Hasan ŞEREFOĞLU


?Emirlerinizi Yerine Getiren, İtaatkâr Bir Hizmetçi Olarak Sizinle Yola Devam Edeceğim?

Arap liderler kendi halkının çıkarlarına ve güvenliğine yarayacak kararlardan ziyade Batılı Devletlerin ve İsrail´in güvenliğini daha ön planda tutmaktalar.


 

Onurlu duruş göstermekten aciz ve Filistin sorununa bigâne Arap liderler; İnsani, İslami ve ahlâki değerlerden tamamıyla uzak, ömrünün son demlerindeki diktatöryal rejimlerini, küresel güçlere angaje olarak ve zorbalıklarıyla biraz daha uzatmak peşindeler. Britanya Krallığının kendilerine yüzyılın başlarında armağan ettiği yönetimlerinden dolayı veli nimetlerinin Siyonistleri sahiplenmesinden ötürü, Filistinlilere destek vermemekte, destek veren halklarını da ağır bir biçimde cezalandırmaktadır. Arap rejimleri; İsrail´in ve Batılı Devletlerin kendi halklarına ve Filistinli kardeşlerine reva gördükleri katliamlara ses çıkarabilselerdi, düşman ülkeler ve İsrail plan yaparken bin kez düşünecekti. Arap liderler kendi halkının çıkarlarına ve güvenliğine yarayacak kararlardan ziyade Batılı Devletlerin ve İsrail´in güvenliğini daha ön planda tutmaktalar. Ne zaman kendi halklarının yararına dönük karar alacaklar?
Elbette Arap devletlerinin halklarına rağmen Filistin meselesinde sesiz kalmalarının manidar bir yönü vardır. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve diğerleri? Neden Araplarla ilgili meselelerde halklarının yararına dönük kararlar alamamaktalar. Elbette bunun altında yatan gerçeği bilmeden sağlıklı bir sonuca ulaşamayız. Bölge ülkelerinin çoğunun kuruluş felsefesine bakmak gerekir. Bu ülkeler emperyal devletlerin menfaatleri doğrultusunda ve onların çıkarları çerçevesinde vücuda getirilmiş rejimlerdir.
Örneğin Mısır 1952´de Kral Faruk´a yapılan askeri darbeden bu yana önce Sovyet, daha sonra ABD çekim alanına girdi. Her ne kadar Cemal Abdülnasır´ın ?Arap Nasyonalizmi? düşüncesi Arap burjuvazisi üzerinde etkili olduysa da, Enver Sedat´la birlikte bu akım Araplar arasında etkinliğini kısa sürede yitirdi. Enver Sedat´ın Camp David´te İsrail ile sözleşme imzalamasıyla Mısır tamamıyla ABD ve İsrail´in hegemonyası altına girdi. Enver Sedat´ın; Mısır-İsrail ilişkilerinden rahatsız olan, ordu içerisindeki inançlı bazı subaylar tarafından öldürülmesi, ABD ve İsrail´i endişelendirse de kısa sürede kendi çıkarlarına hizmet edecek diktatör birini buldular: Hüsnü Mübarek? Yaklaşık 27 yıldır iktidarda olan bu zat Filistinlileri açlığa mahkûm eden Refah sınır kapısını kapatacak kadar Arapların aleyhine İsrail´in lehine iş yapacak kadar halkına ve Araplara yabancı biri. Bu gün ise General Sisi´nin seleflerinin sünnetine neden bu kadar acımazsızca sahip çıktığını şimdi daha iyi anlayabiliyoruz.
Ürdün ise İsrail için hayati öneme sahip bir ülke. Gazze şeridinde Mısırın fonksiyonu İsrail için ne ifade ediyorsa, Batı Şeria´da Ürdün´ün fonksiyonu İsrail için onu ifade ediyor. 1908´e kadar Osmanlı Meclisinde mebus olan Şerif Hüseyin II. Meşrutiyetle birlikte Hicazın krallığı için İngiliz yönetimiyle anlaştı. Fakat İngilizler, başka Arap aşiretlerine de krallık vaadinde bulunmaları ve Arapları tek bir krallık altında toplanmalarını kendi çıkarlarına aykırı gördükleri için, Şerif Hüseyin´e ?Bütün Arabistan´ın Karalı? vaadini yerine getirmediler. Onun yerine büyük oğlu Abdullah´ı Ürdün´e, diğer oğlu Faysalı da Irak´a kral yaptılar. Fakat bu yapay rejimleri, İngiliz yönetimine casusluk yapan ajanlar yönetti. Şerif Hüseyin´in arkasında Lawrence ve oğlu Faysal´ın arkasında yine İngiliz casusları Bayan Gertrude L. Bell vardı.(1)
Irak ve Suriye´nin konumu ve oynadıkları rol, körfez Ülkelerinden farklı olsada, Uluslararası emperyal sisteme ideolojik olarak demonte olduklarını gözden kaçırmamak gerekir. Özellikle Baas Sistemiyle idare edilmeleri, küresel emperyal sistemin çıkarları doğrultusunda hareket etmelerini mecbur kılıyor. Bu ideolojik yapı aynı zamanda ülkelerin demokratik yapıdan uzaklaştırıp, diktatörlükle yönetilmelerinin önünü açıyor. 
