Mahmut HAMDERCİ


23 HAZİRAN UYARI MI? HEZİMET Mİ?

Mahmut HAMDEMİRCİ´nin Analizi;


                Yenilenen İstanbul seçimi, yerel seçim havasından çok, 31 Mart´ta olduğu gibi genel seçim havasında geçti. Seçimin böyle geçmesinde iktidar partisinin katkısı çok fazla. Sonuç olarak, 31 Mart´taki 14 bin fark 806 bine yükselmiş oldu. 31 Mart´taki sonuç iktidara bir uyarı olarak değerlendirilmişti. Ancak, 23 Haziran´daki önemli fark seçmenin uyarıdan öteye geçtiğini ve iktidar partisinin önemli bir hezimet yaşadığı yorumlarını da beraberinde getirdi. Seçim sadece İstanbul´la sınırlı olduğundan Adalet ve Kalkınma Partisi için bir hezimet değerlendirmesi de kanaatimce yanlış olur. Seçim sonuçlarını, Adalet ve Kalkınma Partisi açısından, bundan sonra belki bir daha telafisi olmayacak, çok ciddi bir uyarı olarak değerlendirebiliriz.

                Seçmen, Adalet ve Kalkınma Partisi´ne, eğer iktidarda kalmak istiyorsan, üslubunu yumuşat ve politikalarında değişikliğe git, hak ve adalet ölçülerine dikkat et, ekonomiyi düzeltecek adımlar at, yeni sistemden (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) bir an evvel vazgeç veya yeni sistemde radikal düzenlemeler yap, TBMM´ni eski işlevine kavuştur veya güçlendir, görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat ölçülerine dikkat et, toplumla zayıflayan bağını tekrar kuvvetlendir, mağduriyet yaşayanların acil çözüm beklediği (EYT ve benzeri) sorunları bir an önce çözüme kavuştur talimatı vermiştir.

                İktidar partisi, seçmenin ciddi uyarılarını ve beklentilerini çok hızlı bir şekilde hayata geçirirse, kaybolmuş olan güvenini tekrar tazeleyebilir. Aksi takdirde, 23 Haziran seçimleri, Adalet ve Kalkınma Partisi´nin çöküşünün miladı olarak tarihteki yerini alacaktır.

                31 Mart öncesi iktidar tarafından muhalefete ve özellikle Saadet Partisi´ne karşı kullanılan sert üslup, bu seçimde yumuşamıştır. Cumhur İttifakı İstanbul adayı Binali Yıldırım´ın, Milli Gazete ziyareti ve Saadet camiasından özür dilemesi, Saadet lideri Temel Karamollaoğlu tarafından önemli ve olumlu bir adım olarak değerlendirilmiştir. Binali Bey´in bu hamlesinin, bir kısım Saadet seçmeninde karşılık bulduğu görüldü. Ancak, Saadet seçmeninin çoğunluğu Binali Bey´in özrünü seçim kazanmak için basit bir hamle olarak değerlendirmiş ve bu girişimi samimi bulmamış olmalı ki; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu´na daha fazla oy geçişi olmuştur. Sonuç olarak, Saadet camiası ve seçmeni 31 Mart öncesi kullanılan sert üslubu affetmemiş görünüyor.

                Olayın başka bir boyutu ise, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Saadet Partisi arasında önceki seçimlerde çok kolay gerçekleşen ve 31 Mart´ta da Saadet lehine olan karşılıklı oy geçişkenliğinin 23 Haziran´da gerçekleşmemiş olması. Bu da Saadet tabanının, genel olarak, partisinin Millet İttifakına yakın durmasını benimsediğini ve doğru bulduğunu gösteriyor.

                Saadet Partisi´nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bazında, 31 Mart´ta aldığı 103.300 (%1,21) oyun, 23 Haziran´da 47.800 (%0,55) oya gerilemesi de masaya yatırılması gereken bir konu. Yaklaşık 3 ay gibi kısa bir zamanda Saadet Partisi´nin oyları neredeyse yarı yarıya gerilemiştir. Bu gerilemenin birçok sebebi olabilir ama önemli olduğunu düşündüğüm 2 sebep üzerinde durmak istiyorum.

                Birincisi; 23 Haziran seçimlerinin iki parti endeksli bir kampanyaya dönüşmesi. Yeni sistemle, iki kutuplu bir yöne doğru hızla kayan siyaset, son seçimlerde, olağandışı seçim şartlarının da etkisiyle zirve yapmıştır. Böyle durumlarda seçmen, sonuca yakın olan iki partiden yana tercihini kullanmaktadır. Saadet Partisi, siyasetin iki kutuplu bir yere kaymasını, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi referandumunda fark etmiş ve bu iki kutuplu siyaseti önleyebilmek amacıyla o dönemde yeni sisteme ?Hayır? demiştir. Son geldiğimiz aşamada ne kadar haklı oldukları ortada. Bu sistem, sadece Saadet Partisi aleyhine değil, sistemi olmazsa olmaz gören iktidar partisi aleyhine de işlemeye başlamıştır. Çünkü, yüzde 10 olan seçim barajı, artık yüzde 50´ye çıkmıştır.

                İkincisi; 23 Haziran seçimlerinde Saadet kadrolarının, iki kutuplu siyaseti kabullenmiş bir görüntü içinde olmasıdır. Bu sonucu, İstanbul ilçe teşkilatlarının, 31 Mart´ta ki gibi güçlü bir kampanya ve çalışma yapamamalarından çıkarıyorum. Saadet İstanbul İl Teşkilatı´nın gayreti ve Saadet adayı Necdet Gökçınar´ın heyecanı olmasaydı belki bu sonuç dahi alınamazdı.

                Bu noktada, Saadet Partisi de, 23 Haziran seçimlerinden alması gereken dersleri çıkarmalı, siyasetin iyice ısındığı ve kutuplaştığı bu ortamda, alternatif parti olacak stratejileri geliştirmeli ve seçmenin karşısına yepyeni bir heyecanla çıkmalıdır.

                Saadet Partisi´nin alternatif olacak kadroya ve heyecana sahip, köklü bir teşkilat olduğunu düşünüyorum. Saadet Partisi, başarılı olacak mı? Bu sorunun cevabını önümüzdeki genel seçimde muhtemelen alacağız.

                Vakit ola, hayrola?                                                                          

 



YAZARLAR