Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


ABDÜLHAMİT DÜŞMANLIĞININ DAYANILMAZ ADİLİĞİ

Ömer Naci Yılmaz'ın yazısı;


 

Sultanım!

Tahttan indirilişinizden bu yana 111 yıl, vefatınızdan bu yana 102 yıl geçti. O günkü düşmanlarınız her kim ve ne ise bugünküler de aynı. O gün size ne dediyseler, nasıl iftira attıysalar bugün aynısını torununuz Reis’imize yapıyorlar. O günkü düşmanların Yahudi, İngiliz ve Ermeni ağzıyla konuşuyorlardı. Bugünküler de aynı ağızdan konuşuyor. Biz bunlara alıştık. Sineye çekecek değiliz. Herkes cevabını alacaktır. Bu gafil ve aymazlara bir hatırlatmada bulunmak isteriz. Sultanım! Size düşmanlık edenlerin hiçbirisi felah bulmadı, huzur görmedi, iki yakaları bir araya gelmedi. Gayrimüslimi de, Müslüman’ı da pes perişan oldu. Sizden sonra nasıl bin pişman olduklarını tarih kaydetti. Keşke görebilseydiniz. Sizi mumla aradılar. Arkanızdan ağıtlar yaktılar. Hani siz onlara hakkınızı helal etmediniz ya vallahi biz de etmiyoruz. Size ihanet edip başınızı yere eğenlerin başı yerden kalkmadı. Vallahi torunuz Reis’imize de ihanet edenlerin başı yerden kalkmayacak. Buna yürekten inanıyoruz. Bunun için diyoruz ki Sultanımıza vefa, Reis’imize sadakat tarihin bize yüklediği görevdir, sorumluluktur ve bizim için şereftir. Bundan kaçınırsak anamızdan helal emdiğimiz süt haram olsun.

Televizyonun birinin aşağılık ve müptezel yöneticisi Sultanımıza dil uzatmış. İnsanlık tarihi boyunca Yahudiler, Sultanımız Abdülhamit’ten çektiğini bir başkasından çekmemişti. Onların düşmanlığı kıyamete kadar devam edecektir. Öyle anlaşılıyor ki onların tasmalılarının düşmanlığı da kıyamete kadar devam edecektir. Abdülhamit düşmanlığının arkasında Osmanlıya olan düşmanlık yatmaktadır. Osmanlıya olan düşmanlığın arkasında İslam’a olan düşmanlık yatmaktadır. Açık açık İslam’a sövemeyince -eşeğini dövemeyen palanını döver misali- Sultanımıza ve Osmanlıya sövüyorlar.

Osmanlıya düşmanlık bir çatıya düşmanlıktır. O çatı İslam’dır. O çatının altında aziz ümmet, gariban coğrafyamız vardır. Dininin, dilinin ve ırkının bizi ilgilendirmediği mazlum ve mağdur insanlık ailesi vardır. O çatının altında dünyanın mağdur ve mazlumuna uzanan vardır. O çatının altında geçmişimize, Selçuklumuza, Osmanlımıza muhabbet vardır. Onlar buna düşmandır. Selçuklu ve Osmanlıyı hatırlatan her esere düşmandırlar. Hititlilerden, Firigyalılardan ve Romalılardan kalanlara dostturlar. Onlardan kalan tiyatrolara, tapınaklara, kiliselere hayrandırlar. Bunları uzatmak mümkündür. Aslında bunlar bizi biz yapan tüm değerlere düşmandırlar.

Sultanımız Alparslan, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu dünyanın siyasal tanrısı kabul edilen Doğu Roma İmparatorluğu’ndan değil de sanki bunlardan fethetti.

Sultanımız II. Kılıçarslan, 17 Eylül 1176 Miryakefelon Zaferi ile Anadolu’nun tapusunu Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos’tan değil de sanki bunlardan aldı.

Sultanımız Orhan Gazi, 1353’te Balkanlara geçiş için önemli bir üs konumunda olan Çimpe Kalesi’ni Bizans İmparatoru Kentakuzan’den değil de sanki bunlardan aldı.

Sultanımız Fatih Muhammet Han, 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u Doğu Roma İmparatoru XI. Konstantinos Paleologos’tan değil de sanki bunlardan aldı.

Sultanımız Muhteşem Süleyman, 29 Ağustos 1526’da  koskoca Macaristan’ı dünya tarihinin en kısa süren savaşı olan Mohaç Meydan Muharebesinde Macar Kralı II. Layoş’tan değil de sanki bunların babasından aldı.

Sultanımız Yavuz Selim Han, fitne ateşlerinin söndürücüsüydü. 24 Ocak 1517’de Memluklulardan Mısır’ı aldığında hem Orta Doğu’da hem Kuzey Afrika’da ve hem de Akdeniz’de üstünlük Osmanlıya geçmişti. Fethedilen tüm yerler sanki bunların babalarının malıydı.

Atam ve Adam Sultanımız Abdülhamit Han, şehitlerimizin kanlarıyla sulanan bu topraklardan bir karış dahi yer alamazsınız deyip Thedor Herzell’i kovmuştu. Sanki kovulan bunların babasıydı da düşman kesildiler. Abdülhamit Han’ın torunu Reis’imiz, dedesi Fatih Muhammet Han’ın İstanbul’un Fethinin sembolü olan Ayasofya Camiini –hani siz kapatmıştınız ya- yeniden açmaya hazırlanıyor. Bu da zorlarına gidiyor ve düşmanlık yapıyorlar. Reis’imiz dedesinin fethettiği şehirdeki camiyi yeniden açıyor. Varsa fethettiğiniz yer, oralarda istediğinizi yapın.  

Sultanım!

Allah ve tarih şahit olsun ki ömrümüz temsil ettiğiniz değerleri sizi sevmekle son bulacaktır. Bir kez daha hatırlatalım. Abdülhamit’e vefa, Reis’e sadakat şerefimizdir. Bize bu şerefi ikram eden Yüce Allah’a hamdolsun.

 



YAZARLAR