Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Selvigül ŞAHİN


28 Şubat'ın Mağduriyet Kahramanlarından Hatice Kanlıtaş

Yazarımız Selvigül Şahin'in "yeni" yazısı...


Ocak soğuktur, esen rüzgarlar, yağan yağmurlar, yılbaşına doğru bastıran kar yağışıyla iliklerinize kadar yaşarsınız kışı. Zeytinburnu'nun gizli bahçesi gibi kalmış, Yenikapı Mevlevihanes'inin hemen yakınında, yaprakları dökülmüş asırlık ağaçların sarmaladığı evlerin birisinden içeriye güneşli bir kış günü girdiğimde, sadeliği, tevazusu ve samimiyeti ile karşılıyor bizi Dr. Hatice Kanlıtaş.

Geçmiş bu günlerimizi anlamlandırmada adeta muhayyilemizde anlamlı izler bırakır. Derin izlerin mihmandarlığında bu günlerimizi inşa eder, hak ve hakikat yolunda soluklanırken hayatımızı değerlerimize, inançlarımıza, ideallerimize göre yaşamaya çalışırız. Yaşanan tüm sosyal, politik, siyasi olaylar bireylerin yaşantılarında izler bırakırken, onları tercihler yapmaya yöneltirken, hayatlarını muhasebelere taşır, imtihanlara sürükler. Son dönemde yaşadığımız özgürlükler ve hak ihlalleri doğrultusunda, inançlı insanların üzerinden bir silindir gibi geçen 28 Şubat post modern darbe süreci de eğitimcisiyle, entelektüeliyle, öğrencisiyle ve sıradan insanıyla bu toprağın bağrında yetişmiş, inancını yaşama noktasında mücadeleler vererek, hesap gününe doğru yürürken kendi öz kimliğini ve değerlerini titizlikle korumaya çalışan tüm samimi bireylere travmatik sancılar ve büyük haksızlıklar yaşatmıştır.

Güneşli bir kış günü, kuru dalların gölgelediği sade evini ziyaret ettiğimiz, Dr. Hatice Hanım da 28 Şubat sürecini derin imtihanlarla yaşamış bir kardeşimiz. Şair Ahmet Mercan, kıymetli hanımı ve kızları Hümeyra da sohbetimize katılıyor. Ahmet Mercan' nın vesilesi ile Özgün İrade Dergisi'ne yapacağımız söyleşi için zorlukla ikna ettiğimiz Hatice Kanlıtaş' la yaşadığı süreci konuşmak için evinde bulunuyoruz.

Hatice Hanım Anadolu'nun bağrında büyümüş, eğitimci bir babanın beş kız çocuğundan birisi. Babasını elim bir trafik kazasında kaybediyor. Annesi sevecenliği, özverisi ile sarıp kuşatıyor çocuklarını. Tam bir Anadolu kadını. Hatice başarılı bir çocuk okumaya istidadı var. Ve ailenin umudu oluyor bir anda. Herkes onun doktor olmasını istiyor. O da bu umuda sıkıca sarılıyor ve azimle kararla asılıyor derslerine. Anadolu Lisesi imtihanlarını kazandığında annesinin şartları var. İnancı gereği başını örtecek, manevi değerlerine bağlı olarak okuyacak. Ve böylece Hatice Liseye başlarken örtünüyor. O yıllarda tuttuğu günlüğüne üç tane dua yazacaktır: Birisi şehit olmak, ikincisi okuyup ailesine vatanına faydalı olmak, üçüncüsü de hayırlı bir yuva kurmak. Bunları anlatırken, hüzünlü çehresine utangaç bir tebessüm yayılıyor.

Anadolu'nun bağrında yetişip gelmiş, doğal, içten, fıtratın getirdiği ahlaki kuşatıcılığı saf bir şekilde yaşıyor Hatice. Hiçbir hizip, cemaat, kurumla uzaktan yakından ilişkisi yok. İnandığı için, Allah emrettiği için örtünüyor. Lise yıllarında neredeyse okulda tek örtülü o. Müdür her fırsatta yanına çağırıyor ve uyarıyor. Çocuk yüreği ürperiyor ama kavi bir imanla direniş soluklu bir teslimiyete kendini çoktan bıraktığını neden sonra anlıyor.

Zorluklarla, nice yasakların getirdiği hırpalanmışlıklarla geçen lise yılları bittiğinde Hatice artık Tıp Fakültesini kazanıyor. İstediği, dilediği oluyor. Ailesinin tek umudu olma yolunda adım atıyor.

“Üniversite imtihanlarına girdim ve Selçuk Tıp Fakültesi'ni kazandım. Bu benim ve ailem için muhteşem bir durumdu. Hayallerimi gerçekleştiriyor, fedakar annemin umudu olma yolunda adeta bir sefere çıkıyordum. Lise yıllarında gördüğüm haksız muamelelerle aslında Hukuk ve Siyasal okumak da istiyordum ama bir taraftan da ülkemin mahrum bölgesi olan Doğu'ya gidip orada muhtaç insanlara hizmet etmeyi büyük bir aşkla istiyordum" diyerek okulu kazandığındaki heyecanını bizimle paylaşıyor.

 

Okulu bitirmesine iki ay kala 28 Şubat darbesiyle yasaklar başlıyor. Ve bu tarihten sonra da Hatice'nin destansı mücadelesi de başlamış oluyor. Okulda 360 kadar örtülü öğrenci okuyor iken daha sonraki durumu manidar ifadelerle anlatıyor Hatice: " Alınan cezalarla 35 kişiye kadar düştük. Biz artık yasayı ezberlemiştik; 2547 Ek 17'ye göre böyle bir karar doğru olamaz diye diretiyorduk. Dava açma yoluna gidiyorduk ama hiçbir sonuç alamıyorduk. Devletin kapısı bize sıkı sıkıya kapalı idi. Mücadelemiz sırasında, farklı düşünen arkadaşlar peruk renklerini belirlemişlerdi bile. " Tüm olumsuzluklara rağmen inandığı gibi yaşamak isteyen ve keskin inançlılarda görülen sabır ve sebatı kuşanan Hatice'nin düşündüğü tek şey: " Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetini yaku00eenen yaşamak.

Bundan sonra akıllara durgunluk verecek mücadelesiyle yeni bir dönüm noktasına geliyor. Açılmamak üzere örtünmüş. Başka bir seçenek düşünemiyor. Mücadeleye başladığı andan itibaren hayatına büyük bir hareketlilik geliyor. Sıradanlıktan kurtuluyor. Okuyor, anlatıyor, arkadaşlarıyla toplantılar düzenliyor ve hiçbir zaman vazgeçmiyor kararından. İstanbul'a geliyor. Buradaki her cemaatten öğrencilerle beraber çalışmalara katılıyor. O sıralarda Mazlumder'e sık sık gidip geliyor. Aktivist çalışmalarının sonucunda ailesi artık onu yanlarına çağırıyor ve üç şık sunuyorlar: Birincisi ya başını açıp okuyacak, ya başını açmayacak ama okumaktan vazgeçecek evde uslu uslu duracak, ya da yurt dışına okumaya gidecek. Hatice hicreti yani yurtdışında okumayı seçiyor. Viyana'ya okumaya giden diğer mağdurlar gibi hiçbir desteği yok. Onu nelerin beklediğini bilmiyor. Maddi anlamda tutunacak bir dalı olmayan yetim bir kız çocuğu için yurt dışı adeta bir muamma. Tekrar İstanbul'a geliyor. Mazlumder'e yakın bir dil kursuna devam ediyor aynı zamanda arkadaşlarıyla tüm çalışmalara devam ediyor.

Nihayetinde Ahmet Mercan Bey'in referansı ile Almanya'da bir ailenin yanına istek yapılarak yolculuğa çıkıyor. " Hiç unutmuyorum. Alman Tıp Fakültesi öğrenci işlerine gittiğimde tedirgindim. Çünkü öğrenci işlerinde itilip kakılmış hep azarlanmıştım. Hatta bir gün hiç unutmuyorum Konya'da üniversite öğrenci işlerinde Fakülte Sekreteri beni karşısında görünce avazı çıktığı kadar, etrafımıza yığılan insanların içinde bağırmıştı: ' Sen hala ne gelip duruyorsun, öğrenci belgesini fotoğrafsız istiyorsun, ben nereden bileyim kız mısın erkek misin?' diye gerçekten çok ironi yüklü bir haldi. Ben de ona: ' Benim adım Hatice, Hatice erkek ismi olur mu? ' diye sormuştum. Şimdi o günlerin ne kadar acı bir komedyaya döndüğünü daha iyi anlıyorum" diye anlatıyor Hatice ve Alman Üniversitesi öğrenci işlerinde gördüğü muamele ile büyük bir şaşkınlık yaşıyor. " Alman Üniversitesi öğrenci işlerinde beni çok iyi karşıladılar. Tıp öğrencisi olduğumu, kıymetli bir şahsiyet olduğumu bana duyumsattılar ve koltuklara oturmamı isteyerek çay kahve ikram ettiler. Ben bu bir rüya olmalı diye düşünüyordum."

Hatice Kanlıtaş Almanya'da bulunduğu süre zarfında yine aktivist ve mücadeleci kimliği ile oradaki inançlı Müslümanlara önderlik yapıyor. Hastanelerde görev alıyor. Öğrencilere sohbetler veriyor. 3,5 sene geriden başladığı Tıp Fakültesine Almanya'da devam ederken ara ara da Konya'ya gelip oradan da mezun olmaya çalışıyor.

12 yıl süren mücadele ile Alman Üniversitesin'den ve Konya Selçuk Tıp Fakültesi'nden diplomalarını alıyor. Başörtüsü mücadelesi sırasında hayatını kaybedenle adaş arkadaşının adını taşıyan kızı Güzeyya kucağında son konuşmalarını yaparken akşam ezanı okunuyor hava çoktan kararmaya durmuş. Onun gözleri çok uzaklara dalmış. Yıllarca hasret kaldığı annesinin ölüm haberini aldıktan sonra Almanya'dan dönmeye karar veriyor. Dr. Hatice Kanlıtaş neredeyse dört dönem sonunda aldığı iki diploma sahibi olarak, nice kaybettikleri ve kazandıkları ile doğu görevini de yaptıktan sonra İstanbul'da aile hekimi olarak çalışmaya devam ediyor.

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR