Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mahmut Olgun


                 SARP YOKUŞU AŞANLAR

Mahmut Olgun; “Bilir misin o sarp yokuş nedir? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır;


               

“Bilir misin o sarp yokuş nedir? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (muhtaçları) doyurmaktır; (mesela )yakını olan bir yetimi, ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü...(Beled suresi, 12-16)

6 milyon Suriye’liye yardım edenler, kendi vatandaşına 2 ay bakarım diyemiyor… Aksine para istiyor. (ş.ş ve v.b)

Yanlış anlaşılmasın, hedef göstermiyorum, yanlış bir düşünce var ve eleştiriyorum…

Evet! İnsanın kısa olan ömrü uzatılabilir ve uzun olan ömrü de kısaltılabilir. Bu işlem harici müdahaleler ile yapılabildiği gibi, bazı koruyucu tedbirler ile de yapılabilir. İleride anlatacağımız gibi, 

Hikmetini bilmediğimiz olay ve hadiseler vardır.

Mesela Hz. Muhammed (asm):  “Sadaka belayı defeder. Ömrü uzatır.” buyurmuştur. Bu söz ancak ömrü uzatabilen birisi tarafından yani Allah tarafından söyletilirse doğru olur. 

Binaenaleyh, bu sözün hayatı veren Allah tarafından söyletildiği kesindir. Çünkü, peygamberler kendi heva ve heveslerine göre konuşmazlar. Onlar ancak Allah tarafından kendilerine vahiy edileni konuşurlar. Bizim adetsel inanışlarımızda da, mala gelen bir musibetin canı kurtardığına inanılır.  

İnsanın eşref-i mahlukat kılındığı, bütün varlıklar üzerinde tasarrufa yetkili bir efendi olarak tayin edildiği düşünülürse, Allah’ın başka şeyleri insana feda edeceği akıldan uzak olmaz. 

Örneğin; kurban kesiyoruz, fitre veriyoruz, sadakalar veriyoruz, adaklar adıyoruz. Dünyadaki mazlum halklara el uzatıyor ve infak ediyoruz. Afrikalı mazlumlar için su kuyuları, süt keçisi projeleri, tarım ve hayvancılık konusunda destek ve projeler sunarak eğitimler veriyoruz. Bölgemizdeki ihtiyaç sahibi ailelere her türlü sosyal desteği veriyor ve vermeye de devam ediyoruz. Niçin?  Bir yönüyle canımızı korumuş olmak ve gelebilecek musibet, bela ve hatta ölümlere karşı kendi canımızı korumak ve kurtarmak için o tür şeyleri ileri sürüyoruz. Onları telef edip kendimizi kurtarıyoruz. Dünyaya tapıldığı bir hengame de bizde dünya malını çok seviyoruz, bu vesileyle malımıza bir zarar ve ziyan gelmesin istiyoruz.  Bir şeyler olduğu zaman ahu- vah ediyoruz, feryat figan, üzülüyoruz, ağlıyoruz. Ondaki hayr-u hikmeti göremeyip, Hak’tan geldiğini taktir edemiyoruz. Belki de bizim için mahza hayır olan bu mal telefi olayını şer olarak tarihçe-i hayatımıza yazıyoruz. Belki de hayrı şerre, şerri de hayra karıştırıyoruz.

  Bir büyüğümüzün dediği gibi: “Allah kainatı senin hendesen üzerine bina etmiş değildir.” Yani, senin ölçülerine ve senin programlarına göre yaratmamıştır.  Senin aklın bu işe ermez. Senin gücün de bu işe yetişmez. Sen, sana düşeni bilip yapmalısın. Bir vazifen vardır. Onu kendine en güzel şekilde hangi türde yakıştırıyorsan, o biçimde yapmalısın. Senin görevin ve vazifen de sadece ve sadece O’nun programlarına uymaktır. Söz buraya gelmişken konuyla ilgili güzel bir hikaye, şöyle ki:           

Evet! Bildiğiniz gibi, Hz. Süleyman (as), bütün varlıkların dilini bilen bir peygamber idi. O’nun zamanında kendini iyi düşünen ve faydasına olacak şeyleri kaçırmak istemeyen biri, bir gün Hz. Süleyman’ın yanına geldi. Ey Allah’ın kendisine bütün hayvanların dilini anlama nimetini vermiş olan peygamberi! Benim için dua et! Ben de hayvanların dilinden anlayayım. der.  

Hz. Süleyman (as): Hayvanların dilini öğrenmen sana bir yarar getirmez. Var git işine. Bu iş senin işin değil. Der.  

Adam tekrar be tekrar gelip aynı şeyi isteyince, Hz. Süleyman (as), adamın istediği için Allah’a dua eder. Allah ona bütün hayvanların söylediklerini anlama melekesini verir.

 Adam akşam üzeri evine döner. Bakar ki evinin önünde, evin köpeği ile evin kedisi aralarında konuşuyorlar. Adam durup dinliyor ki, neler neler!...  

Köpek, kediye   diyormuş ki: “Sen ne kadar şanslısın! Evin içi de dışı da sana açık. Sahibimizin yediklerinden yiyor, içtiklerinden de içiyorsun. Ama ben! Bir haftadan beri ağzıma güzel bir lokma yiyecek koyamadım. Neredeyse açlıktan öleceğim.” Kedi de ona şu cevabı veriyormuş:  “hiç merak etme! Yarın sahibimizin  ineği ölecek. O da kesip, içini, bağırsaklarını, ciğerini atacak. Sen de o zaman karnını doyurursun.” Konuşmayı dinleyen adam, büyük bir sevinçle koşarak gider, ahırdan ineği çıkarır, hemen pazara götürüp satar.  Ve: “oh Elhamdulillah, hayvanların dilinden anlamak ne kadar da iyi bir şeymiş!  İneği kurtardım. Yoksa inek boşu boşuna gidecekti.” der.            

 Akşam olunca adam evine döner, bakar ki kedi ile köpek yine evin önünde konuşuyorlar. Dinler. Köpek: “Sen inek ölecek dedin, sahibimiz onu götürüp sattı. Ölmedi. Ben yine aç kaldım.” Kedi : “Hiç merak etme! Yarın sahibimizin atı ölecek! Bütün leşi dışarı atacak. Senin yediğin önünde, yemediğin arkanda olacak.”  Adam aceleden gider atı da pazara götürüp satar. “Bu zarardan da kurtuldum” der .. Akşam olunca evine döner, bakar ki; iki hayvan yine konuşuyorlar. O da konuşulanları dinler. Konuştukları yine aynı şeyler: Köpek: “Sen atı ölecek! dedin O, atı  götürüp sattı. Bu ne iş? Nasıl oluyor?” diyor. Kedi de: “merak etme! Yarın sahibimizin devesi ölecek! İstediğin kadar yiyecek bulacaksın.” Adam deveyi de götürüp satar. Adamın artık ölecek hayvanı kalmamıştır. Adam olabilecek bütün zararlardan kurtulmuş olmanın sevinciyle akşam evine döner. Bakar ki evin önünde kedi ile köpek tekrar baş başa konuşuyorlar. Kulak verip dinlemiş. Köpek: “Deveyi de götürüp sattı. Artık ölecek bir şeyi de kalmadı. galiba ben inek, at ve devenin ölmesini beklerken açlığımdan öleceğim.” der . Kedi: “Hiç merak etme!  Bu sefer artık kurtuluşu yok! Sahibimizin kendisi ölecek! Kolu-komşu herkes et kesecek, sen de ben de doyarız!” der.             

Bunu işiten adam çılgına döner. Sağa sola koşuşturur. Korku ve sıkıntı basar. Ne yapacağını şaşırır. Hemen hiç vakit kaybetmeden, Hz. Süleyman’ın yanına koşar. Olanları O’na bir bir anlatır. Kendisine bir çare bulmasını ister. 

Hz. Süleyman (as) adama der ki: “Bak! Sana bir musibet geldi.  Önce onu senin ineğin karşıladı. O ölecekti. Ama sen onu götürüp sattın.  İkinci kez sana aynı musibet yine geldi. Bu defa da onu, senin atın karşıladı. Musibet senin yerine ona gidecekti. O, ölecek, sen ise kurtulacaktın. Ama sen onu da götürüp sattın. Üçüncü kere aynı musibet yine geldiğinde ise onu deven karşıladı. Deven senin yerine ölecekti. Sen ise musibetten kurtulmuş olarak yaşayacaktın. Ama sen deveyi de sattın.  Artık seni o musibetten kurtaracak hiçbir şeyin kalmadı. Dolayısıyla da artık senin ölümün kaçınılamaz” der. (alıntı)

İşte yıllar yılı milyonlarca insanın açlıktan ölmesine sebep olan ve göz yuman bir dünyanın bugün geldiği nokta…

Teknolojide gelinen son aşama…

Güçlünün zayıfı ezdiği…

Süper güçlerin dünyayı tehdit ettiği…

Ahlaki ve insani değerlerin yitirildiği bir dünya…

Evet! Bugün İnsanlığın büyük bir sınav verdiği, ekonomik sıkıntıların yaşandığı, açlık korkusuyla stok üstüne stoğ’un yapılma olasılığının yüksek olduğu, bir kaos dalgasıyla insanların nasıl davranış sergileyeceğini tahmin ettiğimiz bu zor dönemde, bazı insanların sorumluluk alarak, fedakarlık göstererek ve bir anlamda da riski göze alarak, mazlum ve mağdur edilmiş ihtiyaç sahibi insanların yardımlarına koştuklarını görmekteyiz.

Belki de toplumsal anlamda gelebilecek musibetlere, bir kalkan olabilecek infak ehlinin bu güzel davranışlarıdır.

Temel ihtiyaçlar elbette ki önemli olmakla beraber bu, infak, eğitim, ilim, bilim, teknoloji, ulaşım, din, ekonomik kalkınma, sermaye, sanayi v.b diğer alanlarda da, peyderpey gerçekleştirilmektedir.

Miskinleri dünya küfür sistemi ve emperyalizmin pençesinden kurtaracak her türlü girişim, infakın hem cinsinden olması hasebiyle birer infak sayılır.

Dünden bugüne zor zamanlarında, en sıkıntılı dönemlerinde, gerek varlıkta ve gerek darlıkta mazlumlar için daima koşturan iyilik hareketleri olmuş ve olmaya devam edecektir.

Bu hareketler bizi birbirimize daha çok yakınlaştırmaya vesile olacaktır inşallah.

Halihazırda dünya devletleri  AŞ, İŞ derdinde iken, birileri sarp yokuşu aşma gayreti ve cehdini gösteriyordu.

Evet! ‘’Sarp Yokuşu Aşanlar’’a selam olsun…

 



YAZARLAR