Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


AKIL VE İNSAN

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


Kur'an, akıl kelimesinden türeyen fiilleri 46 yerde kullandığı halde akıl kelimesini isim olarak hiç kullanmamıştır. Kur'an, sanırım işlevsel bir akıl istiyor. Bu nedenle akla yer veren ayetlerinin tamamında akl yerine akıl kelimesinden türeyen fiiller kullanılmaktadır. Çünkü Kur’an, işlevsel aklı önemsemektedir. Kur’an, düşünen, düşünce üreten; bilen, anlayan, anlamaya çalışan, yani bir fonksiyon icra eden pratik aklın önemine özellikle vurgu yapmaktadır. Çünkü ancak bu tür fonksiyonlar icra eden bir akıl, hakk (doğru) ile batıl (yanlışı) birbirinden ayırt edebilir. Aynı zamanda insanı diğer varlıklardan üstün kılan da işte bu tür bir işlevsel akıldır. İnsanı doğru imana ve bu imanın gereği ve uzantısı olan yararlı salih eylem ve ahlâkî davranışlara yönelten de aslında bu aktif akıldır.

Kur’an, aklın varlık ((ontolojik) yapısından ziyade epistemolojik yönüne önem verir. Bu nedenle Kur’an’da aklın kendisi değil, onun ortaya çıkmış hali olan eylem ve davranışlar bilgi konusudur. Bundan dolayı aklın ne olduğundan ziyade onun görev ve işlevinin neler olduğu konusu daha çok önem arz etmektedir. Kur’an ayetleri incelendiğinde, akletmenin, salt zihinsel bir faaliyet olmayıp, aksine onun, daha çok, faal kalbin bir işlevi olduğu da görülecektir.

Sahih ve sağlam bir imana ancak sağlam bir akletme sonucu ulaşılabilir. Salih insanî eylem ve güzel ahlaki davranışlar ise, ancak, temeli sağlam kesin bilgiye dayalı doğru bir imanın ortaya çıkmış halidir.

Arapça “ukl” kökünden gelen bu kelime semantik olarak “bağlamak” anlamındadır. Etimolojik olarak Arapça‘ da “deve kösteğinin adıdır. Devenin ön ve arka ayaklarını çaprazlama olarak bağlayan kösteğe verilen addır. Böylece bağlanmış deve belli bir mekândan pek fazla uzaklaşamaz. Zamanla bu kelime devenin ayağından insanın başına kadar bir evrim geçirmiş ve semantik anlamını orada da göstermiştir. Bundan dolayı akıl dendiği zaman “duygu ve düşünceleri, kavramları, olayları, fikirleri birbirine bağlayan ruhî meleke” kastedilmektedir.             

Asıl anlamı sığmak, tutmak, tutunmak, korumaktır. Akıl ilimle insanı koruyan, kale içine alan ve helak edici yollara sürüklemeyen kalbi/ruhi bir kuvvettir.

Taakkul, akıl kelimesinden türeyen Akletmek, aklı çalıştırmak, akıllı davranmak, eşya ve olaylara akılla yaklaşmak anlamına gelen bir sözcüktür.                                     

Ragıp el-ısfahanı aklı, 'ilmi kabule yatkın olan kuvvet' şeklinde Tanımlıyor ve İnsanın, bilimden, kendisi aracılığıyla yararlandığı kuvvete akıl denir diyor.  Akıllı insan kendini keşfeden ve üretendir. Bilgiyi dönüştürür, kullanır ve paylaşır. Akıllı, İrfan sahibi insan yetiştirmenin yolunu yeniden bulmalıyız. Asıl marifet bilgiyi dönüştürüp insanlığın yararına kullanacak akıllı, irfan sahibi gençleri topluma kazandırmaktır.              

İşte bu misaller var ya, Biz onları insanlar için getiriyoruz; fakat onlara ilim sahiplerinden başkasının aklı ermez. Ankebût. (29/43)

O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını kullanıp gerçeği anlayamazlar. (Bakara.2/171)

Kur'an' akıl ile ilim arasındaki bağlantıyı bu iki ayetle gözler önüne koyarak dikkat çekiyor. Aklımızı, sezgimizi ve sağduyumuzu kullanarak bilgiden, irfandan bahseden sevgi sözcüklerinin arkasına sığınan olgunlaşmamış egolara karşı uyanık olmalıyız çünkü her şeyin hakikisin gizlendiği sahtesinin satıldığı bir dönemin içinde yaşıyoruz

Kur'an, her şeyden önce sözü anlamayı bir akletme işi olarak görmekte sözün akledilerek okunmadığında tahrife uğrama tehlikesiyle yüz yüze kalınacağını ifade etmektedir.                                                                         

Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Hâlbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi. (Bakara.2/75)

Peygamberlere gelen vahyin, onların hitap ettikleri toplumun diliyle gelmesi sözün akledilebilmesi içindir.                                                                                                                                                 

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah direneni sapıklıkta bırakır, gayret göstereni de yola getirir. Güçlü olan o, doğru karar veren odur. (İbrahim.14/4)                 

Ahlaklı olmanın özü insanın bu dünyada ve öbür dünyada alnı açık ve temiz olabilmesi için iyi ve kötüyü araştırarak öğrenmesi ve iyilik üzere yaşamaya çalışmasından ibarettir. İyi ile kötüyü anlayabilmek ise ancak düşünen, düşünce üreten; bilen, anlayan, anlamaya çalışan, işlevsel bir akılla mümkündür.

 



YAZARLAR