Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


DİLİMİZ BAŞKA BİR ŞEY SÖYLEMEKTE AMELİMİZ BAŞKA

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?( Saff Suresi 2. Ayeti)

Dil başkalaşınca, gönül ahlaki erdemden ıraklaştıkça, vicdan denen kontrol mekanizmasını-mizanını takmamakta; dolaysıyla kalbin imana yönelik fiillerin derecesini unutmak gibi bir zaafiyet içerisindeyiz de ondan. Kendine yönelik öz eleştiriyi(tefekkür ve tövbe) ötelenmekte, kendi dışındakilerine karşı yapılan eleştirileri kendisi melekleşmiş gibi yapmaktadır da ondan. Yasaklanmış meyve ağacına yönelik arzularının saldığı enerji toplumsal felaketlerin önünü açmışken; şekilselden öteye geçmeyen bir davranış biçimini kutsamanın, bu haliyle başkalarına ayar vermenin derdindeyiz de ondan. Artık tamam olduk öz benliği sarınca, iman üzerine olmanın yeniden ve her daim yeniden başladığımızın farkındalığını unuttuk da ondan...

Yaşadığımız hayatın hakikate düşen payı tartışılırken, kendi gerçekliğine bu kadar yabancı kalmak elbette bir psikolojik analizi haketmektedir. Dilin söylediği büyük sözlerin, aklın insanın içine sığdıramadığı hayallerin kendi gerçeklediğinden uzak düşmesi bir sendromun belirtisi değil de nedir? Duygusal iklimle yürüttüğümüz birçok işimizin, hayatın gerçekleri karşısında SOS verdiğini bile görememekteyiz. Tarihsel hafızamıza kazınmış kendi gerçeklerimizin, hayatın asıl gerçekliğine dair bariyerlerini bir türlü aşamamasını sürekli dışarılarda arayamayız. 

Kalbimizde olmayanı-olamayanı, varmış gibi hareket ederek bir örneklik teşkil edemeyiz. Ezberimize takılan birçok dilsel-sözel cümlelerin etki alanı hal dili karşısında eriyip gittiğini görmeliyiz. Ciddi bir yabancılaşma yaşanırken, toplumsal katmanların çatırdadığı artık daha çok hissedilmektedir. Ahlak, adalet, erdem, özgürlük, hak, hukuk gibi temel kavramlar artık bize muhalefet etmektedir. Ümmet ve kardeşlik iklimi kara kışları andırmaktadır. Dil yarasına takılmayan insanımız kaldı mı? Yürek yarısı yaşamayan? Peki günümüzde kullanılan bu dil ve üsluptan bir kardeşlik iklimi çıkar mı?

Bizimde üzerinde çok durduğumuz ama hala aşılamayan, Ramazan Kayan'ın ifadesiyle; "Bizden olmayanların hepsi ötekidir… Ötekiler zaten kötüdür… Bizden olmayan herkesi yok saymak… Diğerlerinin yokluğu üzerinden bir varlık inşasına yeltenmenin İslam ahlâkında yeri yoktur… Müslümanları ötekileştirerek kendilerine meşruiyet arayanların büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını bilmeleri gerekiyor…"

Sadece Müslümanları değil, öteki diye bildiğimiz tüm varlık alemiyle de çatışamayız. Ayrıştıramayız.

Ayetleri ya yanlış okumaktayız ya da yanlış anlamaktayız. En kötüsü ayetleri kendi nefsimize amade etmek gibi cahil cesaretine kapılmaktayız. Biz ayete değil de ayeti kendimize uydurmaktayız. Hakikate ram olacağımıza, hakikati telif etmekteyiz.

Doğa insanın emrine verilmiş diye doğayı sürekli tüketmekte, kirletmekteyiz. İnsanın geçtiği yollara kendi pisliğini bırakandan daha zalim kim olabilir... Şehir ve medeniyet adına yerle bir ettiğimiz yeşil alanların, doğal alanların günahını kime havale etmekteyiz. Hakikatte insan yükseldikçe mütevazileşir. Burnu kalkmaz, başı öne eğilir. Ruhu dinginleşir. Lakin günümüzde yükselen betonarmelerin insan nefsini azdırmasından başka ne işe yaradıklarını müteahhitlerin yorumlarına bırakıyorum. AVM çılgınlığının kapitalizmi beslemesinden, modern hayatı özendirmesinden başka neye hizmet ettiğini de hepimizin gönül iklimine havale ediyorum.

İnsan halife seçilmiştir diye bu yetkiyi fütursuzca kullanmaktayız. Varlık alemine saygıda kusur etmekteyiz. Yasak olana karşı aşırı bir dürtünün etkisindeyiz. Varlığın-doğanın kendisini yenileme fırsatını dahi elinden almaktayız. O zamanda doğa bize karşı isyan dilini kullanmakta, bize amade olması gereken doğa bu sefer kendi hayatı için(sünnetullah gereği) mücadele etmektedir.

İman ettik diye hemen Cennetlik rüyalarındayız. Başkalarına Cenneti esirgeyerek, rahmeti ve merhameti eksiltmekteyiz. Müjdecilerden, umutlandıranlardan, sevindirenlerden değil de muhafazakarlık refleksiyle varlığa taassupla yaklaşmaktayız.

İnsan olmadan, Müslüman olunacağı zannının getirdiği felaketleri yaşamaktayız. İki rekat namazın faziletini tartışmanın alemi yok ama içinde insan olmadan yapılan ibadetin kıymet-i harbiyesini tartışmanın da gereği yoktur. Allah kendine yapılan amellerin sahibiyken, insanlar arası ilişki de asıl olan ahlak-adalet-hak-hukukunda gözetleyicisi ve koruyucusudur. Müslüman demek, vahyin öğretileriyle muhatabım demektir. Eğer üzerimizden vahiy değil de başka türlü hasletler okunuyorsa durum vahim demektir. Durumun vahametini zaten halimiz, ahvalimiz ortaya dökmektedir. Bize bakan insanlar hakikatin izlerini görmelidirler. İnanmasa dahi insanlığımıza laf etmemelidir. Bunun nihai anlamını Müslümanlıkta aramalıdırlar.

Hz. Peygambere iman etmeseler bile insanlar O'nun ahlakına, insanlığına aşıktılar. Din konusunda hasım olanlar, erdem ve ahlak konusunda hısımdılar. Ellerinde Hz. Peygamberi eleştirecek bir dosya konusu yoktu. Hayatla barışık, insanlık ile tanışık, ahlak ile hemhal olan bir insanla ancak iftira dalgası dışında bir şeyle mücadele edemezsiniz. Söz konusu iftira ateşi olunca da o ateş eninde sonunda sizi gelip bulmaktadır. Hakikatle, fıtratla, sünnetullah ile (onlara rağmen) hiç kimse meşru olmayan bir yöntem ve teknik ile yol alamaz. İyisi mi biz şu çağrıyı yenileyelim. Hem kendimize hem tüm insanlığa;

"De ki: “Budur benim yolum; akla uygun bilinç ve duyarlılıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak hepinizi Allah'a çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar, aynı çağrıyı yapıyoruz.” Ve yine de ki: “Allah kudret ve büyüklüğüyle her türlü eksikliğin üstünde ve ötesindedir, ben O'ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!” (Yûsuf Suresi 108. Ayeti)



YAZARLAR