Seyfi Pınarbaşı


DÜNYEVİLEŞME    

  Seyfi PINARBAŞI; Sekülerizm, din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar.                                                                                                                     


                                                 DÜNYEVİLEŞME                                                                                                                                             

   Toplumda ahiretten ve diğer dini, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki harekete sekülerizm denilmektedir. (TDK), sekülerizm kavramına karşılık olarak dünyacılık sözcüğünü önermiştir. Sekülerizm, din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar.                                                                                                                                                                  

   Sekülerizm sözcüğü Latincede nesil, periyot" (zaman dilimi) anlamına gelmektedir. Zamanla Hristiyan Latincesinde "dünya" anlamında kullanılmaya başlanan saeculum’dan türemiştir. Türkçeye Fransızca sécularisme sözcüğünden türeyerek geçmiştir. Saeculum, "nesil" veya "yüzyıl" anlamlarına gelen ve zaman birimi bildiren bir sözcüktür. Bu sözcük Hristiyan Latincesinde ise "dünya" anlamında kullanılmıştır Zaman içerisinde seküler sözcüğünün anlamı ve kapsamı büyük oranda değişmiştir.                                                                                                       

   Zaman kavramının ve dünya yaşamının gereği gibi anlaşılamaması ve uygarlık (hadare) kavramı ile karıştırılması bazı düşünce hareketlerini insan iradesinin yok sayılmasına zamanın zorunlu (dominant) hareketi karşısında durulamayacağı yanılgısına götürmüştür.

    Allah Teâlâ, Asr suresinde zamana yemin ederek zamanın büyük bir nimet olduğunu ve bu hususta zamanın bir suçu olmadığını; aksine kusurun ve ziyana uğrayanın insanın kendisi olduğunu vurgulamıştır. Rahatlıkla şunu söyleyebiliriz yaşam süresi olan ömür pasif konumda olup onun değerlendirilmesi tamamen bilinç işidir. İnsanı erdemli kılan ise tevhidi bilinçtir. Zamanı gerektiği şekilde değerlendirebilen insanlar hem dünyada hem de ahirette başarıya ulaşacaklardır.                                                                                                                                                                                                                                                                      

                                                                                                                                                                             

    Dinde zorlama yoktur. Artık doğru, yanlıştan ayrılmıştır. O halde tâğûtu / insanı Allah'tan uzaklaştıran her şeyi inkâr edip Allah'a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam kulpa tutunmuşlardır. Zira Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.” (Bakara, 2/256)                                                       

    Bakara 256. Ayette geçen urvetil vuska sağlam kulptur insanlar bu sağlam kulpa tutunmayı zayıflatınca sekülerizm (dünyevileşme) insanlarda başıboşluk, ipini koparma, ipsiz sapsız olma hali, endişe, saldırganlık, kaybolmuşluk düşüncesi ve tedirginlik hali ortaya çıkmıştır. “Hâlbuki ahiret (cennet) daha iyi ve daha süreklidir.” (Ala, 87/17) Yerine hemen şimdi cennet talebi sekülerleşmenin net bir göstergesi olarak insanların önündedir.                                                                                  

    Kim bütün benliğiyle Allah'a teslim olursa ve aynı zamanda doğru ve yararlı işlerde bulunursa, hiç sarsılmayan (sağlam) bir dayanak elde etmiş olur. Çünkü her şeyin akıbeti Allah'ın elindedir. (Lokman, 31/22)                                                                                                                       

    Dinden, gelenekten, kadim örf ve adetlerden yani sağlam bir dayanaktan uzaklaşmış olan insanlar maalesef daha kolay dünyevileşme eğilimi gösteriyorlar.                                                                                                                                                  

    “Ama siz dünya hayatını ahirete tercih ediyorsunuz. Hâlbuki ahiret daha iyi ve daha süreklidir.” (Ala, 16-17)                                                                                                                                                            

    Dünya hayatını ahirete tercih ederek hedonistçe bir yaşam sürenler arzu ve isteklerini yerine getirirken hiçbir sınır tanımayanlardır. “Hayır hayır! Siz, peşin gelir olarak (gördüğünüz dünyanın) peşindesiniz ve onu tercih ediyorsunuz. Ama öteki dünyayı ve hesap gününü hiç düşünmüyorsunuz!” (Kıyame, 75/20-21)                                                                                                                                       

     Birçok kişi Evet biliyoruz der ama açıkça bildikleri şeyin tam tersi bir hayat sürerler. Din günü yokmuş gibi yaşamaya devam ederler Bu davranış net bir şekilde dünyevileşme halidir.                                           

     “Kim bu geçici dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.” (İsra, 17/18                                                                                                                                                                                            

      “Sonra o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür, 102/8)                                                                   

Her türlü bağlayıcı ve sınırlayıcı, yüksek ilkelerden, ahlaki kurallardan, hesap verme sorumluluğunu gündeminden çıkararak, aşkın merkezden bağını koparan insan zihninin, tüm hesabı dünyevi olacağı için yeryüzüne acı, gözyaşı, mutsuzluk ve kargaşadan başka bir şey veremez.                                                                                                                                                        

      Hesap Günü'nün Sahibi Allah'tan korkmanın dini ve ahlaki kıymeti Allah korkusunun bir müminin zihninde hayatın büyük öneminden yana apaçık bir bilinç oluşturarak onu ahlaken dürüst olmaya ve sorumluluk taşımaya teşvik etmesine bağlıdır.                                                                     

      Mekke cahiliyesinde Müslüman olanlara gelişiminin ilk devresinde İslâm'ın koyduğu ana hal ve hareket kaidelerinin birincisi. Her zaman, hesap verme bilinci üzere, büyük hesaplaşma günü Allah'ın yargı makamı huzurunda bulunuyormuş gibi hareket etme öğretisidir.                                                                                                                                             

       Allah korkusu, ancak, Allah’ın, Hesap Günü'nün Sahibi olarak temsil olunduğu tevhid inanışına göre bir ahlâk kaidesi halini alabilir. Ahiret hayatına hiçbir iman beslemeyen cahiliye toplumu için bütün bunlar tamamı ile anlamsız ve saçma olur.                                                                                                                            

      Dünyevileşme eğiliminden uzaklaşmanın yolu Dünya görüşümüzü, ahiret hayatını kazanmaya yönelik kurgulamalıyız. Dünyaya gelişi bile bir tür gidiş olan insanın gerçek yürüyüşünü adımlarının yönünü Allah’ın kitabı ve elçinin sözü belirlemelidir.

                                                                                                                            

                                                                                       


 



YAZARLAR