Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Dr. Ali YALÇIN


 DİNî AHLAK’IN  ÜZERİNDE OLMAK  

Ali YALÇIN; Bu yazıda; Kalem Suresi’nin dördüncü ayeti özelinden yapılan bir yorumun yüzyıllardır değişmeyen anlamsal tekrarının ayetin verdiği mesajda bir daraltma medyana getirdiğine  dikkat çekmeye çalışacağız.


 

            Tarihsel süreçte din ve ahlaka dair çok şey yazıldı. “Ahlak Felsefesi “ bahsinde de konu ele alındı. Ahlakın  bağımlı – bağımsız gelişimi, ifadesi  ve “ahlakilik” mevzuu bu yazımızın önceliği değildir.

Bu yazıda; Kalem Suresi’nin dördüncü ayeti özelinden yapılan bir yorumun yüzyıllardır değişmeyen anlamsal tekrarının ayetin verdiği mesajda bir daraltma medyana getirdiğine  dikkat çekmeye çalışacağız.

 “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin” (Kalem-4) ayeti çoğunlukla peygamberin azi(y)m ahlakına yorumlandı. Surenin ilk ayetlerinde peygambere yapılan ithamlara cevaben, Rabb’in nimeti sayesinde mecnun olmadığı, kendisine kesintisiz bir ecrin verileceği, muhakkak ki azim bir huluq üzerinde bulunduğu belirtilmektedir.

الخُلُق= huluk ve hulk; din, tabiat ve huy anlamlarına geldiği, yaratma, yaratılış, kişilik veya karakter anlamları da taşıdığı ifadelerine lügatlerde rastlamak mümkündür. Olumlu ve olumsuz anlamlar yüklenen nadir kavramlardandır. “Kötü ahlaklı” ibaresine güncel hayatta da rastlamaktayız. 

Huluk/hulk için çağdaş sözlüklerin kattığı “değişim”, ”dönüşüm” de eklenebilir. Ed-Din, insanlık için büyük bir değişim ve dönüşümdür ve ey Muhammed sen muazzam bir değişim ve dönüşümü gerçekleştiriyorsun, manası da buradan gelmektedir.

Yukarıda zikredilen ayette, meselenin peygamber Muhammed’in (a.s) şahsi ahlakıyla bağıntısını kurmak şeklindeki zorlamalı/daraltıcı yorumdan konuyu çıkartmak gerekmektedir.

            Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlakının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte  olduğunu tekraren  söylersek, benzerin tekrarı ile, esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş ve daha derinlikli bir durumu da gözden kaçırmış oluruz.

            Şüphesiz bütün peygamberler Allah tarafından seçilmiş/seçkin insanlardır. Bu meyanda çok sayıda ayet mevcuttur. Kaldı ki Hz. Muhammed,  Hani o vakit Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah'ın size  bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat O, onlara kesin belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" demişlerdi. “(Saff-6) ayetiyle de yüzyıllar öncesinden müjdelenen bir elçidir.

            Salt olarak, alemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiya-107) peygamberimizin ahlakı veya kişiliğinin  bizatihi kendisini daha büyük bir ŞEY’in merkezine koymanın sakıncalarından bahsediyoruz. Alemlere rahmet olması dışında bir maksatla gönderilmemiş peygamberin kişiliği veya ahlakı üzerinden rahmetin gerçekleştiğini düşünmek nasıl ki peygamberimiz için yapılan yorumlarda bir ifrata götürücüyse ve en temelde bir sapma oluşturuyorsa Kalem Suresi 4. ayete yüklenilen peygamber merkezli anlamın benzeri bir anlam sapmasına yol açtığına değinmek istiyoruz.

Buradaki yorumumuzun peygamberlerin veya özelde de son peygamber Muhammed (a.s) ahlakı merkezli bir yorum değildir. Peygamberi de böylesine muazzam bir kimlik ve kişiliğe sahip kılan ŞEY’in kendisine dikkat çekmek içindir.

