Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


PROVOKASYON

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Provokasyon amacı, gerçek ile sanal olanı özdeşleştirmektir. Daha doğrusu gerçeğin yerine uydurulmuş bir olayı başarılı bir şekilde yerleştirmektir. En etkili provokasyon bir gerçeğin üzerine bina edilen provokasyonlardır. Çünkü gerçek bir olay üzerine inşa edilen provokasyonların toplumsal etkisi büyüktür. Örneğin Atatürk’ün evinin yakılması provokasyonunda, olay gerçekleşmiş, Atatürk'ün evi gerçekten yakılmıştır. Burada hedeflenen ve yapılan faillerin yerini değiştirmektir. Gerçek failler gizlenip yerine Rum milliyetçi fanatikler konur. Bu son derece başarılı bir provokasyondur; çünkü halkın tarihsel olarak ve Kurtuluş Savaşı'ndan beslenen bir Rum karşıtlığı vardır. Provokasyonlarda önemli olan hedef kitlenin istenen davranış doğrultusunda harekete geçirilmesidir. Mekanlar ve kişiler istenen hedefe kitleleri mobilize etmek için özenle seçilir.

 

Kuşku yok ki, toplumu belirli bir yöne yönlendirmek amacında olan provokasyonlara karşı uyanık olunmalıdır. Toplumsal tepkiyi yönetmek ve yönlendirmek üzerine çok sayıda provokasyon faaliyetine beşiklik etmiştir bu topraklar. Ancak her olayı provokasyon ile açıklamaya çalışıp, görünen gerçekleri ihmal etme davranışı, gerçeğin gizlenmesine yol açmaktadır. Bundan dolayı yapılması gereken bir an önce ortaya çıkan olayın gerçek yüzünü ortaya koymak ve failleri bulmaktır. Peki, failleri bulmak provokasyon stratejisinin önünü kesmeye yeter mi? Elbette hayır! Bu kez de " olayı garibanların üzerine yıktılar" eleştirisi gelir. İnsan bilgisinin sınırlı ve yönlendirilebilir olduğu her yerde provokasyona açık bir zemin vardır. Provokasyonları tümden engellemek mümkün değilse de, hukukun iyi işlemesi bu tür olayları azaltabilir.

Diğer yandan açık gerçekleri bile komplo teorisi ile açıklamaya çalışmak, gerçeğin tamamen silikleşip, kaybolmasına neden olabilir. Bu durum dünya hayatını tümüyle Platon'un mağara alegorisindeki mağaranın içinde yaşayan insanların varlığı algılama konumuna getirir.

Yaşadığı ve karşılaştığı her olayın ardında bir provokasyon olduğunu düşünen insanın, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını düşünmesi, onu güvenilecek hiçbir şeyin kalmadığı anlayışına götürür. Bu nokta insanın gerçekliğe güveninin kalmadığı bir noktadır. Yunan düşünürleri olan Sofistlerin iddia ettiği de budur aslında. Gerçek diye sandığımız şeyin kendisi bile bir yanılsamadır.

Tarihsel zamanın en büyük provokatörü Şeytandır. Gerçeğin yerine başka bir şey koyup insanları ve toplumları yönlendirmeye çalışanlar, kuşku yok ki, Şeytanın yoldaşlarıdır.

(Şeytan) “Madem ki beni (rahmet ve cennetinden kovup) azgın bıraktın; andolsun ki ben de insanlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunda onlar için (pusu kurup) oturacağım.”

“Sonra onların önlerinden arkalarından sağlarından, sollarından (her yönden onları azdırmak için) yanlarına gelip sokulacağım (onları azdırıp saptıracağım.) Sen de onların çoğunu şükrünü (kulluğunu) yerine getirenlerden bulmayacaksın.”dedi. (Araf/16-17)

İnsanın hayatını dünyanın çekiciliğine kaptırıp, hakikatten uzaklaşmasından daha büyük provokasyon olur mu?" Tasavvufa göre nefsin istekleri ve dünya hayatı bir provokasyon zeminidir.

Provokasyonların amacı toplumu istenilen yöne doğru yönlendirmektir. Bu yüzden topluma hakim olmak isteyen bütün iktidarların kullandığı en etkili yöntemdir.

Provokasyon ancak ispat edilmediği zaman etkilidir. Çünkü gerçeğin ortaya çıkarılması oluşturulmak istenen algıyı ortadan kaldırır. Bundan dolayı provokasyon gücü faili meçhul kalmasıyla ilgilidir.

Türkiye tarihi, bir bölümü devlet tarafından gerçekleştirilen provokasyonlarla doludur. Provokasyon, derin bir ahlaki ve hukuki zaaftan beslenir. Provokatif için önemli olan hedefe ulaşmaktır. Bundan dolayı kitleyi harekete geçirecek her tür aldatmacası meşru görür.

Devletin, birbirine rakip toplumsal gruplar arasında çatışmaları besleyecek provokasyonlar yapması anlaşılabilir bir durumdur. Bu durumda kendini eleştirinin dışında tutacak, aynı zamanda birbiriyle çatışan tarafları kendine müttefik yapacaktır. 27 Mayıs’ta Menderes iktidarına karşı üniversiteler, 12 Eylül de sola karşı devlet, , 28 Şubat'ta Müslümanlara karşı yine devlet güçleri ( Asker, üniversite, hukuk ve siyaset) provokasyondur göbeğinde yer aldılar. Kullanılan argümanlar, vatan hainliği, komünizm tehlikesi ve irtica söylemleridir.

Provokasyonların olduğu yerde neyin gerçek neyin uydurma olduğunu anlamak neredeyse imkansızdır. Çünkü provokasyonu düzenleyen insanlar son derece profesyonel münafık karakterli insanlardır. Bu haliyle kamuoyunu yönlendirme bakımından büyük bir etkiye sahiptirler.

