Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Prof. Dr. Bilal SAMBUR


11 Eylül: Dünyanın sarsıldığı gün

Yazarımız Bilal Sambur'un "yeni" yazısı...


Bundan 20 yıl önce Usame Bin Ladin liderliğindeki el-Kaide teröristleri, New York-Manhattan’daki İkiz Kuleler’e kaçırdıkları uçaklarla saldırdılar. 11 Eylül saldırıları sonucu 3 bin insan hayatını kaybetti, 10 bin insan yaralandı. İkiz Kuleleri yerle bir eden 11 Eylül saldırıları, dünyayı kökten değiştiren bir sürecin önünü açtı. Son 20 yıldır dünyada yaşadıklarımız, 11 Eylül saldırılarının bir sonucudur. 11 Eylül, dünya tarihindeki en büyük kırılmaların başında gelmektedir.11 Eylül’den sonra bütün düşünce kalıplarımız, ilişkilerimiz ve alışkanlıklarımız değişti. 11 Eylül, dünyayı, devletleri toplumları, dinleri ve kültürleri değiştirdi.

11 Eylül sonrasında dünya, şiddet, savaş ve müdahalelerle dolu bir döneme girdi. Güvenlikçi anlayışın uluslararası ilişkileri belirlediği bir dönem açıldı. Savaş, şiddet, çatışma, militarizm ve silahlanmanın yıkıcılığı dünyanın üstüne çöktü. Bütün çeşitleriyle terörizm, insanlık için büyük bir tehdittir. Amerika ve NATO’nun öncülüğünde yürütülen küresel terörizmle mücadele stratejisi el-Kaide, Taliban, IŞID, Boko Haram gibi terör örgütlerini bitirememiştir.

11 Eylül saldırıları dünyada barışın, demokrasinin ve insan haklarının gerilemesine neden oldu. Küresel medeni ve insani değerler geriledi. 11 Eylül sonrasında yeni bir Soğuk Savaş dönemi de başlamadı. 11 Eylül, bir kaos çağını başlattı. Bu kaos çağında radikalizmin her çeşidi güçlendi. Son 20 yıla terör ve aşırılıklar çağı diyebiliriz.11 Eylül’ün üstünden 20 yıl geçmesine rağmen, dünyadaki küresel kaos devam etmektedir.

11 Eylül saldırılarını düzenleyen el-Kaide’nin kökenleri Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesine dayanmaktadır. Amerika, Çin ve Pakistan gibi ülkeler, Mücahit denilen grupları Sovyet Rus işgaline karşı organize ettiler ve desteklediler. Abdullah Azzam ve Usame Bin Ladin, Batılı güçlerin desteği sayesinde el-Kaide’yi oluşturdular. El-Kaide, Afganistan içinde de Taliban hareketinin doğuşunu sağladı. Rusların Afganistan’dan çekilmesinden sonra El-Kaide-Taliban ittifakı, Amerika’yı ve Avrupa ülkelerini düşman olarak konumlandırıp onlara saldırdılar. El-Kaide’nin en büyük saldırısı, tarihin akışını değiştiren 11 Eylül saldırılarıdır. El-Kaide ve Taliban, Sovyetler Birliği gibi bir süper gücü yendikleri gibi, Amerika’yı da yeneceklerini düşünmektedirler. 11 Eylül saldırısı, El-Kaide’nin Amerika’nın küresel ölçekteki siyasal, ekonomik, ideolojik ve askeri hegemonyasına karşı yaptığı bir meydan okumadır. Amerika, Sovyetlere karşı Cihatçı grupları desteklemekle en büyük düşmanını kendi elleriyle oluşturmuştur.

