Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Enes TARIM


21. Yüzyılda Neoputçuluk

Yazarımız Enes Tarım'ın, Özgün İrade Dergisi 2020 Kasım (199.) Sayısında yayınlanan yazısı...


Bugün eski putlarımızı zenginleştirerek içerisine çağdaş ideoloji putlarını da kattık. Geçmişin elle tutulur gözle görülür putlarının yerini artık yavaş yavaş sanal tanrılar, ideolojik putlar alıyor.

“Çoğu geleneksel din evrensel değerleri benimseyip kozmik ölçekte geçerlilik iddiasında bulunsa da günümüzde çoğunlukla çağdaş milliyetçiliğin yardakçısı rolünde kullanılıyor…“

(Noah Harari)

İnsan fıtratı gereği daima bir yaratıcıya tapınma ihtiyacı duyar.

Aslolan bu ihtiyacın Allah ile giderilmesidir.

Ama çoğumuz bu seçimi yapamıyor; asırlar boyu gizemli ruhlara, tabiat güçlerine, çeşitli hayvan ve insan heykellerine, mitolojik varlıklara, masal kahramanlarına ve insanüstü varlıklara inanıyor, ibadet edip duruyoruz.

Bu yönümüz ile galiba hepimiz Kabil’in genlerini taşıyoruz. O kardeşi Habil’i öldürdükten sonra kaçmış; babasından uzakta geçirdiği ömrünün son demlerinde ateşi kutsal saymaya başlamış; oğullarına da ona secde etmeyi tavsiye etmişti. İnsan soyunun ateşperestliği böyle başlamıştı.

Taberi Tarihinde putçuluğun başlangıcını Kabil’e dayandırsa da ve biz bunun doğruluğunu tam olarak teyit edemiyor olsak ta şunu biliyoruz ki tarih boyu neslimiz bugün olduğu kadar putçuluğu çok sevdi…


Tüm semavi dinler içerisine batıl hurafeler karışınca putperestlik süreci başlar.

Çünkü putperestlik bir hastalıktır.

Tek Tanrı inancı tüm insanlarda fıtraten kodlanmışken süreç içerisinde deformasyona uğrar, kaybolur ve zamanla inanma, ibadet etme ihtiyacı içinde kıvranan ruhumuz sahte ilahlarla, yalancı tanrılarla doymaya çalışır.

Bu nedenle de madenden taştan,tahtadan putlara, heykellere, insanlara, güneşe, yıldıza aya hatta inekler gibi absürt komik saçma sapan şeylere tapar dururuz.

Bazen ruhların ölmediğini iddia ederek atalarımızın ruhlarını, bazen bir hayvanı bazen de güneşi ayı ateşi gök gürültüsünü tanrılaştırırız.

Belki geçmişte ilkel çağlarda bu tapınmanın altında çevrede meydana gelen hadiselerden, taşan nehirlerden, felaketlerden, yıldırımlardan, şiddetli rüzgârların yol açtığı tahribatlardan korkmamız, korunma güdüsü içerisinde emniyette olmak, emin olmak adına güçlü olana bir sığınıştır bu.

Yeryüzündeki olayları gökyüzündeki olaylara bağlayıp; etrafımızda gerçekleşen hadiseleri gök cisimlerinin yarattığına inanıp güneşe, aya ve yıldızlara taparak kendimizi emin/ himayede hissetmek isteriz.

Batıl sapkın inançlar ile kainatta olup bitenleri “doğa yapıyor” fikri ile doğaya/tabiata ilahlık verip, adaklar adarız.

Bazen hayvanları totem kabul ederiz.

Bazı hayvanların kabilemizin atası olduğuna, ruhların onlara girdiğine inanarak kutsallaştırdık, tapınmaya layık görürüz. Kutsiyet atfettiğimiz hayvanların hareketlerini, seslerini taklide çalışıp, etlerini yemeyip resimlerini evlerimizin duvarına, silahlarımıza, eşyalarımıza hatta bedenimize resmedip bize kuvvet vereceğine, şans getireceğine inanırız.

Bir “Bozkurt” un ırkımıza analık yaptığına inanarak bu Kurt Ananın hatırasını her daim gönüllerimizde yaşatarak daima bayraklarımızın, çadırlarımızın tepelerinde altından yapma Kurt başlarını alem olarak sallandırıp totem yaparız.

Buda’nın ölümünden sonra Brahmanlar da yığınlarca Buda heykeli yapmaya başlamıştı. Buda’ya karşı duyulan aşırı sevgi zamanla bu heykellere tapmaya onları putlaştırıp ilahlaştırmaya dönüşmüştü. Buda’nın sözleri yüzyıllar boyu hayatı düzenleyen kurallar olarak kabul edildi.