İslam tarihinde de büyük toplumsal kargaşa ve çatışmaların arka planında münafıklar bulunur. Münafıklar sizden göründükleri için kimse onlardan kuşkulanmaz. Dahası onlar, kitlenin kendilerinden kuşkulanmaları için özel bir önem gösterirler. Dolayısıyla münafık asla inanmadığı grupların içinde kendini ustaca gizleyerek hedefine ulaşmaya çalışır. İfk olayı,Hakem olayı ve Dırar mescidi olayı profesyonel provokasyon örnekleri olarak karşımıza çıkar.

Provokasyonların en sorunlu olanı dini provokasyon aracı olarak kullanmaktır. Bu, dini gerçek amacının dışımda toplumu yönlendirmek için araçsallaştırmaktır. Tarih boyunca bütün iktidarlar dinin bu yönlendirici ve etkileyici gücünden yaralanmışlardır. Aslında burada temel amaç dinin gerçekliğini ortaya koymak değil, dini mevcut sistemi onaylayacak bir konuma indirgemektir. Sıffın Savaşında, Kur’an’ı mızrakların uçuna takarak tarihin en açık provokasyonlarından biri yaşanmıştır. O günden beri çoğu iktidar dini bu amaçla kullanmaktadır.

FETÖ söylemleri ve eylemleri bu tür provokatif eylemlerdendir. Mesela MİT tırları ve 17- 25 Aralık operasyonları bu konuda örnektir. Olay o kadar iyi organize edilmiştir ki, toplumsal etkisi de büyük olmuştur. Çünkü özellikle 17- 25 operasyonları bir gerçek üzerine oturtulmuştur. Bu gerçek yolsuzluktur. Operasyonlar bir gerçek üzerine oturtulan provokasyonun en başarılı örneklerindendir. Ancak amaçlanan yolsuzlukların önlenmesi değildir.

Menemen olayı, Atatürk'ün Evinin bombalanması, Kars Kalesine Kızıl Bayrak asılması, 6-7 Eylül olayları devletin resmi güçleri tarafından yapılmıştır.

28 Suat surecinde ortaya çıkan, Fadime Şahin Ali Kalkancı, Aczmendiler vb çok sayıda provokatif olay toplumu irtica tehdidine karşı duyarlı olmasını amaçlamıştır.

Hasan Cemal , "Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım " adlı eserinde, kendi arkadaşları tarafından öldürülen Mustafa Kuseyri'nin faşistler tarafından katledildi şeklinde haberleştirdiklerini anlatır. Ünlü MİT'ci Mahir Kaynak Kars Kalesine Kızıl Bayrak asılmasını MİT operasyonu olduğunu söylemişti.

Bazen provokasyon içine dahil edilen kimseler kullanıldıklarının farkında bile değildirler. 28 Şubat sürecinin üzerinden epey bir süre geçtikten sonra dönemin en önemli ve en çok konuşulan aktörlerinden biri olan Müslüm Gündüz’ün sözleri çok aydınlatıcı dur: "Yaklaşık olarak 10 yıl kadar önce Müslüm Gündüz ile konuştum... Yakın tarihe dair birçok kitap aldı, içinde benim de naçizane tavsiye ettiğim eserlerde mevcuttu.. Olayın merkezinde olan kendisine şu soruyu sordum. '' -Hocam izin verirseniz size bir soru sormak istiyorum, dedim. Tabi ki buyurun dediler. O gün ne oldu? Bana dediği '' o gün ne olduğunu inan ben de anlayamadım, kendimizi olayların merkezinde bulduk... Tabi çok iyi yazılmış ve organize edilmiş bir oyun sergileniyordu...( Değerli öğrencim Bahattin Tanrıverdi'nin tanıklığı)

Geçmişte Türkiye'de yapılan sol veya İslami çok sayıda eylemin devlet güçleri tarafından düzenlenip yönlendirildiğine dair iddialar ciddiyetle üzerinde durulması gereken iddialardır. Neredeyse ülkeyi bir iç savaşın eşiğine getiren PKK’nın başlangıçta MİT tarafından kurulduğu ve çok sayıda Kürt örgütünün yok edilmesinde PKK'nın kullanıldığı, daha sonra ( PKK’nın Suriye'ye gitmesi) Türk gizli servisinin kontrolünden çıktığına dair iddiaların olduğunu da hatırlatalım.

Türkiye'de üniversitelerin geçmişi hiç temiz değildir. Özgür düşüncenin kaynağı olması gereken üniversiteler çoğu kez provokasyonların merkezinde yer almıştır. 27 Mayıs ve özellikle 28 Şubat sürecinin en önemli bileşeni üniversitelerdir. Türkiye tarihinin en büyük demokratik dönüşümlerin yaşandığı 2002-2010 arası Ak parti iktidarına karşı üniversiteler özgürlüğün değil, değişim karşıtı devlet güçleriyle el ele vermiş, bürokratik oligarşinin temsilcisi olmuştur.

Türkiye'de gerçekleşen olayların arka planında bazı provokasyonların olması büyük ihtimaldir. Hemen tüm taraflar öteki saydıkları kesimler hakkında provokasyon yapıyorlar. Bunu önlemenin yolu failleri yakalayıp, hukuku işletmektir. Faili meçhullerin  arttığı, hukuk ihlallerinin çoğaldığı, olayların gerçek faillerinin bulunmadığı zamanlar provokasyona uygun zamanlardır. Bundan dolayı provokasyona uygun zemini ortadan kaldırmak gerekir.

Kaynak: Her Taraf



YAZARLAR