Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


ADALET YOKSA HUZUR YOK

Musab AYDIN'IN Yazısı;


 

 

Özgürlükler (!) Ülkesinde Nefes Alamamak

 

“Adalet yoksa huzur yok!” diye Amerika sokaklarında yankılanan bu ses dört yüz yıldır bitmeyen zulme karşı bir başkaldırı, bir isyan. Afro-Amerikalıların öfkesinden bahsediyorum. Her toplum ve insan, babaları aracılığıyla atalarından bir miras devralır. Bu miras bazen maddi değeri olan emtialar olurken bazen hayatını şekillendiren manevi bir birikim olmuştur. Amerika’daki siyahiler ise dört asırdan beri çocuklarına bir öfke miras bırakıyorlar. Bu öfkenin müsebbibi de muhatabı da beyazlardır. Malcolm X’in “sarı benizli beyaz şeytan” diye nitelediği, Anglosakson kökenli ve onlarla Amerika’yı işgal edip, kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk (!) kurmuş beyazlardır.

Temmuz 2014’te New York’da, kaçak sigara sattığı gerekçesiyle yakalanan Eric Garner’in boğazına kolunu dolayan polis, onu nefessiz bırakarak öldürmüştü. Bu hadise zihinlerde tazeliğini muhafaza ederken “Nefes alamıyorum!” diye yakarışla dolu bir feryat kulakları sağır etti. Bu ses, Amerika’nın Minneapolis kentinde, polisin herkesin gözü önünde diziyle boğazına basarak öldürdüğü George Floyd adlı siyahiye aitti. Sadece bir zanlıya benzemesi sonucu Floyd’un canice öldürülmesi siyahilerin vahşi cinayetlere maruz kalmalarını yeniden hatırlatmış oldu. Son üç yılda bu şekilde 700 civarında siyahinin öldürüldüğü devlet kayıtlara geçmiş. Ya kayıtlara geçmemiş cinayetler?

26 Mayıs günü devlet güçleri tarafından işlenen cinayet sebebiyle, siyahiler birçok şehrin sokaklarını ateşe verdi. Alevler arasında yapılan gösterilere polisin tavrı ise her zamanki gibi çok sert oluyor. “Yağmalamayı sizden öğrendik. Şiddeti sizden öğrendik.” diye bağıran siyahilerin şehirlerde yağmaya başlaması üzerine katil polis önce görevden alındı. Ancak isyan durmayınca yetkililer cani polis memurunu tutuklamaya mecbur kaldılar. Ataları olan “sarı benizli beyaz şeytanın” ruhunu taşıyan Beyaz yöneticiler zoru görmedikçe siyahların lehine olabilecek hiçbir adım atmamıştır ve bugün de atmayacaklardır.

Siyahiler hakları olan ama yüz yıllardır bulamadıkları adaleti arıyorlar, Amerika sokaklarında. Bu öfke hiçbir zaman bitmeyecek. Zaman zaman duraklamış olsa da beyazların zulmü bitmediği sürece, adalet ve eşitlik sağlanmadıkça dört asırlık bu öfke sönmeyecektir. Şimdi siyahi gençler sesini yükseltiyor: “Siyahiler için hiçbir zaman hukuk gelmedi, adalet gelmedi. Eğer bir şey yapmak istiyorsanız bu cinayetleri işleyen bütün polisleri tutuklayın.” Diye bağırıyorlar. Rengi siyah, ruhu beyaz şeytan Obama bile günlerce hadiseye sessiz kaldı. Beyaz şeytan Trump ise hiçbir şey yapmayacak, öyle görülüyor ki ataları gibi siyahileri kandırmanın peşinde.

Bu insanları yurtlarında, evlerinde kuparan, para karşılığı tuttukları insan avcıları ile yakalayıp zincirlere vuran beyaz şeytanların atalarıydı. Yüzyıllarca pamuk tarlalarında ve çiftliklerde aç, çıplak; kimisini de evlerinde hizmetçi olarak çalıştırdılar. Eşleri yanında aşağılanarak dövülen erkeklerin gözü önünde kadınlarının namuslarına musallat oldular. Çocukları büyüdüğünde köle olarak satıyorlardı bazen ise eşlerden birisini bir başka ülkeye bile satıyorlardı.

1846 yılında Amerika’nın bazı eyaletlerinde kölelik kaldırıldı. Sanayinin geliştiği kuzeyde serbest işçi sistemine geçilmişti ancak geniş tarım arazilerine sahip güneyde durum köleliğin devamından yanaydı. Tarlalarda çalışacak maliyetsiz işgücüne ihtiyaç vardı. Abraham Lincoln’un 1861’ta başkan seçilmesiyle kölelerini kaybetmek istemeyen 11 güney eyaleti bağımsızlık ilan etti. Bu sebeple Amerika’da iç savaş başlamış oldu. Savaş sırasında bir yolunu bulabilen siyahiler kuzeye kaçmaya çalıştı. Nihayet 1863 yılında köleliğin kaldırılması parlamento da kabul edildi. Ancak Ocak 1865 yılında yasalaştı. Fakat hiçbir şeyi olmayan siyahiler için değişen bir şey olmamıştı.

1875 yılında siyahların lehine çıkarılan yasalar çelişkiler barındırıyordu. Bu yasalar ile siyahlar kendi içinde eşit ama beyazlara karşı ikinci bir sınıf olarak kategorize edilmişti. Beyazlarla aynı okula, kiliseye gidemeyen siyahiler aynı otobüslere de binemiyorlardı. Bu ayrımcılığa karşı mücadele eden birçok siyahiye karşı suikast yapıldı. Sayısız infazlarla liderleri yok edildi. Amerika’nın arka sokaklarında yaşayan her siyahi genç günün birinde bir suikast veya polis kurşununa hedef olabileceğini aklından çıkarıp atamaz.

Malcolm X’ kırk yaşına henüz bastığı bir zamanda dediği gibi: “Kafama iyice girmişti, yatağımda öleceğime ihtimal veremiyorum artık. Babam ve dört amcam beyazlar tarafından öldürüldü. Artık sıra bende.” Öyle de oldu genç yaşında on altı kuşunla şehit edildi Malcolm X.

Marcus Garvey, “Amerika’da siyahiler hiçbir zaman eşit olamayacaklardır. Özgür ve saygın bir toplum olamayacaklardır.” demişti. Evet siyahiler Amerika’da saygın ve eşit bir toplum olana dek, atalarından miras aldıkları dört asırlık öfke asla bitmeyecektir. Bu siyahi öfke günün birinde “sarı benizli beyaz şeytanı” yakacaktır.

 Marcus Garvey’in ve Malcolm X’in isyan ruhu dolaşıyor Amerika sokaklarında. Her zaman olduğu gibi yine onların sesi duyuluyor Harlem’in ve Beyaz sarayın arka mahallerinde. “Adalet yoksa huzur yok!” diyen siyahi öfke onların sesidir.



YAZARLAR