Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Afganistan ve Taliban Üzerine

Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinden sonra ortaya çıkan tartışmalar, bir yönüyle İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunlardan, öte yandan Afganistan’a özgün koşullardan besleniyor


Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinden sonra ortaya çıkan tartışmalar, bir yönüyle İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunlardan, öte yandan Afganistan’a özgün koşullardan besleniyor. Bu koşulların gözden kaçırılması, Taliban’ı destekleyen ve Taliban karşıtı duygusal değerlendirmelerin önünü ardına kadar açıyor.

Taliban değerlendirmelerinde ortaya çıkan gerçeklerden en önemlisi, Şatibi’nin deyimiyle, İslam dünyasının yaşadığı anayasal krizdir. Bu krizin temelini değerler krizi oluşturuyor ve siyasal değerlendirmelerimizi yönlendiriyor. İslam dünyasının en önemli sorunu özellikle son üç yüz yıldır küresel ve yerel ölçekte sorun çözme yeteneğini kaybetmiş olmasıdır. Bu durum İslam dünyasının hem iç politika anlamında kırılganlaşmasına hem de dış güçler karşısında müdahaleye açık bir ortam yaratılmasına neden olmaktadır.

İslam dünyası, bir yandan iç eleştirinin zaaf kabul edilmesinin yarattığı zorlukla, diğer yandan olayları analiz ederken emperyalizmin etkisini ihmal etmek tavrıyla mücadele etmek zorundadır.

Suçu sürekli kendinde arayan yeni bir tür emperyalizm ile suçu sürekli dış faktörlerle analiz etmeye çalışan ve bu anlamda kendini sürekli eleştirinin dışına taşımayı amaçlayan bakış açısının yarattığı körlük, sorunları sağlıklı analiz etmenin önünde engel oluşturmaktadır. İç faktörleri öne çıkaranların dış faktörleri,  dış faktörleri öne çıkaranların ise iç faktörleri ihmal etmesi, sağlıklı bir analiz yapılmasını engellemektedir.

Taliban tartışmasının önemli bir yönü de ideal olan ile realite arasındaki uyumsuzluktur. Var olan realite ile olması gereken arasındaki bir türlü kapatılamayan açıklık, sonuçta olaylara çözüm ararken tarihe dönmemize neden olmaktadır. Öte yandan görece Amerika’nın Afganistan’ı terk etmesinin Taliban ile doğrudan ilişkilendirilmesi, sömürgeci bir güce duyulan öfkenin sonucu olarak Taliban’ın savunulmasına yol açıyor. Oysa bir siyasal hareketin Amerikan karşıtlığı, tek başına doğru ve meşru bir noktada durduğunu göstermez.

Sağlıklı bir iç ve dış eleştiri yerine duygusal faktörlerin etkin olması, başta Taliban olmak üzere karşılaşılan sorunları sağlıklı analiz etmenin önünde engel oluşturmaktadır.

Taliban tartışmasını laik ve şeriat ikliminden çıkarıp, daha sağlıklı bir zeminde tartışmak gerekir. Öte yandan Taliban’ı doğru değerlendirmek için, onu doğuran sosyolojik ve dini faktörleri iyi analiz etmek gerekir.

Taliban ve şeriat arasındaki tartışmaya odaklandığımızda karşımıza şu soru çıkmaktadır: Şeriatın sınırlarını formel olarak belirlediği bir model var mıdır? Bu soruyu izleyecek bir diğer önemli soru da şudur: İslam dünyasında hangi dönemde üretilen siyaset anlayışı ile Taliban yönetimini değerlendireceğiz. Kuşkusuz bu soruları izleyecek hayati bir soru da şu olacaktır: Taliban değerlendirmelerinde ölçümüz ne olacak? Hâkim batı siyasal paradigması mı, yoksa İslam’ın siyasal değerleri mi?

Eğer İslami bir eleştiri yapılacaksa bunu tarihte üretilen modeller üzerinden yapmak çok anlamlı değil. Dolayısıyla hilafet ve imamet modelleri bize yardımcı olamayacaktır. Burada dikkat edeceğimiz nokta nebevi siyasetin en temel belgesi olan ‘Medine Vesikası’nın ışığında olayları değerlendirmektir.

Öte yandan Taliban yönetimini değerlendirirken uluslararası sistemin kabul edilmesi ve onun üzerinden değerlendirme yapılması ne kadar anlamlıdır? Kuşku yok ki, Taliban rejimini uluslar arası güçlerin kabulü meşruiyetine dayandırılması da önemli bir sorun alanıdır. Dolayısıyla, Taliban rejimini değerlendirirken hangi paradigmayı esas alacağımız önemli olacaktır.

Siyaset teorisine İslami bir temel aramak ile bunu eşitsiz bir yapı üzerine kurulu dünya siyasetine dayandırmak arasındaki gerilim hala sürmektedir.

Taliban tartışmasının İslamcıları özür dileyecekleri bir alana çekmek ve dünya sistemine dönük eleştirileri etkisizleştirmek için kullanılmaktadır. Adil bir dünya oluşturmak için yola çıkan İslamcılık, özellikle Ak Partinin iktidar olduğu son 20 yılda yaşadığı politik deneyim dolayısıyla yaşadığı hayal kırıklığı ile başa çıkmaya çalışıyor.

Hiç kuşkusuz İslamcılık, tarih boyunca istikrarını en az koruyabilen bir okuma biçimidir. Bu bir taraftan İslam dünyasındaki ve dünyadaki politik değişimlerin zorlaması, diğer yandan çeşitli ülkelerdeki politik deneyimlere bağlı olarak şekillenmektedir. Şartlar değiştiğinde yeni çözümlerin üretilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Ancak ileri sürülen iddiaların tam tersi uygulamaları yapmak, İslamcı iktidarlara karşı güvensizliği beslemektedir.

Asıl sorun, yeni gelişmeler karşısında yeni çözümler üretmek değil, İslam’ın bu sorunları çözebileceğine dair olan güvensizliktir. İşte bu güvensizlik, İslamcı aydınların bir bölümünü İslam dışında bir çözüm üretmeye zorlamaktadır.  Öte yandan İslamcılığın ve İslamcı aydınların muhalif olmaktan uzaklaşıp iktidarla kabul edilesi zor bir şekilde uzlaşması derin sorunlar doğurmuştur, İslamcı aydınları ve İslamcılığı muhafazakârlığın eşiğine getirmiştir.

Kaynak: Farklı Bakış



YAZARLAR