Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


ZEYNEP KILIÇ


Agaların Paşaların Sözü Boşuna

Zeynep Kılıç'ın "yeni" yazısı...


Taktığı başörtüsü stiliyle Türkiye’de “sıkmabaş” olarak tabir edilen türban modasını başlatan yazar Şule Yüksel Şenler (70), bir röportajında Oscar ödüllü sinema oyuncusu Audrey Hepburn’den esinlendiğini açıklamıştı.

Şule Yüksel’in 1968’de Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde verdiği konferans ve ardından Hatice Babacan’ın örtülü olarak Ankara İlahiyat Fakültesi’ne girmek isteyişi ve hakarete uğrayarak okuldan atılmasıyla başlıyordu her şey. 68 kuşağının İslamcı kesimi ilk öğrenci boykotunu, bir kız öğrenci ve örtüsü hakkında başlatıyordu… Derken 1972’de İstanbul Barosu avukatlarından Emine Aykenar örtüsü gerekçesiyle Barodan ihraç ediliyordu. Eğitimden sonra kamusal alanda da İslamcı kadına kırmızı ışık yanıyordu. İslami kesimin erkekleri ise zaten çoğu kez kadınlarını evlerinde istiyorlardı. 1980 askeri darbesi Şule Yüksel ile ivme kazanmış mütedeyyin kadın hareketliliği için duraksama anlamındaydı. 1982’de sayıları çok az olan başörtülü üniversite öğrencilerine  ‘’şulebaş’’ deniyordu. 1984’te YÖK tarafından yasaklanan ‘’şulebaş’’ın yerini arkadan bağlı ve o dönemde izinli ‘’türban’’ alacaktı. Ne ki 1986’da bu da yasaklanacak; gazetelerin yaptığı yorumlara bakılırsa; bugün ‘’şulebaş’’ takanlar yarın tıpkı bunu icat eden Şule Yüksel gibi çarşaf giyeceklerdi. 28 Şubat 1997’de ‘’Topyekun Savaş’’ başlıklarını atan medya aracılığıyla yaygınlaştırılan anti-demokratik  sürecin  merkezce  aktörleri örtülü kızlardı.

 

 

Ağaların paşaların sözü boşuna dalga, dalga özgürlüktür Parya yurdunda Biz Maraş’ta siper olduk Erzurum’da düşman sürdük bir orduyu yola vurduk örtü uğruna.