İsrailoğulları da ehlikitap oldukları hâlde içlerindeki put sevgisi ile put edinmek istemişti.

Hıristiyanlar İsa’yı bir ilah olarak gördü ve putlaştırdı.

Eski Mısırlılar da Firavunları…

Roma’da da tanrı zafer kazanan kahramanlardı.

Mekke zaten putlarla dolu idi. Tarihçiler Mekke’nin fethinde 360 putumuzun kırıldığından bahseder.

İçimizde her daim görünmeyen bilinmeyen varlıklara, meleklere, cinlere tapanlar bile vardı. Her zorlu veya sevinçli günümüzde birlik ve beraberliklerimizi kuvvetlendirmek için putların etrafında ateşler

yakarak toplandık. Devrimler yapmış, vatan kurtarmış, zafer kazanmış veya dağınıkken ulusumuzu bir tek ulus hâline getirmiş lider ve komutanları, tek adamları tanrı kadar çok sevdik. Onlar öldükten cesetleri çürüdükten kemikleri eridikten sonra dahi onlara olan tazimimizi yüzyıllarca sürdürdük.

Ve bizler birer vefalı putperest olarak bazı kısa dönemlerde tek tanrılılığa, tevhide meyletsek de tez zamanda toparlanıp putlarımıza geri döndük…


Günümüz dünyası da bir putlar galerisi artık.

O eski pagan çağlar yeniden yaşanıyor.

Bizler aynı eskiden olduğu gibi putçuluk şuurumuzu kaybetmemenin gururu ile bugün de aynı eski atalarımızda olduğu gibi kah tahtadan, kah bronzdan, demirden yapılan totemlere tazimlerde bulunup bazen de sanal çağdaş put tapınakları arasında gezinip duruyoruz.

Bugün eski putlarımızı zenginleştirerek içerisine çağdaş ideoloji putlarını da kattık. Geçmişin elle tutulur gözle görülür putlarının yerini artık yavaş yavaş sanal tanrılar, ideolojik putlar alıyor.

Ve bugün insanoğlunun kafası/gönlü tek tanrıcı kutsal değerlerden boşaldıkça, yerini yaşadığı çağın ikonları, sanal tanrıları alıyor.

Bugünkü ideoloji putları tevhidi düşündüğünü sanarak elinde tespih dilinde Esma zikirleri ile etrafta salınan putlara tapınan ama kendini yine de tevhidi sayan bireylerden oluşan İslam toplumlarını sarıp sarmalamış durumda.

İslam’a tabi olan birçok insanın içi birer put mezarlığı sanki.

Radyo dalgası gibi yayılan bu putlar, boş kalp ve kafalara girip arada sesini duyuran ve insanları o sesin cazibesine bağımlı hale getiren birer taransistörlü alıcı gibi.

İlahi bir temele dayanmayan, zihinde oluşturulan bu beşerî/seküler ideolojiler Allah’a alternatif bir Rab konumunda.

Zaten uğrunda ölümüne benimsenip, bir din kadar tutku hâline getirilen her şey put değil midir?

Kutsandığından Allah’a alternatif olduğundan, Ona muhalefet ettiğinden, beşeri mesajlar taşıdığından…

Etnik milliyetçilik bugün bunların en yaygın olanı ve o geçmişin kaybolan putçu dinlerinin yerine günün en büyük putu artık.

Böyledir çünkü milliyetçilik her ulus, kavim ya da devlet için kavmini kutsayan kendi ilahını yaratma fırsatı verir.

Çünkü bir ideolojiye gösterilen saygı onun temsil ettiği ilaha bağlılığın göstergesidir. Sadece kuru bir demir ya da taş parçasına değil; insani bir ideolojiye, alternatif bir yaşam önerisine bağlılık bir tapınma bir saygı duruşudur.


Bugün dünya Müslümanları beşeri dinlerin ideolojilerin birer kulu durumunda.

Allah’a iman iddiası ile seküler tanrılara niyaz edip durmaktalar.

Üstelik yaşadıkları ülkelerdeki yarı tanrıların, kralların başkanların sultanların mevcut gayrı İslami düzenlerinin idamesi için el açıp salya sümük dualarla Allaha yalvararak.

Kendilerini çok şanslı görerek.

Putperest birer mümin olabilmek için çok çalışıp çok ibadetler edip Allah’a çok niyazlar ediyorlar.

Atalar dinine bağlı kalmak, İslam ile putçuluğu harmanlamak üstün bir meziyet doğrusu.

Geriye şirk dolu bir dünyada bizden milyonlarca neoputperest ihvan ve yeni türettiğimiz güzel yeni putlar bırakıyoruz.

Yeni ateist deist nesillere selam olsun…

Hübel sizi korusun….

Selam ve dua ile…



YAZARLAR