Konuyu açacak olursak:

            Vahiy almak dışında etrafındakiler misali bir beşer olduğu, “De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana sadece, sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunmaktadır. O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin , müşriklere veyl olsun!” (Fussilet-6) belirtilmekte ve başka bir ayette de “İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur'an’ı) bir nur kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.” (Şura -52)

            “Seni şaşkın halde bulup da hidayet vermedi mi?” (Duha -7)

            “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin” (Kalem-4 ) ayetine; peygamber dall üzerinde iken yani şaşkın iken de, kitap nedir, iman nedir bilmezken de çok yüce bir ahlakı vardı şeklindeki yorumcuların peygamberi asıl olanın merkezine koyduklarını, “Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (İbn Hanbel) hadisinde de peygamberi güzel ahlakın tamamlanmasındaki ÖZNE telakki ettiklerini görmek peygamberin üzerinde bulunduğu عَظ۪يم خُلُقٍ “ /huluqin azim’e dikkatleri yeniden çekmeye bizleri sevk etmektedir.

             Değişik bir ifadeyle Kalem  Suresi 4. ayette geçen ve  yaygın bir kanaat olarak  “Hz. Muhammed’in  büyük ahlakı” anlamında yorumlanan عَظ۪يم خُلُقٍ “ /huluqin azim’e Kur’an bütünselliği bağlamında değinmek belki daha hayırlı olacaktır.

            Daha farklı bir sapmaya yol açmamak için, değerler dini (kayyum din) İslam’ın sahip olduğu değerlerden bir tanesinin de ahlak/ahlaklılık olduğu gerçeğiyle Allah Teala’nın mesajı olan vahyi/Kur’an’ı bize aktaran “yegane güvenilir şahit”in  Muhammed peygamberin   ahlakı veya emin kişiliği hakkında tek başına bile yeteri bilgi vermektedir. Ancak  belirtmeliyiz ki bütün/ muazzam risalet sürecinin merkezine peygamber konulduğunda  oluşacak bir sapma şüphesiz ciddi bir sapma olacaktır.

            Son bir tekrar olarak:

Bütün peygamberler mesajın aktaran ve uygulayıcıları olarak aynıdır ve birinin diğerine tercih edilmesi söz konusu değildir.

            Kendi toplumlarının en güvenilenleri olmak.

            Pratiklerinde kendileri için en küçük çıkar veya beklentileri bulunmamak.

            Minnet etmemek, minnet duymamak.

            Yürüdükleri yolu asla bir tercih olarak yürümemek. Değişik bir ifadeyle, mecbur kaldıkları için bu yola koyulmak ve  her türlü musibete hazır olarak, ömürlerinin sonuna kadar  girdikleri yolu da  bedeller ödeyerek kat etmek…

Muhammed peygamber gibi kendisi henüz bu yola girmemişken “güvenilir insan” vasfıyla tanınmak da farklı bir değer doğrusu…

  “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin”

Meselenin peygamber efendimizin bireysel ahlakının tanımlanmasından başka bir boyutta olduğunu aşağıdaki ayetten anlayabiliyoruz.

                Şuara Suresi’nden 124 -137 ayetlerini nakletmekte fayda var. Hud (a.s)’ın kavmi ile bir diyalogu söz konusudur: Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? “Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin  bir resulüm. Allah’a ittika edin ve bana itaat edin. Sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz? İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah´tan korkun ve bana itaat edin. "O Allah´tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte, evlatları ve nimetleri o vermektedir. Bahçeler ve pınarlar vermektedir. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım. Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir. “Bu, öncekilerin huluqundan başka bir şey değildir.” (Şuara-137)

            “هَٰذَآ -Haza: Bu …

            “Bu” dedikleri şey onlara yöneltilmiş olan söylemin toplamdaki karşılığıdır.

            “Senden öncekilerin böyle bir ahlakı vardı, bu tür şeyler diyorlardı…” demek ile bireysel ahlaka vurgu yapılmış olur ki bu durum Kalem Suresi 4. ayette verilen anlam misali “Ey Muhammed senin ahlakın büyük bir ahlaktır” ile aynı anlamsal daralmaya götürür bizi.

