Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ramazan DEVECİ


Adalet Liyakat ve İktidar...

Yazarımız Ramazan Deveci'nin "yeni" yazısı...


İslam’ın esası tevhid adalet ve güzel ahlaktır.

Tevhid imanın, adalet ve güzel ahlak ise imanın amale dönüşmesinin ifadesidir.

Tevhid: bir olan eşi ve benzeri olmayan, yaratan rızık veren, hüküm koyan hükümlerinde adil olan ve adaleti emreden bir Allah’ın varlığına iman ederek, hayatını/yaşamını o Allah’ın varlığı ve rızası ile anlamlandırmaktır.

Adaletin kendisinden türetildiği Adl, kavramı Tirmizi’nin rivayet ettiği esma-i hüsna hadisinde Allah’ın doksan dokuz ismi arasında yer alır.

Adl, “doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek; eşitlemek” vb. manalara gelen bir masdardır. Ayrıca “doğruluk, hakkaniyet ve adalet” anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi, “çok adil” anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adl, Allah’ın isimlerinden biri olarak kullanıldığında “çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan” anlamına gelir. [1]

Allah adildir insanlara da adaleti emretmektedir.

Kerim kitapta, insanoğlunun yaratılışı anlatılırken, meleklerin insanoğlunun yaratılışına itiraz ederken yeryüzünde kan dökecek/fesad çıkaracak yani zulüm yapacak birilerini mi yaratmak istiyorsun dedikleri aktarılır. (Bakara-30)

Bu bir anlamda insanoğlunun yapısının zulüm yapmaya meyilli olduğunun ifadesidir. Onun için rabbimiz gönderdiği vahiylerde insanoğluna sürekli adaleti emretmiş zulüm yapmayı yasaklamıştır. Peygamberlerin gönderiliş amacı insanlara Allah’a karşı kulluklarını hatırlatmak olduğu kadar yeryüzünde zulme karşı mücadele edip adaleti hakim kılmaktır. İslami anlamda cihat tamda budur: yeryüzünde zulme ve zalimlere karşı her şekilde mücadele etmektir.

Adalet; hakkı teslim etmek, her hak sahibine hakkını vermek bir başkasının hakkını gasp etmemek, kimseye haksızlık yapmamaktır. Ayrıca adalet, doğru olmak, ölçülü hareket etmek, aşırılıktan kaçınarak dengeli davranmak gibi manalara da gelir. Bunun zıddı ise zulümdür, haksızlıktır, hak tanımazlıktır.

Zulüm; bir şeyi kendine ait olmayan yere koymak, fazlalık veya eksiklik yapmak, hakkı olana değil hakkı olmayana vermek, yada hak sahibinin mağdur olmasına, hakkının yenilmesine sebep olmak yada razı olmaktır. Ayrıca, zulüm, konulan sınırı aşmak anlamını da taşır ki, bu manada “günah”a da zulüm denilmiştir.

Allah adaleti iyiliği ve iyi olmayı emretmektedir. “Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder..” (Nahl: 90).

Hatta Allah sadece adaleti emretmekle kalmayıp Müslümanlara adaleti uygulayan bir topluluk olmaları emretmektedir. “Yarattığımız kimseler içinde hakkı anlatıp onunla insanlara doğru yolu gösteren ve yine hakka dayanarak doğruluğu ve adaleti uygulayan bir topluluk vardır.” (A’raf 181)

Rabbimiz bu adaletin ölçüsünü ise Maide-8- Nisa-135’te düşmanına haksızlık yapmamak sevdiklerine torpil geçmemek olarak koymaktadır.

Hz. Ali halife seçildikten sonra bir gün oturmuş yırtık ayakkabılarını dikiyordu. Abdullah b. Abbas’a bu ayakkabının değeri ne kadar diye sordu. Abdullah b. Abbas “hiç değeri yok” dedi. Hz. Ali “Allah’a yemin olsun ki bu ayakkabı bana sizlere baş olmaktan daha sevimlidir. Sadece bir hakkı ikame edeyim (adaleti gerçekleştireyim) veya bir batılı yok edeyim diye sizlere halife olmayı kabul ettim[2] dedi.

Hz. Ali halife seçildiğinde şöyle demişti:“Bilin ki Beytül Mal’dan yapılan haksız harcamalar iptal edilmiştir. Allah’a andolsun ki Osman döneminde akrabalarına verilen malları, onlarla evlenmiş ve cariye bile almış olsalar onları asıl sahiplerine iade edeceğim.  Zira adalet ve dürüstlükte genişlik vardır[3]

İslami devletin amacı adaleti ikame etmektir. A’raf 181’de emredilen adaleti uygulayan bir topluluk olmak bunu gerektirir. İslamcılıkta işte tamda budur. Yeryüzünde adaleti ikame etmektir. Yeryüzünde adaletin hakim olması için mücadele etmektir.

Adalet bir Müslüman için her şeyden daha değerlidir. Şayet Adalet bir Müslüman için her şeyden daha değerli değilse o Müslüman’ın İslam anlayışında bir problem var demektir. Hz. Ali şu sözü bu anlayışın bir ifadesidir. “Dünyayı bana verseler bir karıncanın ağzındaki arpayı haksız şekilde almamı isteseler vallahi onu almam ona zulüm yapmam”.[4] Eski adalet bakanı Abdulhamit Gül hem de adalet bakanı iken “Adalet gerçekleşsin isterse kıyamet kopsun” demişti. İşte bu söz tamda hilafeti boyunca Hz. Ali’nin uygulaması olmuştu. Ancak ne yazık ki sayın Abdulhamit Gül’ün uygulamalarında bu sözünün pratiklerini göremedik.

