Musab Aydın


YENİDEN YOLA DÜŞMEK

Musab Aydın; Hüzne ve hasrete yazılmış kelimeler*


Seninle yürümüştüm bu uzun yolu. Fakat yol uzun ömür kısaydı. Sık sık yola çıkmayı severim bilirsin, biri bitmeden bir başka yol heyecanı sarar benliğimi. Şimdi yeni bir yolculuğun arifesindeyim. Yola gece çıkmayı severim ben. Belki de karanlık bir gece yolculuğunda kaybolmayı umuyorumdur. Oysa sen, gece yolculuğunu hiç sevmezdin. Belki de benim bu kaybolma isteğim, seni uzak tuttu gece yolculuğundan. Bu yüzden seninle yaptığımız son seyahat gibi, son yolculuğuna da bir gündüz vakti çıkmıştın, beni almadan. Sen yalnız gittin ya, ben kayboldum güpegündüz bu koca şehirde. Bir başıma kaldım şehrin kalabalık tenhasında…

Senden sonra yalnızca geceleri yola çıkıyorum. Kaç zamandır bir başıma yürüyorum geceleri. Yüzümü çevirip bir yerlere bakmıyorum. Zaten bir şey de görünmüyor bu karanlık vakitlerde. Arada gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzündeki sonsuzluğa karşın, yeryüzünde tuttuğum yerin küçüklüğünü görüyorum. Belki de bu dünyada bir yerimin olmadığını… Gökyüzüne her baktığımda seni arıyorum. Belki bir yıldızın gölgesinde belki de bir bulutun ardında. Biliyor musun? Bazen sana benzetiyorum bulutları. Biliyorum anlatamam, bulutların nasıl sana benzediğini. Bu benzerliği anlatmak için cümle kuracak kadar kelime öğrenemedim henüz.

Eskiler "hayat akan bir nehir gibidir" dermiş. Aslında yol da öyle yolcu da. Nehrin neresinden yürüyeceğimize ve neresinde duracağımıza ise biz karar veriyoruz. Deli dolu hayaller kurmak için ise ıssız bir dağ başı en güzel yerdir. Dağın yamacında kıvrıla kıvrıla akan nehrin kıyısı da öyle. Bir dağın başında  kendinle kalabilmişsen, hoyratça düş kurabilirsin veya bağıra bağıra bir türkü okuyabilirsin. Olmadı bir nehrin kıyısında oturur, nehrin insanlığa yaktığı ağıtları dinleyebilirsin.  Yüreğinde merhamet olana ağır gelecektir bu ağıtlar bilirsin. Durum böyle olunca en iyisi su gibi akıp gitmektir hiçbir hesap yapmadan. Bu yolculuklarda yalnız değilsin elbette. Öfkeni, sevgini, sevdanı ve merhametini taşırsın benliğinde...

Kimseyle konuşmazken, yalnız seninle konuşabilmek, çekinmeden her şeyi anlatabilmekti benim için. Biliyorum, senin için de öyleydi elbette. Hayallerimizi, umutlarımızı ve sırlarımızı birbirimizin yüreğine emanet etmekti. Seninle yürürken eski türküler dinliyordum. Onlarca kez dinlediğim türkülere yeni yeni yeni anlamlar yüklüyordum. Yüklediğim her anlamı biliyordun ama suskunluğunu bozmadan, sadece yüzüme bakıyordun. Yüreğin serinlesin diye yüzünü rüzgâra veriyordun benim gibi. Çoğu kez seninle yürüyordum hiç konuşmadan. Söylemediklerimi benimle aynı anda gönlünden geçirmiş olduğunu hissediyordum. Dile gelsin veya gelmesin, her şeyi gönül dili ile konuştuğumuz zamanları özlüyorum.

Ve hayat keşmekeş bir hal aldı benim için. Nasıl düzeltirim bilemiyorum. Belki de düzeltmeye hiç yeltenmeden her şeyi oluruna bırakmalıyım. Evet, mevsimler geçiyor, zaman geçiyor ve ömür...  Sonbahar dökülüyor omuzlarıma. Benzim soluyor, bedenim sararıyor. Şimdi yeni bir yolculuğun arifesindeyim. Sana gelmenin, seni beklemekten daha kolay olduğunu biliyorum. Düş kurduğum geceleri, umut serinliğindeki sabahları sana getirmek istiyorum. Hüzün dolu yüreğimi ve yüreğimin kaybolan heyecanını, çırpınışlarını… Hasretin ve özlemin kalbi olan şehirlerin ruhunu sana getirmek istiyorum. Bana umut olan anılarımızı, düşlerimizi ve senden sonra biriktirdiğim yalnızlıkları, ölümleri, acıları ve tükenmişliğimi sana getirmek istiyorum.

Şimdi yeni bir yolculuğun arifesindeyim… Sana gelmenin, seni beklemekten daha kolay olduğunu biliyorum.

   *Vefatının altıncı yılında özlemle ve rahmetle sevgili ağabeyim Abdülkerim Aydın'a

(Abdülkerim Aydın kardeşimize Rabbimizden mağfiret diliyor, mekanı cennet olsun diyoruz. Musab Aydın kardeşimize ve ailesine de sabrı cemil diliyoruz. Bu güzel yazısından dolayı da tebrik ediyoruz. Haber Duruş)



YAZARLAR