            Öne çıkan husus Hud (a.s)’ın dediği gibi peygamberlerin eminliklerin ön plana çıkması değildir. Zaten resuller emin insanlardır. Hepsi de yüklendikleri ağır sorumlukların ifası süresinde hiçbir ücret talep etmediklerini, ücretlerinin Alemlerin Rabbi tarafından verileceğini söylemektedirler. Dolayısıyla bu özelliklerinin salt ahlak ile sınırlandırılması cihetiyle  zorlamalı “Resullerin ahlakı” ile izahına gitmek için fazladan bir durum söz konusu değildir. 

            Peki, konunun farklı bir boyuta sahip olduğunu nasıl anlayabiliriz?

             “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin”  ayeti çerçevesinde           “üzerinde bulunulan“  bu ayette huluq iken peygamberin üzerinde bulunduğu  diğer ŞEYLERin ne olduğuna odaklanmalıyız. 

            “Sana vahyolunana sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru yolun üzerindesin ”(Zuhruf -43)

            Peygamber efendimizin meselenin merkezine konulmadan kendisine vahiy edilene uyması ve sağlama alınmış bir yolun üzerinde olduğu, ifadesi olsa olsa peygamberin üzerinde bulunduğu huluqun ayrıca tanımlanması şeklindedir.

            “Her ümmete; yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyle ise işte seninle çekişmesinler, Rabbine davet et. Şüphesiz ki sen; dosdoğru bir hidayet üzeresin. (Hac-67)  Burada da  peygamberin şahsi bir özelliğine vurgu ön planda değildir. Peygamberi davet sürecinde üzerinde bulunulan halin nasıl bir hidayet bütünlüğü olduğu anlaşılmaktadır.

            Neml Suresi 76-79 arası ayetlerde peygamberin üzerinde bulunduğu şeyin farklı ama bütünleyici bir izahı söz konusudur.     

         Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. Muhakkak  Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.” (Neml Suresi, 76-79)  Burada da görülüyor ki üzerinde bulunulan barizlik Kur’an üzere olmanın daha ötesinde tüm peygamberlerin üzerinde bulunduğu hak ve hakikat toplamına atıf ön plana çıkmaktadır. Kur’an zaten apaçık bir hakikat ve haktır!

         Peygamberlerin konumlanmasında veya insanların konum belirlemesinde esas olanın Allah katında tek geçerli din olan İslam’ın belirleyici olduğunu aşağıda verilen ayette net bir şekilde gözlemlemekteyiz.

            “Yüzünü din için ikame et, sakın müşriklerden olma.” (Yunus-105)

           Şirke düşmeme konusunda peygamberin uyarıldığı bu ayette yüzün yani kimlik ve kişilik inşasının ancak dine bir bütün halinde sarılma ile mümkün olduğunu peygamber/peygamberlerin üzerinde bulundukları huluq, mustaqiym olan hidayet, apaçık olan haq bir bütün olarak Allah katındaki tek geçerli olan din olduğu ve peygamberin de bu dinde yüzünü ikame etmesi gerektiği bellidir.

              “Hanif olarak yüzünü  dine ikame et. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah'ın fıtratına. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum  olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum-30)

            Dinin nasıl bir din olduğunun ayrıntılı tanımlamasına, aynı fiil kökünden gelen ikame etmek, kayyum din kelimeleri incelenerek varılabilir. Lakin bu dinin aynı fiilden gelen kıymet/değer veya değerler dini olduğu da açıkça anlaşılmaktadır.

            Şu durumda peygamberin üzerinde bulunduğu “ عَظ۪يم خُلُقٍ  /huluqin azim” için cümlelerimizi toparlayabiliriz.

            ‘‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’ (Muvatta, Husnü’l-Hulk, 1.) hadisi ele alındığında peygamberin güzel ahlakın tamamlanmasında bir özne olmadığı ortaya çıkmaktadır.

             … Bugün sizin için  dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim/razı oldum…” (Maide -3)

            Tamamlanan veya kemale erdirilenin de din olduğu,  Muhammed (a.s) ile   Allah’ın razı olduğu tek din İslam’ın bilgisine ulaşmaktayız.

            Bu yorumları yaptık ama biliyoruz ki Allah en doğrusunu bilendir… 



YAZARLAR