11 Eylül’ün 20. yıldönümünde Afganistan’a hakim olan Taliban, hükümetini ilan etmiştir. Taliban hükümetinde Amerika tarafından tehlikeli teröristler listesinde yer alan isimler, bakan olarak yer almaktadırlar. Taliban’ın Amerika hegemonyasına meydan okuması devam etmektedir. Taliban’ı sadece Afganistan’la sınırlı Peştunların liderliğinde ulusal bir harekete indirgemek büyük bir yanılgıdır. Taliban, şiddet ve terörizm yoluyla küresel ölçekte Amerika hegemonyasına meydan okumasına devam edecek ve ilişkilerini bu bağlamda geliştirecektir. Taliban’ın arkasındaki en büyük gücün Çin olması, Amerika-Çin rekabetinde Taliban’ın işlevsel bir faktör olarak kullanılacağı anlamına gelmektedir. Taliban-el Kaide-DEAŞ gibi terör yapıları hiçbir şekilde ılımlı hale gelmeyecek, küresel ölçekte hegemonya mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Siyasal İslam ve Cihadizmin özü, Batı’yla bir kültürel savaşa girmeye dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle Siyasal İslam’ın ve Cihadizmin esası, medeniyetler çatışmasıdır. Taliban’ın demokrasiyi, kadın haklarını, ifade özgürlüğünü reddetmesi ve tam anlamıyla bir Şeriat yönetimi ve İslam Emirliği kuracağını ilan etmesi, Batı ve Siyasal İslam arasındaki kültür ve din savaşının yoğunlaşarak devam edeceğini göstermektedir.

11 Eylül’den sonra Amerika, Irak ve Afganistan’ı işgal etti. Suriye’de yıllardır yıkıcı bir savaş devam etmektedir. Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki müdahalelerine ve yatırımlarına rağmen bir Afgan veya Irak ulusu inşa edilememiştir. Irak ve Afganistan, her zamankinden daha fazla etnik, mezhepsel ve dinsel açılardan bölünmüş durumdadırlar. 11 Eylül’den sonra dünyada ve Müslüman ülkelerdeki kamplaşma ve çatışma imkanları yoğun bir şekilde artmıştır. Müslüman ülkelerde siyaset, bugün etnisite, din, mezhep, milliyetçilik ve modernite üzerinden yapılmakta ve toplumsal kesimler arasındaki farklılıkları çatıştıran ve kamplaştıran bir savaş ve şiddet siyasetiyle siyasal iktidar mücadeleleri verilmektedir.

Son 20 yıldır dünyada sorunları savaşlar yoluyla çözme eğilimi tek seçenek haline gelmiştir. Savaşın ve şiddetin kanıksanması ve sıradanlaşması, ciddi bir tehlikedir. Bugün İran’ın Afganistan, Yemen, Suriye, Lübnan, Irak ve daha pek çok yerde kendi adına vekalet savaşı veren güçleri bulunmaktadır. Türkiye, Irak, Suriye, Libya ve Karabağ alanlarında askeri güç bulundurmaktadır. 11 Eylül’ün 20. yıldönümünde vekalet savaşı ve askeri müdahalelere dayanan bir savaş ve şiddet kültürü, dünyayı etkisine almış bulunmaktadır.

11 Eylül’den güvenlikçi ve militarist anlayışlar, dünyada hakim olmuş, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri güvenlik gerekçe gösterilerek ikinci plana atılmıştır. Afganistan, Irak ve Suriye savaşları, Taliban-El Kaide-DEAŞ-Boko Haram gibi terörist yapıların şiddeti yüzünden uluslararası ölçekte göç hareketlilikleri yaşanmıştır. Güvenlikleştirici politikalar ve göç hareketleri, uluslararası güvenliği tehdit eden iki olgu olmaya devam etmektedir. 11 Eylül’ün üstünden 20 yıl geçmesine rağmen günümüz dünyası, güvenliğin, barışın ve adaletin olmadığı bir yer olmaya devam etmektedir. 20 yıl sonra bile 11 Eylül, dünyanın geleceğine yön vermektedir.

Kaynak:Milat Gazetesi



YAZARLAR