordu. Babam: “Hayır!” deyince,

“Allah'tan korkun, çocuklarınız husûsunda âdil olun!” dedi.

Babam oradan ayrıldı ve hibeden rücû etti.” Bu hadisin başka rivayetlerinde;

“Çocuklarınızın arasını eşit tutun”, “Bunu iade et”, “Beni şâhit kılma, ben cevre (zulme) şahitlikte bulunamam”, “Bu doğru değil, ben ancak hakka şahâdet ederim”, “Buna benden başkasını şâhit kıl”, “... çocuğun senin üzerindeki haklarından biri, onlara eşit davranmandır.”

“Allah, öpücüğe varıncaya kadar her husûsta, çocuklar arasında adâletli davranmanızı sever.” el-Câmius-Sağîr, II/297.

Bu husus üzerine bazı alimler düşüncelerini şöyle dile getirir.

“Eşit muâmele vâcibin mukaddemesidir. Çünkü kardeşliğin kopması ve ebeveyn hukukuna riâyetsizlik (katur-rahm vel-ukuk), dinen harâm kılınan iki husûstur. Öyle ise, bu iki harâma müeddî olan vâsıtalar da harâmdır. Çocukların birini öbürüne karşı kayırmak ise bu iki harâma müeddî olur.” İbnu Hacer, Fethul-Bârî, VI/141.

“Dünyâ ve âhiretin intizâmı adâlete bağlıdır. Çocuklar arasında farklı muâmele, (kardeşler arasında) karşılıklı kin, buğz ve adâvete, ebeveyne karşı da bir kısmının muhabbeti ve diğer bir kısmının buğzuna sebep olur. Bu durumdan ebeveyne ve kardeşlere karşı haksızlıklar neşet eder.” Münâvî, Feyzul-Kadîr, V/557. 

Haksızlıkların, düşmanlıkların nedeni adaletsizliktir. 

"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." Nahl/90

Akrabalar arasında haksızlık, bencillik, kibir, kendini beğenmişlik gibi olumsuzlukların yaşanması beraberinde İblisin ateş nefesinin yayılmasına neden olmaktadır. Evet Allah adaleti ve iyiliği akrabalar arasında emrederken bunları sadece kendi ailesi için gerekli görenler yaptıkları zulümden habersiz karşı tarafı suçlar. Aynı anlayışta olanlar bir araya geldiğinde diğer akrabaları çekiştirirler. 

Bunun için Allah'ın ayetlerini sadece başkalarının uyması gereken ilâhi emirler olarak değil hepimizin uyması gereken temel ilkeler olarak görmediğimiz müddetçe kutsallık hep zarar görecektir. 

Çünkü adaletin olmadığı yerde zulüm kaçınılmazdır.

Başta akrabalığın oluşumunu sağlayan evlilik bağına bir bakalım. Son yıllarda boşanmaların evliliklerden daha çok olduğunu görünce akrabalığın kutsallığıyla ilgili düşüncem biraz daha netlik kazanmaktadır. 

Tahammülsüzlüklerin kol gezdiği bir çağda insan, nefsi yaklaşımlarla evliliği çok çabuk yıkabilmektedir. Çabuk yıkılan bina örümcek evi gibi zayıf ve korumasız değil midir? 

Burada akrabalar arasında geçimsizliklerin nedenlerine de kısaca değinmekte yarar vardır. 

"Benim çocuğum daha başarılı, senin çocuğun saygısız, kızın açık- kapalı giyiniyor, oğlun sigara içiyor, senin dinin sana benim dinim bana, bak bize gelmiyorlar onlara gidiyorlar, el kızı, el oğlu, biz kardeşiz onu mu tutacaksın, abimi bize karşı kışkırtıyor, ablama şiddet uyguluyor, annem babam beni daha çok seviyor, beni kimse sevmiyor, herkes bana düşman, beni kimse anlamıyor,  kızın onları daha çok seviyor, biz onlara neler neler yaptık şunlara bak, herkesten her şey istenmez, biz değersiz miyiz?" gibi bu ve buna benzer replikler akrabalığın kutsallığını törpüleyen unsurlardır. Ancak kimse aynanın karşısına geçip kendisiyle yüzleşme cesareti göstermez.

 Peygamberin evrensel temel ahlak ilkesi nedir? Sana yapılmasını istemediğini kardeşine, akrabana da yapmamaktır. Nasıl ki senin ailenin mahremiyeti varsa diğerlerinin de vardır. Karışma hakkı yoktur. Hatta anne babaların bile çocuklarının özel yaşamına, ev işlerine karışma hakkı yoktur. Onların işlerine karışarak kişiliklerini zedelemiş oluruz. Yapılan iyiliklerin  başa kakılması da akrabalık bağlarının kutsiyetine zarar veren unsurlardandır.

Bunlara ek olarak aileyi, akrabalığı temelinden sarsan yaklaşımlar da vardır. 

