Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


ZAMAN ve MEKAN

Yazarımız Aziz DARICI'NIN 'YENİ' YAZISI...


"Bir bak, zaman ve mekan, nasıl kuşatılmışız;
Belli ki, en tepeden en dibe atılmışız..."

Üstat Necip Fazıl'ın harika şiirsel üslubu ile dile gelen bu hakikat, bu asrın şahidi olan bizler için daha anlamlı bir okumaya tabidir. Zamanın ruhundan çekileli epey olmuştur. Mekansal görünürlülüğümüz "Fincancı katırlarını ürkütmek" kabilinden olmasa da, varlık sahnesinde nefes alabiliyoruz. Kimimiz kibir ile kimimiz böbürlenerek, kimimiz mahcup, kimimiz mazlum, kimimiz masum bir hal ile yol alıyoruz.  Kimimiz ise, zalim halimiz ile hayata-doğaya kan kusturuyoruz.

Her şeyin bir ruhu vardır. Zamanın ruhunu elimizle kirleteli çok olmuştur. Zulmün tarihini şaha kaldırdık. Ellerimiz ile dünyayı tarumar ediyoruz, ayaklarımız ile mekanları sömürüyoruz, yaptıklarımız ile yeryüzünü fitne ve fesada uğratıyoruz. Midemize haram sofralar kuruyoruz. Kalbimize günahları peşkeş çekiyoruz. Aklımıza hadsizlikler salık veriyoruz. Zalim insan, mekanı, istirahatgahı, geçim kaynağını, yani yeryüzünü, mekanını; abdestsiz, besmelesiz tüketmektedir. İnsanoğlu hakikati kulak ardı edince; arsız niyetini, konjonktürel bakışını, ahlaksız amelini, zalim kişiliğini, zamanın gerçekliğine tevil ettirerek, yaptığı cürümü asıl kabul etmektedir.

Batı, bu minvalde aklı putlaştırdı.. Zamansal ve mekansal olarak "Tanrı yoktur"u oynadı. Tanrı yoksa hesap ve kitapta yoktur. Öte bir şey yoksa dünya senin için tüketilecek bir metadır. Hem de vicdan sınırlaması olmadan, sınırsız bir ziyafettir. Bu noktada önüne çıkan herkes bir rakip, geçilmesi-yok edilmesi gereken bir unsurdur. Tabiat ana, onlar için bir hammadde kaynağıdır. El attıkça tüketilecek bir eşyadır. O yüzden bana kalsın hesabı gereği doğa, fütursuzca kullanmaya daima müsaittir. Modernizm adı altında doğamız, hayatımız, benliğimiz, zamanımız kirletilmiştir. Kirletilmiş her şey, Allah'ın sünnetullahına yabancılaşmaktır, uzaklaşmaktır.  

Doğu akla ket vurdu, vicdana sığınmaktadır. Ne vicdanlı kaldı, ne de aklın değerini bilmektedir. Taklit, cehalet, duygusallık ile zamana ve mekanı konuk oldu ama tanık-şahit olamamaktadır. Dildeki dindarlık, amelde arıza vermektedir. Kendisine emanet edilen zamanı ve mekanı heder etmektedir. Halifelik görevi, insanların üzerinde "demokrasi kılıcı" gibi, toplumları tahakküm altına almak, uysallaştırmak için kullanılmaktadır. Özgürlük, irade, özgünlük, doğallık, adalet gibi kavramlar, toplumların günahı gibi algılanmaktadır. Siyasi-mezhebi-ideolojik akıl, biat-itaat adı altında kesin kabulü istemektedir. Soru sormak-düşünmek-araştırmak gibi açılımlar, çizilen sınırların çapına takılmaktadır.

Dünyevileşen, bireyleşen, zalimleşen insanoğlu kendi  haddini aştığını farkında mıdır? Farkında olsaydı, bunca kan ve gözyaşı ile zamana ve mekana şahit olur muydu? Korkaklığını ve çaresizliliği ifşa eden imtihanlar karşısında hala "Bencillik" rolünü oynar mıydı?

Allah'ın hududuna riayet edilmeden sürdürülen hayatların, yeryüzünün bile bir gün isyan edeceğini, itirazına maruz kalacağını, doğal dengenin bozulmasının sonucu olarak "Ey insan yeter" diyeceğini, Allah’ın bize müdahalesine kapı aralayacağını niye hesaba katmadık?

Her fiilin, hareketin bir sonucu vardır. Yaşadığımız zaman ve mekanda, yaptıklarımızın bize kazandırdığı "virüslerle" uğraşıyoruz. Asıl virüs, aklımızda, vicdanlarımızda, amellerimizde dolaşmaktadır. Dünyayı dize getiren "Koronavirüs" bir gün bitecektir, ama kişiliğimize bulaşan, küfrün-zalimliğin radarından çıkmayan hallerimizin, özümüzü hasta eden "asıl virüsler"in temizlenmesi, paklanması gerekmektedir. Maske, takarak, el hijyeni ile sağladığımız psikolojik rahatlık, dönemseldir. Asıl olan iman ve hakikat üzerinde yol almak, Allah'ın bizim için belirlediği standartlara uyarak "zaman ve mekan" sınırı olmayan bir hayata koşmaktır. Yoksa ilahi hakikatin mesajındaki değindiği gibi, yeryüzü onca genişliğine rağmen bizlere dar gelecek, göğsümüz sıkışacak, can boğaza dayanacak, gözler yerinden fırlayacak gibi bir yaşama rıza göstermek zorunda kalırız.

Sokağımızı, caddemizi, arkadaşlarımızı, ailelerimizi, akrabalarımızı, bir merhabayı, dosta candan sarılmayı, kaygısız dolaşmayı,  özgürlüğümüzü özlemedik mi? Hayatı ve doğal yaşamı özlemeyen var mı? 

Allah'a şükredip; derinden bir nefes çekip, bir sıcak çay ile ufka ve yıldızlara bakmayı özleyenler elbette bu imtihanı yüzünün akı ile çıkacaklardır. Asıl konu ve sorun, ruhlarını korkuya teslim ederek, bu süreci "Firavun İmanı" gibi okuyanlara, tavır takınanlaradır. Samimiyetsiz, ciddiyetsiz kişiliklerdir. Süreci doğru okumayıp, dindarlık adı altındaki mesajlara, yorumlara, reklamlaradır. Vazgeçilmeyen kapitalist ruhlara, zalim kişiliklere, menfaatperestleredir.

 Bunu şuanda yaşadığımız ruh hali ile akletmiyorlarsa, isterseniz bir adım daha ileri gidelim... Kimin haklı olduğunu elbette zaman gösterecek...



YAZARLAR