Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet CÖMERT


      Vahyin gözüyle âleme bakmak

Mehmet Cömert


        

   Hayat yüce Allah’ın göz kamaştıran sayısız mucizelerinden biridir. Canlılar dünyası rengarenktir. Her canlının farklı  özellikleri, hayatın bütünü içindeki konumu,  çevre  ve diğer canlı- cansız varlıklarla olan ilişkisi vs  kütüphaneler tutacak kadar bilgi içerir. İnsan da bu canlılardan biridir, ama hepsinden çok daha farklı bir konuma sahiptir. Bu üstün konumuna rağmen İnsan diğer canlılar olmadan yaşayamaz. Âlem bir ağaç ise, insan da onun meyvesidir. Ağaç olmadan meyve olamayacağı  gibi meyvesiz  ağaç da bir fayda sağlamaz.

   İnsanın hayatı, rahatı için seferber olan bu ilahî eser ve rabbani sanat olan tabiat, yaratıcı kudretin koymuş olduğu çok hassas bir denge ve yardımlaşma sistemi üzerine kuruludur. Akılları hayrette bırakan bu  düzen İslam hikmetinin ifadesiyle Allah’ın en büyük ayeti (Ayetü’l Kübra) ve kitabıdır. Her zerre Onun varlığına şehadet eden somut bir delildir.

   Doğrusu tabiat ve içindeki canlı-cansız varlıklar Allah’ın birer âyeti olmakla beraber insana hizmet  için yaratılmışlardır. Bütün varlık âlemi tek tek, şu veya bu şekilde insanı ilgilendiren, onun ihtiyaç ve arzularından  birini karşılayan özelliklere sahip olarak  yaratılmıştır. Yüzlerce ışık yılı uzakta bulunan bir yıldız dahi  misafirhanemiz  olan küçük dünyamızın semasında parlayan muhteşem ışık tablosunun bir parçasıdır. Yeryüzü ise insan için hazırlanmış muazzam bir sofradır. ‘Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır.’ (Casiye-13)

    Varlık dünyasında her açıdan farklı bir konuma sahip kılınan insan,  bu âlemdeki her şeyin kendisi için yaratıldığını idrak etmek  ve bunun gereği olan hamd ve şükrünü ifa etmekle yükümlüdür.  Bu âlemdeki  farklı ve imtiyazlı  konumda olduğunu bilmeden yaşamak küfürdür. Küfür tek kelimeyle  nankörlüktür.

   Bize hizmet eden evrenin bizimle bir iletişim ve ilişkisi olmaz mı? Materyalistlerin zannettiği gibi tabiat hedefsiz, amaçsız , duygusuz bir maddeden mi ibarettir. Elbette ki hayır. Evren yaratıcısını tanır ve onu tespih eder. ‘Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız.’ (İsra, 44)  Yaratılmış alemin bir dili vardır, hisleri, sevinmesi, üzülmesi vardır. Bu hakikati idrak eden batılı yazarlardan biri şöyle der:  “Tabiat sessiz, kokusuz, renksiz mat bir ilişki değildir. Sadece sonsuz olarak anlamsız olarak acele ile akıp giden maddenin akışı da değildir.” Dahası, “duygusuz ve anlamsız” bir âlem de yaşamıyoruz.   (A.N. Whitehead)

 Varlıklar iman edip iyi işler yapan insanları sevdiği gibi küfür ve fesat ehlini de sevmezler. Kur’an-ı Kerim Musa peygambere asi olan firavun ve ona tabi olanların denizde boğulmalarını  konu alan olayın sonunda şöyle der: ‘Gök ve yer onların ardından ağlamadı’ (Duhan-29)

Rasulullah (sav) efendimiz de meşhur hadisinde şöyle buyurmuştur: Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!”  (Buhârî, Cihâd, 71)

  Alem iyi insanların  bağışlanması için dua da eder. ‘İnsanlara hayır öğreten kişinin bağışlanması için, denizlerdeki balıklara varıncaya kadar her şey  dua eder.’ (Taberani)

Hasılı âlem Allah’ın ordusu ve askeri, insan da o askerlerin komutanıdır. Âleme ve içindekilere bu nazar ile bakmak sonsuz bir güç ve saadetin kaynağıdır.

Konuyu Hz. Mevlana’nın sözleriyle bitirelim:

Taş parçalarının azîz Peygamber Efendimiz’e ve asânın da Hazret-i Mûsâ’ya itaat etmeleri, diğer cansız sandığımız varlıkların da Hakk’ın emrine nasıl boyun eğdiklerini haber verir.

   Onlar derler ki: «Biz Allâh’ı biliyoruz ve O’na itaat ediyoruz. Biz rastgele yaratılmış boş şeyler değiliz. Biz hepimiz Kızıldeniz’e benzeriz. O, deniz olduğu hâlde batırıp boğacağı Firavun ile İsrâiloğulları’nı tanıyıp ayırt etti.»

   Nerede bir ağaç ve taş varsa, Hazret-i Mustafâ’yı görünce apaçık selâm vermişti ya. İşte cansız bildiğin her şeyin de canlı olduklarını böylece bil!..”

 



YAZARLAR