Suudi Arabistan´a gelince! Arap âlemi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Genelde ekonomik zenginliğini hep ABD´nin çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Filistin meselesinde diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi ABD siyasetine angaje olmuş durumdadır. Bunları daha iyi tanımak için Dedeleri ?Al-i Suud´un? İngilizlerle olan ilişkilerini iyi irdelemek gerekir. 1945´e kadar Suud Krallarının arkasındaki gölge idareciler hep İngiliz ajanları olmuştur.
?İngiliz temsilci Köks şöyle diyor: Emirimiz Abdülaziz B. Suud ile ilk olarak karşılaşmıştım. Çok hoşuma gitmişti. Birimizin diğeri hakkındaki zannı yanlış değildi. Ona: Ey Abdülaziz, gerçekten sen güçlü bir kişiliğe sahipsin dedim. O da bana şu cevabı verdi: Bu kişiliği ve bu makamı siz bana sağladınız. Eğer Büyük Britanya olmasaydı, hiçbir kimse Abdülaziz Al-i Suud adında birini tanımayacaktı. Sizin yardımlarınızla Emir Abdülaziz b. Suud lakabına ulaştım. Hayatım boyunca bu iyiliğinizi unutmayacağım. Emirlerinizi yerine getiren, itaatkâr bir hizmetçi olarak sizinle yola devam edeceğim.
Bu toplantıda bulunan İngiliz ajanı John Feleby şöyle diyor: Bursi Köks ona cevaben şöyle dedi: Biz sana emir lakabını vermedik. Sen yaratılışında emirlik özelliğini taşıyorsun. Benim şimdi büyük Britanya adına sana vereceğim madalya, Necd, İhsa, Katif ve Cübeyl Sultan Kral Abdulaziz nişanı olacaktır. Daha sonra Britanya Saltanat nişanını sana taktıktan sonra: Yakın bir gelecekte, düşmanlarımızı ortadan kaldırdıktan sonra sana Hail Saltanat madalyasını, daha sonra da Hicaz ve Necd`in saltanat nişanını takacağız. Böylece sen, Necd, Hicaz ve oralara bağlı bölgelerin sultanı oluverirsin. Daha sonra, Asir ve diğer bazı emirlikleri sana teslim ettikten sonra isminle anılacak bir Krallık meydana getirerek, (Suudi Krallığı) adını vereceğiz.
Bu sırada durumu anlayan Abdülaziz, kendisini kaptırdığı aşırı sevinçten, sağ eli titrerken, Köks`ün alnından öpüyor ve Allah, size hizmet etmek için bize güç versin. Britanya hükümetine hizmet için Allah bize güç nasip etsin, emirlikle neyi kastediyorsun ey efendimiz Burs? dedi. Bunun üzerine sabık müsteşar Abdullah ed-Demluci söze karıştı ve şunları söyledi: Sayın Bursi Köks, diğer emirlikler tabiriyle Bahreyn, Kuveyt, Katar, Şam Filistin ve Yemen gibi yerleri kastetmiştir. Bunun üzerine kızgınlığını hafif gülümseme ile yüzünden gizlemeye çalışan Burs Köks, onun sözünü keserek şöyle dedi:
?Hayır hayır! Necd, Hail, Hicaz, İhsa ve Cuf´u kastediyorum. Çünkü biz, Ali Reşid´i veya Hüseyin b. Ali´nin (Mekke şerifi Hüseyin) bizimle devamlı kalacağına dair herhangi bir garanti vermiyoruz. Bunun için, kendisi ve çocukları istedikleri takdirde biz Hüseyin b. Ali´ ye yardım etmek için Irak ve Suriye´ye Kral tayin ederiz. Fakat anladığıma göre Hüseyin, aklında hayal ettiği makamdan daha küçük bir yere tayinini kabul etmeyecektir. O zaman O´nu uzak bir yere sürgün etmek mecburiyetinde kalacağız. Çocuklarına gelince, onların durumlarını bekleyelim.
Devamla Fleby şöyle diyor: Sultan Abdülaziz, aldığı maaşın bulunduğu mevkide uygun düşmediğini ileri sürerek kendisine haksızlık yapıldığını ifade edince, Sör Bursi Kös, aylık maaşının (500) cüneyh´den (5000) cüneyhe çıkarılmasına karar verir. Bu sırada, Köks ve Abdülaziz´in imzaladıkları bir koruma antlaşması hazırladık.
Feleby şöyle diyordu: Abdülaziz ile Bursi Köks arasındaki bu ilişkilerin pratik neticesi şöyle oldu: Yardım alarak her ay Abdülaziz´e 5000 cüneyh para ödenecektir. Şimdi ona dört makineli tüfek ve üç bin tüfek ile yeterli miktarda yiyecek temin edilecektir. Bu yardımlar sadece mal ve silaha bağlı olmayacaktır. Gerekirse uzman ve teknik personel de gönderilecektir.
Bizzat Abdülaziz birkaç kere İngiliz altını aldığını itiraf etmiştir. Arkadaşlarını ve etrafındakileri kandırmak için, ?bu mal İngilizlerin bize verdikleri cizyedir!!? demiştir.(2)?
Bu yardım, İngilizlerin Arap devletlerin yardımına son verdiği 31.3.1924 tarihine kadar devam etti. Anlaşıldığına göre, petrolün ortaya çıktığı döneme kadar Abdülaziz ve Körfez şeyhleri bu yardımından istisnasız olarak istifade etmişlerdir. 
 Ve Selam? 
(1) Mezopotamya´da 1915-1920 sivil yönetim
(2) Britanya ve İbn-i Suud sayfa 24
 
 
 
 
 


YAZARLAR