Ağaların paşaların sözü boşuna dalga, dalga özgürlüktür Parya yurdunda Biz Maraş’ta siper olduk Erzurum’da düşman sürdük bir orduyu yola vurduk örtü uğruna. Bu ezgiler marşlar sadece tef çepık çalıp dört oynama için değildi. Bunların her birisinin birer yaşam öyküsü ve ideolojisi vardı.  Yıllar daha 28 Şubat süreci yıllarıydı sene 2006-2007 hiç yoktan hayal mayal dışardan sınavları vermişim İmam hatip lisesi diplomasını almışım İlahiyat aşkıyla kafayı üşütmüşüm. Okuyacağım da okuyacağım aşkın gözü kördür derler ya gerçekten de öyle. Bir şeyi seviyorsan bedel de ödeyeceksin. Sınavlarda yüzdelik dilimi unuttum ama tek oturumluk bir sınav sistemiydi ve her bir alandan sadece 120 soru çıkıyordu. Meğerki çok yüklenmişim 120 sorudan tamı tamına 100 netle sınavı geçmişim ama ne işe yarar ilahiyat o zamanın puanlarıyla tıp fakültesi gibi bir şey alan dışı tercih verdim bu seferde 50 puan geriden gittim. Neyse konumuz benim zekâm ya da geri zekâlılığım değildir. Üniversiteye kaydımı yapmışım ama başı kapalıları derslere almıyorlar. Her okula geleceğim dediğimde ev arkadaşlarım bu hallinle mi deyip beni engelliyorlar. Bunca meşakkati arkamda bırakıp onca yol kat edip gelmişim ama okula gidemiyorum niye çünkü ne başımı açabiliyorum ne de kapalı girebiliyorum. Neyse bir şekilde türban üstü peruklarla kendimizce bir yol yöntem bulmaya çalıştık. Bu usul sahih mi değil mi tartışmaları devam ederken yanılmıyorsam Irak-Lübnan alimlerinden Muhammed Hüseyin Fadlullah’tan Türk muhabirler bu konuyu sorunca uzaktan duyma da olsa perukları takın diye bir fetva çıkmıştı. Fakat bizim Fettocuların tayfası ise takmayın takanlara da bunlardan uzak durun hepinizin başını yakacaklar diye ikaz veriyordu. O psikolojiyi Allah kimseye yaşatmasın. Herkesin teröriste bakar gibi bakışlarının altında öyle rezil ve perişan bir eğitim alıyorsun o psikolojiyle insan ne okuduğunu bile hissetmezdi ama kimileri için de kanıksanmıştı arkadaş peruk takıyor ama yedi yirmi dört elleri sevgilisinin elinden çıkmıyordu. Öyle tiplerimiz de vardı.  Beş yıl boyunca Akdeniz’in nemli boğucu sıcaklığında beynimiz pişti durdu. Mezun olmadan bir yıl önce bir ara başörtü sorunu çözülür gibi oldu o kadar sevinçliyim ki başörtümü bağladım gittim koridorda oturdum. Başı açık bir ev arkadaşım da dalgasına takılmış peşime Türkiye Laiktir laik kalacak bende laf olsun diye Türkiye Laiktir laik kalmadı diye birbirimizi tabiri yerindeyse kedi köpek misali yiyoruz. Tam o sıra işletme dersine girecek emekli binbaşı hocamız koridordan gülümseyerek yanımızdan geçti. İçeri girmeye çalıştıysam da yönetmelikten uyarı aldım giremedim bir dönem sonra gene girmeye çalışırken halkla ilişkiler alanında Türkiye’nin ilklerinden biri olan yaşını başını almış hocamız dersteydi hocam girebilir miyim dedim avazı çıktığı kadar yooook giremeeeezsin dedi. Giremedim başörtü sorunu çoğu yerde çözülmüştü ama onlar hala izin vermiyorlardı. Bir gün öğrenci işlerinden bir bayan bak yavrum sen sesiz sakin biri görünüyorsun boş ver kendini öyle şeylere alet etme başını çekersen bu işin göze batarsın neyine lazım şunun şurada okulu bitiriyorsun diyerek beni bir nebze ikna etmişti. Bundan dolayı da mezuniyet törenine katılmamıştım. Bir ev arkadaşım ise devlet üniversitesinde okuyordu bir gün anahtarımı unutmuşum. Kapıda kaldım Eshab-ı Kehfin mağarasına doğru bir tane devlet üniversitesi vardı ta oraya kadar anahtar almaya gittim.  Başım örtülüydü. Ön kapıdan almazlardı biliyordum. Bir yolunu bulup kantinin arka kapısında içeri girdim baktım ki etrafımı güvenlik güçleri sardı nerden girdin nerden çıktın sorgu sual beni dışarı çıkardılar. Arkadaş gelmiş nasıl trip yapıyor kızım senin derdin ne ya benim de başımı yakacaksın azarlar altında anahtarı aldım ama günlerce arkadaşın tiripnden kurtulamadım. Bu yaşadıklarım belki de bu süreçte zorluk yaşayanların zorlukları yanında devede kulak misalidir.

Evet hiçbir başörtülü ön kapıdan kamu kuruluşlarına yasal çerçeveden giremezdi. Olsa olsa bu yasağı kırmak adına arka kapıdan sızarlardı o da apar topar atılırlardı. Halkın oyuyla demokratik yollardan FP’den milletvekili seçilen Merve kavakçının meclisin arka kapısından içeri girmesi ve yaşan izdihamın fotoğrafı her şeyi anlatmaya yeter.