(Erkek tarafı) karını, (kız tarafı) kocanı avucunun içine alacaksın diyerek evliliği güç gösterisinin yapıldığı arena gibi göstererek sevgi, merhamet yuvası olacak kurumu gladyatörlerin savaştığı bir alana çevirirler. Burada anne babalar evlenen çocuklarını bir birey olarak değil kendilerinin kölesi olarak görüp kaş göz hareketleriyle, talimatlarla onları avuçlarının içine almaya çalışırlar. Kendileri olamayan evli  kadın ve erkek anne babalarının, kardeşlerinin, kuzenlerinin yani üçüncü kişilerin sözlerini ev içine  taşıdıkları müddetçe aile de akrabalık da kutsal olamayacaktır. 

Hala, teyze, dayı, amca da kendilerini yeğenlerinin ev yaşamlarıyla, özel hayatlarıyla ilgili tasarruf sahibi olduklarını sanarak müdahale etmeye kalkarlar. Kendi çocuklarına müdahale edemedikleri kadar yeğenlerinin yaşamlarını yargılarlar. Yapıcı uyarılar tabi ki anlamlı ve sağlıklı olmakla birlikte laf sokucu, yıkıcı, taciz kokan sözler akrabalığın kutsallığına zarar verecektir. 

Yapılan iyiliklerin, güzelliklerin gözardı edildiği, vefanın ihanete dönüştüğü bir ilişkinin kutsallığından söz etmek de mümkün değildir.

Yüze gülünüp arkadan sözlerin söylendiği, dedikoduların yapıldığı, çekememezliğin cirit attığı, haset ateşinin en şiddetli yandığı bir atmosfer sadece nefrete gebedir.

Herkes kendi içinde, alanında, dünyasında, ailesinde haklıdır. Karşısındaki ise suçludur.

Bunun en önemli nedeni ise konuşulmayan sorunlardır. Konuşulmayan sorunlar kıvılcımken söndürebilecekken yangına dönüşen ateşe benzer. Bu ateş ilk önce kişinin kendisini, ailesini ve akrabasını yakar. Sorunları konuşmak gerekiyor. Yalnız sorunları konuşurken kutsallığı yıkan en önemli unsur iki tarafın da öfkeli olduğu an yani risk ortamıdır.

Akrabalığın kutsallığını yıkan unsurlardan bir diğeri de  niyet okumaktır. Konuşamadığımız sorunlar, anlamadan yargıladığımız ilişkiler ve iletişim aslında bir niyet okumaya zemin hazırlayarak yargısız infazın gerçekleşmesini sağlar. Bu da en çok akrabalar arasında yaşanmaktadır. Bunun için akrabalarla birliktelikten ziyade muhabet ehli iki dostla geçirilecek zaman çok daha değerli diye düşünüyorum. Çünkü akrabalar arasında mutluluklar, başarılar, liyakatler hep çekememezlik ateşine dönüşerek mutlulukları yakıp kül etmektedir. Sorunlar hep başkasına yüklenirken insan kendisini sütten çıkmış ak kaşık gibi görür. Akrabalığın kutsallığını yakıp yıkan en önemli olumsuzluklar haksızlık, dedikodu, adaletten uzak yaklaşım, diline sahip olamamak, kıskançlık, haset, vefasızlık, bencillik, cimrilik vb menfi tutum ve davranışlardır. Evet Allah akrabalık bağının önemine vurgu yaparken onu sağlam kılacak hususlarda da inananları uyarmaktadır. Akrabalık bağını kopartacak her şeyi yap sonra da akrabalık bağını koparıyorsun diye karşıdakini suçla, ne güzel bir dünya!

Bir de şu hususun altını çizmekte fayda var. Aynı aileye iki kız verilmemesi gerektiği gibi aynı aileden iki kız da alınmaz. Bir evde yaşanan olumsuzluklar olduğu gibi diğerine de yansıyor. Hiç suçu olmayan birisi diğerinin dilini tutmamasından dolayı mutsuzluk yaşıyor. Ya da bir tarafta yaşanan mutluluk diğer taraf için kıskançlık konusu yapılıyor. Ama ne garip ki altını çizdiğim gibi yüze gülünüp arkadan çekiştiriliyor.

Akrabalıkta en büyük problemlerden birisi insanların dilini tutamayarak fitneye sebebiyet vermesidir. Fitnenin cinayetten daha büyük günah olarak değerlendirilmesinin sebebi de cinayette ölen ve öldürülen zarar görürken, fitnede birçok ailenin zarar görmesidir. 

Asıl garip olan da akrabalıkta fitneye sebebiyet veren, aileleri biribirine düşüren, ilişkilerin kesilmesine, nefretlerin oluşmasına neden olan el üstünde tutulur veya hoş görülürken, fitneye maruz kalanların ötekileştirilmesidir. 

Soruyorum, yüze gülünüp arkadan konuşmaların en çok yaşandığı, kapalı bir topluluk olan akrabalık bağı gerçekten kutsal olur mu? 

Anlamadan önce yargılamaların cirit attığı bir topluluk kutsal olur mu?

Bencil arzuların, hamasetin, kibrin, enaniyetin, aşağılamaların hüküm sürdüğü bir birliktelik kutsal olur mu?

Rabbimiz aftan bahsederken biz hep kendimizin affedilmesi olarak algılıyoruz hiç affetmeyi düşünmüyoruz. Afta bile bencilliğin yaşandığı bir topluluk kutsal olur mu? 

 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR