Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Bülent ACUN


ADAM AYAKTA UYUYOR!

Yazarımız Bülent ACUN'UN YENİ YAZISI...


Her günün sonunda kopardığı takvim yaprağı ile aslında ömründen bir günü daha kopardığının farkında değil!

Kendisini dünyanın oyun ve eğlencesine öyle kaptırmış ki ölüm güneşi altında hayatının, Bağdatlı su satıcısının sermayesinin eridiği gibi eridiğinden haberi yok!

Mezarlıkların her renkten, ırktan, yaştan, cinsten, makamdan, mevkiinden, meslekten ve meşrepten insanlarla dolu olduğunu görüyor, fakat gördüğü bu hakikat karşısında istifi bile bozulmuyor!

Azrail'in (a.s) navigasyon kullanmayı bilmediğini zannetmek ona hayli ümit veriyor.

Kullandığı internet ve telefon hatları sınırsız olunca yaşadığı hayata bir sınır çizemiyor belli ki!

Oturduğu evin, bindiği arabanın, kullandığı araç ve gereçlerin yepyeni oluşu kendisine bir gün bu dünyada eskiyeceğini unutturuyor.

Bugün okunan ezanların, yarın okunacak salaların habercisi olduğunu bilmiyor.

Bugüne kadar hep hesap aldığı için bir gün hesap vereceği aklının ucundan bile geçmiyor.

Bu vakte kadar neredeyse hiç toplu taşıma aracına binmediği için vakti geldiğinde hayat aracından müsait bir yerde indirileceğini tasavvur bile edemiyor.

Ağıran saçları ve sakalları “yaklaşmakta olanın yaklaştığından” kesin haberler verse de o hala “İnsan hissettiği yaştadır.” tesellisiyle durmadan avunup duruyor.

Dedelerim, ninelerim, halalarım, teyzelerim, dayılarım, amcalarım, annem, babam, ahbap ve akranlarım gittiler. Ben de gideceğim, diyemiyor. Onlar gitti ben hala yaşıyorum. Ölen öldü, kalan sağlar bizimdir, diyor.

Her şeyin bir limiti olduğunu biliyor da, ömrünün bir limiti olduğunu bir türlü düşünemiyor.

Gitmeye geldiği bu dünyada kalmaya geldiğini zannediyor.

Bindiği o son derece lüks ve konforlu arabalar, bir gün mutlaka bineceği ağaç atı unutturuyor.

Dünyada canının çektiği her şeyi yiyip içtiği nefsinin arzu ettiği her şeye rahatlıkla kavuştuğu için dünyasını cennete çevirmeye çalıştığından âlemi bekadaki ebedi cennetlerden bir hayli gafil.

Dünyada hep el üstünde tutulduğundan ahrette de el üstünde tutulacağını zannediyor.

Evindeki ve işyerindeki klimalar ona cehennem ateşinin sıcaklığını unutturuveriyor.

Çoraptan eldivene hep o ünlü markanın o yılın modasına göre tasarlanmış kıyafetleri ile arz-ı endam etmek tutkusu ona bir gün modası hiç geçmeyen kefen elbisesi giyeceğini aklına bile getirmiyor.

Bugün üzerinde gezdiği toprağın yarın altına gireceğini bir an olsun hayal bile etmiyor.

Dedesinin hafızlığı, babasının hacılığı, amcasının hocalığıyla övünmenin mahşer günü pişman olup, dövünmeye çare olmadığını bilmiyor.

Deniz manzaralı bir mezar yeri satın almış. Garibim kendine kabri hazırlamış, fakat kendini kabre hazırlamaktan fersah fersah uzakta.

Zinde kalmak ve formunu muhafaza etmek için her gün tartılıyor. Bir gün amellerinin mizan terazisinde tartılacağını aklının ucundan bile geçirmiyor.

Adam; gece gündüz demeden çalışmış, servet ve şöhretle zirve yakalamış. İşi tıkırında, keyfi yerinde, bir dediği iki edilmiyor, elini sıcak sudan soğuk suya vurmuyor. Adam çok akıllı, pek uyanık. Siz öyle zannedin adam geldiği yeri ve gideceği yeri unutmuş. Ömrünü beyhude bir çaba uğruna heba ediyor. Ölümden ders, ölenden ibret almak hak getire!

Ezanı duymuyor, imama uymuyor, başını secdeye koymuyor, dünya malına doymuyor, böylece ateşle oynuyor.

Ahiretten habersiz, mahşerden gafil, amelden uzak, hesap gününden bihaber, gelen geçiyor, konan göçüyor, her “merhaba” diyen “elveda” diyor.

Her kemal bir zevalden haber veriyor.

Hâsılı kelam bütün bunlar olurken, adam hiç bir şey olmamış gibi gününü gün ediyor. Dönülmez akşamların ufkundan yeni günlerin sabahlarına ermeyi hayal edip duruyor.

Hayat ayaklarının altından su gibi kayıp gidiyor. Adamda hiçbir sallantı, sarsıntı yok. Çünkü adam ayakta uyuyor, adına dünya denen otele para ödeyip duruyor.

Bir gün düşecek, düşünce uyanacak, fakat uyandığında düştüğü yerden kalkamayacak.

Kaynak: Yeni Söz Gazetesi



YAZARLAR