 

 

Burası devlete meydan okunacak yer değildir Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz

Başörtü sorunu deyip geçmemek gerek Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin aşmış olduğu en büyük sorunlarından biridir. Elbette ki mütedeyyin insanların o zamanki başörtü hassasiyeti verdikleri mücadele bugün içi boşalan aksesuara dönen örtüyle karşılaştırılamaz. Belki bundan dolayıdır artık herkes bunu rahatlıkla içselleştirebiliyor. Ve bu bir siyasi malzemeye bile dönüşebiliyor. Yani bu günkü muhalefetin başının bu konudaki çıkışına baktığımızda evet bu konuda günah da çıkarılabilir ne var bunda diyebiliriz. Fakat bunun seçim arifesinde değil seçimden yıllar öncesinde yapılsaydı daha samimi bulunurdu. Ben muhalefetin başı   olsaydım samimi de olsam bu konuda şahsen başörtüsünü siyasete alet etmezdim. Eğitim hayatımda bir ara demokratik açılım üzerine çalışıyım derken konu başlığını yumuşatmadan pat diye Hocam ben Kürt sorunu çalışacağım der demez danışmak istediğim birisi birden öyle bir sorun yok ki deyince ahan da sonda kaybedeceğimi başta kaybettim dedim. İşte başörtü sorunu var mı ki bunu yasal güvence altına alınsın. Başörtüsünden bugün af dilemek yıllar önce üzerlerine tonlarca barut dökülen kemikleri toza dumana katılmış nerdeyse ikinci defa dirilecek Uludere gençlerinin ailelerinden özür dilemek gibi bir şey olur. Bazı analizlerde muhalefetin bu çıkışı İslamiyet’e girmeden önce Hz. Hamza’nın ciğerini söküp çiğneyen Vahşinin İslam’a girişi ile karşılaştırmış. Birçok sahabeyi şehit eden İslam öncesi Halid bin Velid ile karşılaştırılmış. Sunucu soruyor biraz uç bir benzetme olmadı mı diye. E yani sanki muhalif başkan şirkteymiş de şu an İslamiyet’e giriyormuş gibi tuhaf bir benzetmenin yanında bir de muhalif başkanı sahabeleştirmek gibi ucun da biraz öte ucuna kaçmaya benzer. Velhasıl günah çıkarmanın da tövbenin de samimiyetin de makbul olanı yerinde ve zamanında olanıdır. Zamanımızda insanları kolayca aforoz etme de Firavunlaştırma da o kadar zor olmazsa bile denizin sularında boğulunca ben İsrail oğullarının rabbine iman etim diyen Firavun ’un pişmanlığını yaşamamak için hepimizin bilinçli davranması ve Musa’ya yenik düşen sihirbazların imanıyla eğer elleri kolları çaprazlamasına kesilecekse de hakikati kavrar kavramaz secdeye kapanıp biz Harun ve Musa’nın rabbine iman ettik demesi gerek. Bütün bu pişmanlıklarla beraber Muhalif başkan daha leb demeden leblebiye saran bazı muhalif taban ise hırslarından dolayı nerdeyse parmaklarını ısıracaklar. Umarım muhalefet Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmaz Evet bugün başörtü sorunu muhalefete rağmen çözüldü ise de muhalif başkan da kendi zıt tabanına rağmen yasal güvenceyi savunuyor.  Her ne kadar muhalif başkanın bu samimiyetti seçimlerin gölgesinde olsa da meseleyi yasal güvenceden başka bir boyuta yani anayasal güvenceye taşıdı. Bu paslaşma çoğu siyaset yorumcuları tarafından büyük rakibin topu ağlara gönderip gol yapması diye okundu. Biz siyaset aranasındaki gölü konuşurken Türkiye ampute milli takımı Angola’yı 4-1 yenerek Türkiye’yi dünya şampiyonluğuna taşımış oldu.

 

Kaynak: Farklı Bakış


Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR