Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet Ali TEKİN


27 Mayıs’ın Hatırlattıkları

Yazarımız Mehmet Ali TEKİN'İN 'YENİ' YAZISI...


Bizim çocukluğumuzda, 27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı kutlanırdı ve resmi olarak bir gün tatil olurdu. Halkın oylarıyla seçilmiş Menderes Hükümetini, askeri bir darbe ile devirip, göstermelik bir yargılama sonunda idam ettiler. Bunu da bayram ilan edip, millete dayattılar.

 

Gerçi halkımız, Ramazan ve Kurban bayramı haricinde bu tür resmi bayramları, hiç bir zaman benisemedi. Buna 29 Ekim Cumhuriyet, 1 Mayıs,19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos gibi bayramlar dahil. Devlet tarafından resmen tatil ilan edildiği hâlde, şu son 10 seneye gelene kadar, halk tatil olarak kabul etmez; işine, gücüne bakardı. Fabrikalar, atölyeler tatil edilmez çalışılırdı.

Resmi bayramların benimsenmemesinin en önemli sebeplerinden birirsi; Adnan Menderes ve iki bakanının, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi sonrasında idam edilmeleri ve bu günün BAYRAM ilan edilmesidir.

 

Cumhuriyetin 1923 yılında ilanıyla birlikte Mustafa Kemal’in müzaheretiyle iktidara gelen CHP, seçim yapılmadan 27 yıl boyunca yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni, kendi keyfine göre idare etti.

 

14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan ilk seçimde, CHP iktidarı yerle bir oldu. Demokrat Parti oyların % 55,2 sini, % 39,6 sını CHP ve % 4,6 sını Millet Partisi aldılar.

Demokrat Parti: 416, CHP: 69 MP: 1 milletvekilliği aldı.

 

1954, 1957 seçimlerini de Demokrat Parti’nin kazanmasının ardından; yerlileşme ve milli sanayi yatırımlarına yönelmesiyle, batılıların da hışmını üzerine çeken Menderes hükümeti, askeri darbe ile devriliyordu.

Darbeciler, bidirilerini okuma görevini Albay Alpaslan Türkeş’e vermişlerdi:

"Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.
Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır.
Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur."

 

1980 Darbesini yapan askerler de Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya bağlıyız diyeceklerdi.

 

15 Temmuz Darbe teşebbüsünde bulunan FETÖ/PDY/da oluşturduğu Yurtta Sulh Konseyi tarafından hazırlanan ve TRT’de zorla okuttuğu bildiride ‘Yurtta Sulh Konseyi Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.’ diye batılı efendilerine bağlılıklarını dile getiriyorlardı.

 

Türkiye’de yapılan darbelerin tamamı, İslam’ı halkın gündeminden çıkarmak için yapılmıştır.

1960 Darbesinin bildirisini radyoda okuyan Alpaslan Türkeş ile Cevat Fehmi Başkurt’un yaptığı ve 17 Temmuz 1960 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan mülakat; darbecilerin bakış açısını ve karakterini ortaya koymaktadır.

“Son zamanlarda Anadolu’yu hiç dolaştınız mı? Çarşafın nasıl kapkara bir yangın halinde bütün yurdu sardığını gördünüz mü?”

Başkurt’un sorularına Albay Türkeş’in verdiği cevaplar çok manidardır:

“İnkılaplar mevzuunda yalnız din, kıyafet ve zihniyette mi geriledik?"

“--Hayır Türkçecilikte de... Türkçecilik bu millete Atatürk'ün en büyük en faydalı hediyelerinden biri idi. Evvela ezanı Arapça okutmakla buna ihanete başladılar."

“Ya Kur'an'ın Türkçeleştirilmesi teşebbüsleri? Sâbıkların baltaladıkları bu teşebbüslere taraftar mısınız?"

"Türk camiinde Türkçe Kur'an okunur, Arapça değil.”

***

Not: Gerçek Hayat Dergisi’nin 1022 sayısında Süleyman Şahin’in Menderes niçin idam edildi? Yazısını okumanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR