Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


1071 MALAZGİRT 2020 VATAN

Ömer Naci Yılmaz'ın yeni yazısı;


 

Büyük milletimizin büyük zaferlerinden olan Malazgirt Zaferi’nin 949. yıldönümünü kutluyoruz. Nereden nereye geldik? Özelde Bizanslılar, genelde Batılılar ve az da olsa içimizde bir türlü yerli ve milli olmayı başaramayanlar tarafından “Atkuyruğunda kene ve Keçi çobanı” diye aşağılanan aziz milletimiz Allah’ın ve tarihin emaneti olan Anadolu topraklarına bin yıldır sahip çıkmaya devam etmektedir.

Hun Türkleri zamanında Anadolu’ya başlayan keşif akınları çeşitli fasılalarla Selçuklular döneminde de devam etmiştir. Böyle bir akın sırasında Şehzade Hasan’ın pusuya düşürülerek şehit edilmesi Selçuklunun akın politikasını değiştirmesine, yerleşme politikası izlemesine neden olmuştur. İlk etapta İbrahim Yınal ve Kutalmış komutasındaki akıncı birliklerimiz Erzincan, Gümüşhane ve Trabzon’a kadar giderler, dönüş yolunda Erzurum’un Ilıcalar bölgesini de ele geçirirler. Şehzade Hasan’ı pusu kurarak şehit eden Bizans valileri Aoronios ve Kekaumenos korkuya kapılır ve Bizans imparatorundan yardım isterler. Bu talep üzerine Gürcü Liparit, Ermeni, Gürcü ve Aphazalardan oluşan bir kuvvet Selçuklular üzerine gönderilir. İki ordu 18 Eylül 1048’de karşı karşıya kalır, Bizans kuvvetleri büyük bir bozgun yaşar ve Selçuklular Anadolu’da Bizans’a karşı ilk zaferini kazanır. Bizans’ın Kafkas halklarıyla olan bağlantısı kesilir. Aynı yıl Anadolu’nun kilidi sayılan Erzurum ele geçirilmiştir. 1057’de Malatya, 1059’da Sivas, 1064’te Antakya, 1067’de Kayseri, Tokat, Konya ve 1068’de Afyon Sandıklı ele geçirilmiştir. Böylelikle Anadolu’da Selçukluyu durduracak bir gücün kalmadığı anlaşılmıştır. Sıra Anadolu’nun tapusunun alınmasına gelmiştir.

Bizans tahtına 1068’de geçen Romen Diyojen’in en büyük hedefi Anadolu topraklarında Müslüman Türk bırakmamaktır. Öncelikle Alparslan’a/Muhammet’e elçi göndererek Malazgirt, Ahlat ve Erciş şehirlerini kendisine bırakmasını ister. Bu teklif karşısında oldukça hiddetlenen Alparslan/Muhammet: “İşte biz hazırız, geleceği varsa gelsin ve bizden alacağı varsa alsın.” der ve elçileri gönderir. Bizans İmparatoru Diyojen 13 Mart 1071 günü Anadolu seferine çıkar. Alparslan, 24 Ağustos 1071 Çarşamba günü Malazgirt yakınlarına ulaşır. Bizans ordusu ile arasında Rahve ovası bulunuyordu. Bizans kuvvetleri içinde yer alan bir kısım Peçenek ve Oğuz askerlerinin Selçuklu saflarına katılması üzerine, diğer ücretli Türk askerlerinden Bizans’a bağlılık yemini aldılar.

Alparslan / Muhammet son kez elçileri Ebu’l Ganaim b. El- Muhalleban ile Emir Savtekin’i şu teklifle Bizans İmparatoru’na gönderdi: “Ülkene geri dön, eğer barış arzu ediyorsan bunu, Halife aracılığı ile yaparız, aksi takdirde biz azmimizle Yüce Allah’a içtenlikle bağlıyız ve işi ona bırakırız.” Diyojen teklifi ve elçileri ciddiye almadı. Selçukluyu ve Alpaslan’ı / Muhammet’i önemsemez bir tavırla “İsfahan mı iyidir yoksa Hamedan mı?” dedi. Selçuklu elçisi “İsfahan” diyerek cevap verdi. İmparator, “Hamedan’ın soğuk olduğunu haber aldık, biz Isfahan’da kışlayacağız, hayvanlarımız da Hamedan’da kışlar.” deyince Selçuklu elçisi, “Hayvanlarınız Hamedan’da kışlayabilir;  fakat sizlerin nerede kışlayacağını bilemem.” Şeklinde oldukça manidar bir karşılık verdi. İmparator, “Ben bu duruma pek çok para sarf ederek ve çok asker toplayarak geldim. Şimdi bu üstün durumu elde etmişken bundan nasıl vazgeçebilirim, çok geç! Barış ancak Rey’de (Selçuklu başkenti) yapılabilir. Ben de İslam ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadan geri dönmem.” diyerek sulh kapısını kapattı. (M. Kesik, 1071 Malazgirt, s. 90-91)

