Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



NEDİM ERDOĞAN


      DÜŞÜNCE VE FİKİR MEDENİYETTİN KENDİSİDİR

Nedim Erdoğan'ın yeni yazısı;


 

Fikrin, düşüncenin, özgürlüğün,  gasp edildiği, baskılandığı bir toplum, bir dünya mezaristan gibidir. Görüntüsü mevcuttur ama Manası yitirilmiş, ahengi bozulmuş bir kompozisyon misalidir. Zihinsel çölleşmenin son kertesidir fikrin gaspı, düşüncenin baskılanması…  Ebu Hanife, “Beni gasp edilmemiş topraklara gömün” şeklindeki beyanı aslında harika bir hayat pusulasıdır. Baskının olduğu yerde hayat olmaz, düşünce olmaz, mutluluk olmaz, çiçekler açmaz, çocuk gülmeleri duyulmaz.  Otoriter yönetimler, oluşumlar kendilerine sorgusuz sualsiz itaati isterler. Oysa “Allah”, Sad 29’da “(Resulüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” Dolayısıyla akletmek ve akıl hakkı bulmak için vardır. Akıl ile düşünce ile kendisiyle barışık bireyler, gruplar, oluşumlar ve toplumlar inşa edilebilir. Huangpo, şunu der, “Düşünceler ortaya çıktığında, her şey ortaya çıkar. Düşünceler yok olduğunda, her şey yok olur.”

Günümüz dünyasının en önemli problemi düşünmeme, akletmeme problemidir. Dünya düşünceyle güzelleşir neşvünema bulur. Yüce yaratıcının (Allah) kendisine muhatap olarak gördüğü insan ancak düşünmekle, bilmekle hakla meşgul olmakla Allah’ın yüklemiş olduğu misyonu, vizyonu hakkıyla yerine getirebilir.  Düşünce yeryüzünün en etkili silahıdır. Çağları aşan hayatı en ideal şekilde inşa eden değerdir. Düşünceyle hem maddi hem de manevi hayat varlığını devam ettirebilir. Düşünceyle, düşünmekle, fikirle insani bir hayatın varlığı mümkündür.

Tarihsel süreci analiz ettiğimizde Firavun-i toplumların varlığı olduğu gibi peygamberi toplumların varlığı da söz konusudur. Bu iki toplumun inşa olmasındaki yegâne ve belirleyici ölçüt üretilen düşünce olduğu çok rahat bir şekilde görülecektir. Firavunların oluşturduğu toplumların en belirleyici özelliği kıt ve kısıtlı bir düşüncenin olduğu çok rahat bir şekilde görülecektir. Fikirsel tahakküm, paralı kalemşörlük, algı yönetimi, ideolojik argümanlı eğitim sistemleriyle insanlar fikir kölesi haline getirilmiştir. Var olan bütün imkânlar mevcudun muhafazası için sarf edilmiştir.

Düşünmek, fikir üretmek, akletmek güneş gibidir insanın uyanmasına vesiledir. Düşünce ve fikir medeniyetin kendisidir. Dolasıyla Firavun-i düzenler, baskıcı yönetimler, fikir ağaları, fraksiyonlar, cemaatler, siyasi partiler, edebi akımlar kendi bekaları için düşünen, sorgulayan bireyler istemezler. Burada hakka hizmet edenler bahsimizin dışındadır. Düşünmek demek onların kokuşmuş gayr-ı insani eylemlerin ve otoritelerinin sonu demektir. Yaşadığımız çağda egemenlerin bunlardan hiçbir farkı yoktur. Tekçi anlayış ve mantığın neticesi sefil ve sefalet içinde hayat süren toplum… Euripides, şunu der, “Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir.”

Gelişen, teknoloji üreten, toplumsal refahı elde edip dünya da hüküm süren toplumların belirleyici özelliği zengin ve sürekli düşünce üretenler olduğu çok açık bir şekilde görülecektir. Peki, modern zamanın insanı neden düşünce, fikir üretmekten ziyade gündelik zevk ve sefanın içinde kaybolmaya yüz tutmuş durumda bunu biraz irdelemek gerekir ki hakikat bulunsun değil mi? Bunun en basit cevabı ise şu olmalı: Siyasi oluşumlar, cemaatler, fraksiyonlar, para babaları, oluşumlar, örgütler kendi istedikleri aklı hâkim kılmak için genelde toplumu özelde ise bireyi aptallaştırmalarıdır. Düşünmeyen, robotlaştıran birey ve toplumlar kolay yönetilir ve yönlendirir.

Günümüz dünyasında özelde Ülkemizde genelde ise dünya ölçeğinde düşündüğümüzde toplum ve birey hangi araçlarla, kanallarla bu hale getirilmiştir biraz bunu da bakmak gerekir. Diyanet dinle insanın dinamizmini alıp insanı robotlaştırır, eğitim sistemi ideolojik argümanlarla herkese aynı kaptanı biçip farklı düşüneni, akledeni değirmen taşı gibi yeteneklerini, fikirlerini, farklılığını öğütüp tek tipleştirir. Beden, fikirle anlamlıdır. İnsan, düşünceyle, fikirle, bilgiyle yüce yaratıcıya ulaşılır. Düşünmeyen insanın bir hayvandan farkı yoktur. Bunu derken Thomas Jefferson’un şu sözü manidardır. “İçimi ısıtan sıcak bir düşünce, benim için paradan daha değerlidir.”

Toplumların; aydınları, din adamları, eğitimcileri, edebi akımları, cemaatleri, eğitim sistemleri, siyasi yapılanmaları nefsi ve şahsi çıkarlardan sıyrılıp yüce yaratıcının emirlerine kulak asıp evrensel düşünce ve değerler doğrultusunda fikir üretmediği sürece dünya huzurdan mahrum kalır.

Alexis Carel’in şu tespitine kulak verelim: “Modern hayat zihinsel hayata karşıdır. İlim adamları, tamamen maddi şeylere iştahı olan ve alışkanlıkları kendi alışkanlıklarından tamamen farklı bulunan bir kalabalığın içine dalmıştır.” Vesselam…

YAZARLAR