Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


DİNİ ARAÇSALLAŞTIRMAK ÜZERİNE

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Dini araçsallaştırmak ve istismar etmek ülkemizin gündemden düşmeyen konuları arasında yer almaktadır. Özellikle konu siyasal alanda tartışılmaktadır. Konuya şu ilke ile başlamalıyız: Hiçbir siyasi anlayış ve parti kendini İslam ile özdeşleştiremez. İslam Allah'tan gelen kusursuz bir öğreti, parti ise insanların kurduğu bir yapıdır. Doğası gereği tarihsel, bilgisi sınırlı, hataya açık ve yanılma özelliği olan insanın kusursuz yapı üretmesi mümkün değildir. Bundan dolayı hiçbir cemaat, parti, örgüt ve mezhep hatasız olarak tanımlanamaz.

Bir davanın önderliğini yapanlar ikiye ayrılır. İlkinin davaya bağlılığı ileride siyasal veya toplumsal bir pozisyon elde etmek içindir; ikincisi ise kendi menfaatini düşünmeden samimi olarak Allah'ın rızasını hedefleyerek gayret eder. Dinin araçsallaştırılması /istismar edilmesi birinci tutumun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Öte yandan, davayı kendi menfaatleri için kullanıp bir yere gelenler, zamanla, samimi olarak mücadele edenleri tanımaz hale gelir. Bu omuzlarına basarak yükseldikleri insanların kendilerine ahlaki yükümlülükleri hatırlatmasından doğan vicdan azabından kaynaklanır. Bu yüzden onları görmezden gelirler.

Dindarların karşılaştığı sorunları dillendiren ve onları çözmeye çalışan siyasilerin ve sivil âlimlerin en büyük düşmanı, dindarların sorunlarını çözmek niyetinde olmayıp onun üzerinden menfaat sağlayanlardır. Bu ayırımı yapmadan dindarların sorunlarını dillendiren herkesi dini istismar etmekle suçlamak cumhuriyet modernleşmesinin en büyük sorunudur.

Dini, ticaret ve siyasal kariyeri için araçsallaştırandan daha kötü kim olabilir? Bu durum son derece sorunlu, ahlak dışı bir tutumdur. Bu tutumun yaygınlığı din hakkında ortaya çıkan olumsuz bakışı beslemektedir.

Dini kendi menfaatleri doğrultusunda araçsallaştırmanın çok sayıda nedeni vardır. Bunlar arasında kendi ideolojilerini temel alarak ona din üzerinden meşruiyet kazandırma çabası güdenler ön planda yer almaktadır. Kendi ideolojisini Kur'an'a onaylatmak amacıyla yola çıkanların dini araçsallaştırmaları kaçınılmazdır.

İdeolojilerin İslami kavramları kullanarak kendini meşrulaştırma çabaları, sorunlu dini anlayışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Liberal İslam, Sol İslam, Muhafazakar İslam, Türk İslam Sentezi gibi anlayışların sorunlu bir dini anlayış ürettikleri ve dinin araçsallaştırılmasına kapı araladığı inkar edilemez.

İslami kavramları aslına döndürmek isteyenlerin en büyük rakibi, kavramların semantik müdahale ile anlamını değiştirerek yeniden tanımlayanlardır.

Dini kendi menfaatleri için araçsallaştıranların yarattığı en büyük travma, dinin temel kavramlarını kendi menfaatleri doğrultusunda yeniden tanımlayarak tanınmaz hale getirmeleridir. Bu ancak semantik bir müdahale ile mümkündür. Unutmamak gerekir ki mümin ve münafık aynı kavramsal sistemi kullanır. Ancak biri aydınlığa yürürken diğeri karanlığa mahkumdur.

Öte yandan, dindarların önemli bir bölümünün temsil ettiği değerlere aykırı davranışları hem kendi değerlerini düşürmek de, hem de daha önemli olarak dine güveni sarsmaktadır. Dini istismar ederek menfaatleri için araçsallaştıranların açtığı yara kolay kolay giderilemeyecektir. Samimi dindarların önündeki en büyük engel de dini araçsallaştıranlardır.

Yalan söyleyen, ihaleye fesat karıştıran, hanımını döven, kendi çıkarı için her tür ahlaksızlığı yapan, çeşitli sorunlarla boğuşan insanlara ışık vermeyen ve sorunlarına çözüm üretmeyen bir din ve dindarlık algısı sorunludur. Daha da vahimi başkalarına örnek olması gereken dindarların her tür ahlaksızlığın içine batmasıdır. Böyle temsil edilen bir din, bırakın başkalarına rahmet olmayı kendi müntesiplerini bile kurtarmayacaktır. Çözüm yeniden inanmaktır. Din kendini sömüren zümrenin elinden mutlaka kurtarılmalıdır.

Namaz kılan, oruç tutan ve ağzından ilahi kelamı düşürmeyen insanların, kendi menfaatleri için her türlü ahlaksızlığı yapmaya eğilimli olmalarının ürettiği hastalıklı dindarlık kimseye çekici gelmeyecektir. Yeniden iman etmek ve İslam ahlakını temsil etme gayretinde başka çıkar yol yoktur.

Din sadece namaz, oruç, hac gibi ibadetlere indirgenemeyeceği gibi sadece yalan söylememek, dürüst olmak, sözünde durmak, adil olmak gibi toplumsal yönü olan ibadetlere indirgenemez. Bu indirgeme yanlış değil, eksiktir. Din bu iki ibadet türünün tümünü kapsar. Oruç tutan, namaz kılan ancak sözünde durmayan, yalan söyleyen kişi tutarsız bir kişilik yapısına sahiptir. Dolayısıyla bu kişiler dindar olarak adlandırılamaz.

Din, doğrudan Allah'a karşı sorumlu olduğumuz ibadetler(Namaz,oruç, hac) ve hem Allah'a hem de topluma karşı sorumluluğu gerektiren ibadetler olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayırım başkalarının karışma alanının da sınırını çizer. Doğrudan Allah'a karşı ibadetler birey ve Allah arasındadır ve üçüncü kişileri ilgilendirmez. Adil olmak, yalan söylememek, sözünde durmak, emanete sahip çıkmak gibi ibadetlerin ise toplumsal boyutu vardır. Bu ibadetlerde Allah'a karşı sorumlu olduğumuz gibi diğer insanlara karşı da sorumluyuz. Dindar derken sadece birinci veya sadece ikinci ibadetleri belirleyici saymak hatalıdır. Birinci ve ikinci ibadetlerin toplamından Allah'a karşı sorumluyuz. İkinci ibadetlerden ise ek olarak topluma ve diğer insanlara karşı da sorumluyuz. İyi dindar, Allah'a ve topluma karşı sorumlu olduğu ibadetlerin tümünü Allah'a karşı sorumluluk bilinci içinde yapan insandır.

Kaynak:Her Taraf



YAZARLAR