Eğer İslami düşünceye sahip olduğunu söyleyen insanlar iktidar ve güç sahibi olduklarında adaleti ikame etmek için çalışmıyorlarsa adaleti esas almıyorlarsa ya onların İslami düşüncelerinde bir problem vardır yada düşüncelerinde samimi değildirler yada iktidar sahibi olamamışlardır. Bu durumda bulunanlar en azında adaletsizliğin uygulayıcısı olmamalılar. Olurlarsa bunun bir mazereti olmaz, onlarda zulme alet olmuşlardır demektir.

İslam dünyasında İmam Ali’den sonra Muaviye ile birlikte ne yazık ki adalet merkezli bir siyaset terk edilmiş güvenlik merkezli bir siyaset anlayışı ile her türlü adaletsizlik meşrulaştırılmıştır.

Belki de bugün Hz. Osman döneminin adaletsizliklerini eleştirerek/sorgulayarak başlamamız gerekmektedir. Hz. Osman’ın liyakati değil de akrabalığı öncelediği siyaset anlayışı, beytülmalı akrabalarına peşkeş çekmesi valileri emevi oğullarından ataması ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır. Hz. Osman’ın çok hayalı ve cömert olması, haya ve cömertlikte örnek bir şahsiyet olması, muhacir olması ve peygamberimize damat olması bu yanlışlarını meşrulaştırmaz. Bu önemli vasıflar hilafet döneminde yapılan adaletsizliklerin sorgulanmasına engel teşkil etmemelidir.

Ne yazık ki tarihe eleştirel bir gözle, ibret nazarı ile bakmadığımız için, tarafgirlikle övgü ve sövgü anlayışı ile baktığımız için tarihten gereken dersi çıkaramadık. Tarihten gelen bir gelenekle bugünde İslamcılar kendilerine yakın gördükleri iktidarların adaletsizliklerini sorgulayamamakta amalarla başlayan cümlelerle bu adaletsizliklere kılıf bulmaya çalışmaktadır.

20 yıldır iktidarda olan bir parti 20 yılda işe alımlarda liyakata dayalı adil bir sistem getirmemişse hala torpille, yandaşlıkla insanlar işe alınıyor ihaleler, devlet imkanları, yakınlara, yandaşlara peşkeş çekiliyorsa bunun mazereti olamaz. Şayet böyle bir şey yok deniliyorsa o ayrı bir sorun. Ancak İslam ve İslamcılık adına hem bu adaletsizliklerin varlığı kabul ediliyor hem de bu adaletsizliklere hala bir kılıf aranıyorsa o İslam anlayışında bir problem var demektir.

Bir T.C. vatandaşı olarak söz konusu iktidarı, yol, köprü yaptığı için, milli geliri arttırdığı için, ekonomik olarak başarılı görüp savunabilirsiniz. Yada sosyal yardımları çok iyi olan bir iktidar olarak ta savunabilirsiniz. Bu durum anlaşılabilir. Ancak İsrail ile ilişkileri normalleştiren, Siyonist İsrail ile mücadelede direniş eksenin bir parçası olmayan ve Filistin direniş örgütlerine silah desteği sağlamayan bir iktidarı İslamcılık adına savunamazsınız. 20 yıl iktidarda kalıpta işe alımlarda hala liyakata dayalı adil bir sistem geliştirememiş, yandaş kayırmacılığı yapan, yolsuzluklarla anılan bir iktidarı İslamcılık adına savunamazsınız. 20 yıllık iktidarın sonunda hukuki ve ekonomik adaleti gerçekleştirememiş, hatta gerçekleştirmeyi bırak yaptığı ekonomik ve hukuki adaletsizliklerle anılan bir iktidarı İslamcılık adına savunamazsınız. Eğer savunabiliyorsanız ya siz İslamcı değilsiniz yada o İslamcılıkta bir problem var demektir. 

20 yıl iktidar sonunda geriye dönüp baktığımızda İslamcılık adına söylenen başarı öyküleri kısaca belirtmek gerekirse şunları saymak mümkün. Baş örtüsü özgürlüğü yani memurlara kılık kıyafet serbestisi, Ayasofya’nın açılması, İslami STK’lara sağlanan imkanlar, Çokça açılan Kuran Kursu, İmam Hatip Okulları ve İlahiyat fakülteleri, Çamlıca ve Taksim camileri. Bu saydıklarım içerisinde ‘Baş Örtüsü özgürlüğü’ kuşkusuz, sadece İslamcılık açısından değil bir insan hakkı olarak ta çok önemli bir hizmettir. Ancak diğer saydıklarım gerçekten bir başarı öyküsü müdür tartışılır.

Bizden olan iktidarların ve bizden olan cemaatlerin adaletsizliklerine sessiz kaldığımız sessiz kalmakla kalmayıp amalarla mazeret bulmaya çalıştığımız ve adaletsizlik başkalarına değil de bize yapıldığında aklımıza geldiği sürece adalet için mücadele eden bir topluluk olmak mümkün müdür. 

Müslümanlar olarak adalet konusunda samimi ve vahyin ölçüsünde bir duyarlılık geliştiremediğimiz sürece insanlığa verebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Müslümanlar olarak “kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana” söylemimizin inandırıcı olması için adaleti uygulayan ve gerçekten adalet için mücadele eden bir topluluk olmamız gerekiyor.

Vesselam…

 

 

[1] Adl İslam ansiklopedisi

[2] Nehcül Belaga Hutbe 33

[3] Nehcül Belağa Hutbe 15

[4] İmam Humeyni ‘nin penceresinden İmam Ali s. 60 Nehcül Belağa Hutbe 224

 

Kaynak: Ekran Gazetesi

YAZARLAR