Alparslan / Muhammet elçilerden aldığı bilgiler doğrultusunda ileri gelen devlet adamları ve komutanlarla değerlendirme yaptı ve Cuma günü saldırıya geçme kararı aldı. 25 Ağustos’ta iki taraf savaş düzeni aldı. Alparslan / Muhammet, Turan Taktiğinin gerektirdiği savaş düzeni uygulamaya koydu. 26 Ağustos Cuma sabahı beyaz bir elbise giyen Alparslan / Muhammet “ölürsem kefenim bu olsun” dedi ve şu duayı yaptı:  “Ey Allah’ım, sana müvekkil oldum ve bu cihatla sana yaklaştım, senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. Bu sözlerim, gerçek duygularımı ifade etmiyorsa beni yanımdaki yardımcılarımı ve askerlerimi yok et! Eğer içtenliğimi kabul ediyorsan düşmanlara karşı bu cihatta bana yardım et ve beni muzaffer bir sultan kıl!” Askerleriyle birlikte Cuma namazı kılan Alparslan / Muhammet son olarak sözün gücünü ve muhteşem hitabet yeteneğini kullanarak şunları söyledi: “Ey askerlerim ve kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azınlıkta, düşman çoğunlukta olmak üzere, böyle bekleyeceğiz? Ben bizzat Müslümanların minberlerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatte düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç hâsıl olacaktır, aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz. Beni izlemek isteyenler gelsinler, geri dönmek isteyenler ise serbestçe dönebilirler. Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım. Biz Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gaza yapıyoruz.” Asker ve kumandanlar hep bir ağızdan, “Ey Sultan! Biz senin askerleriniz, sen ne yaparsan biz de aynısını yaparız ve sana yardım ederiz, istediğin gibi hareket et.” diyerek karşılık verdiler. (M. Kesik, 1071 Malazgirt, s. 93-94)

Türk devletlerinin klasik savaş taktiği olan Turan Taktiği / Hilal Taktiği Malazgirt savaşında da uygulandı. Akşam vakitlerine doğru Bizans ordusu dağılmış, birçok asker sıcak çatışma alanlarına girmeden kaçmayı tercih etmişti. Diyojen ise tüm gücüyle mücadelesine devam etmiş; ancak sonuç onun için de kaçınılmaz olmuş ve teslim alınmıştı. Kesin galip geleceğine inanan Diyojen, Alparslan’ın / Muhammet’in huzurunda yenilebileceğini hiç ihtimal dâhilinde görmediğini açıkça söyledi.

Bu zaferle Anadolu’nun tapusu Müslüman Türklerin eline geçmiş oldu. Türklerin karşısına bundan sonra bir daha böyle büyük bir Bizans ordusu çıkamadı. Bu zaferle birlikte İslam beldeleri Bizans’ın işgal tehdidinden kurtulmuş oldu ve Müslümanların koruyuculuğu büyük milletimize geçti. Anadolu 1071’den sonra Türklerin yerleşip vatan kıldığı bir yurt oldu.

Ahlat’da, Malazgirt’te yakılan meşale Söğütte yeniden harlandı. Sonrasında meşalemizi söndürmek isteyenler hiç bitmedi. 1071’den sonra bir çeyrek yüz yıl bile rahat bırakılmadık. Dışardaki hainler içeride hiç yalnız kalmadı. Dün böyleydi bugün de böyledir. Kendilerince son darbeyi Çanakkale’de vuracaklardı, yine olmadı. Milletimiz topyekûn bir mücadele ile bu oyunu da bozdu. Milletimizi bitirmek, devletimizi yok etmek için oyundan hiç vazgeçmediler. İstiklal Savaşı’nda oyunlarını yine bozduk. Biz bozdukça onlar yeni oyun peşinde koştular. Şimdilerde ise yerli işbirlikçileriyle siyaseten oyun oynuyorlar. Onlar oynamaya devam edecek, biz ise oyunlarını başlarına geçirmeye her zaman olduğu gibi yine devam edeceğiz.

Büyük milletimizin büyük zaferinin 949. yılını kutlar, bu coğrafyayı bize “VATAN” kılmak için can veren başta Sultan Alparslan / Muhammet olmak üzere aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Vatanımızı büyütmek için canla ve başla çalışan reislerimize duacıyız. Rabbim başımızdan eksik etmesin.

Ömer Naci Yılmaz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YAZARLAR