Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yolda Kesret Hedefte Vahdet

6 Haziran 2020 tarihli yazımda ariflerin hayat telakkilerinin, dar görüşlülük problemine bir çözüm olabileceği konusunu ele almış, aşk ve hamlık konularına kısaca değinmiştim.

Küresel ölçekte ve süreklilik arzederek bize eşlik eden dar görüşlülük çölünden tesahül ve tesamüh deryasının kıyılarına varmada ariflerin bakışlarının bize yardımcı olabileceğine dair değerlendirmelere bu yazıda da devam etmek istiyorum. Elbetteki arif ve mutasavvufların görüşlerine ayniyle katılmak ve bu görüşleri doğrulamak zorunda değiliz ama bu görüşleri bilmek bir nebze de olsa daha geniş düşünmemize, kırıcı, itici ve çatıştırıcı olan dar görüşlülükten bir parça uzaklaşmamıza yardımcı olabilir.

Bu görüşlerden birkaç örnek:

-Arifler, Allah’a giden yolların çokluğuna inanarak farklılıklar arasındaki rekabet ve husumetin anlamsız olduğu görüşüne ulaşmışlardır. Bu yaklaşımın Kur’ani bir temeli vardır: “Bizim yolumuzda cihad edenleri biz mutlaka yollarımıza hidayet ederiz.”(Ankebut:69) Kur’an’da ‘sırat’ kavramının tekil, ‘sebil’ kavramının çoğul kullanılması, sıratın tek bir hakikate, sebilin de bu hakikate giden yolların kesretine (çokluğuna) işaret etmesi ariflerin bu yaklaşımına kaynaklık etmektedir.

Arifler bu çokluğun sınırlarını bayağı genişletmişlerdir. Ebusaid Ebulhayr, “varlığın her zerresi adedince Allah’a giden yol vardır” diyor. Bu bakış açısına göre hiç kimseye yol kapalı değildir ve sadece kendi yolunu hak görmek de doğru değildir.

Muhyiddin-i Arabi’nin, Fsus-ü el-Hikem adlı eserinde bu mevzuya ilişkin maruf bir değerlendirmesi vardır. Ona göre farklı inançların tümü esasen bir inancın yansımalarıdır ve o da Allah’a inançtır. Bu meyandaki değerlendirmesinden sonra aynı bakışını şu meşhur beyitte dile getirir:

عقد الخلایق فی الاله عقائدا

وانا اعتقدت جمیع ما عقدوه

“İnsanlar, ilah hakkında farklı inançlara sahip oldular, ben de onların inandıklarının tümüne inandım” anlamında. Ona göre esasen bütün insanlar bir tek Allah’a ibadet ediyor.

Mevlana’nın babası Behaüddin Veled de aynı konuyla ilgili şöyle diyor:

“Yollar farklı olsa da maksat birdir. Kabe’ye giden yolların ne kadar çok olduğunu görmüyor musun? Bazıları karadan bazıları denizden gidiyor. Eğer yollara baksan, büyük bir ihtilaf vardır ama maksada baksan hepsini bir görürsün. Kabe’ye yetiştiklerinde yoldaki kavgaların maksadının bir olduğu anlaşılmış oluyor.”

Eğer yolda iken maksadın birliği görülürse, yol kavgası anlamını yitirir, yol kavgasına gerek kalmaz. Yoldaki kesret (çokluk), maksattaki vahdete/birliğe engel değildir. Esasen mesir-i istikmalimizin mahiyetinde kesret-i sebil ve vahdet-i maksat vardır.

-Arifler, insan olmaya özel bir önem verirler. Dinin de insanı güzelleştirmek için gönderildiğine inanırlar. Eğer bir din, insan inşa etmiyorsa ne işe yarar diyorlar. Bir diğer ifadeyle insan olmayı teolojik ve ideolojik tercihlerden öncelikli görüyorlar.

من آن را آدمی دانم که دارد سیرت نیکو

مرا چه مصلحت با آن که این گبر است یا ترسا

Men an ra ademi danem ki, dared siret-i niku

Mera çı maslahat ba an ki in gebrest ya tersa

“Örnek bir yaşamı olanı adam bilirim

Bana ne Zerdüşt veya Hristiyan olmasından”

Arifler ve mutasavvuflar her zaman insan-ı kamil arayışı içinde olmuşlardır ve kamil insanı özel bir din ve mezhebe

münhasır görmemişlerdir. Haliyle bu bakış açısı teolojik ve ideolojik farklılıklar üzerinden çatışmayı azaltır.

-Arifler ve mutasavvuflar, insanın özgürlüğünü öne çıkarırlar. İnsanın her türlü bağlayıcılıktan kurtulup sadece Allah’a bağlanmasını önerirler. Ebusaid Ebu’lhayr, “Allah seni özgür yarattı sen de özgür ol” der. Tabi ki, burada işaret edilen özgür yaratılmaktan kasıt, tekvini özgürlüktür. Çünkü Allah insanı tekvinen özgür, teşrien memur yaratmıştır.

Hafız’ın özgürlükle ilgili meşhur bir beyti vardır:

غلام همت آنم که زیر چرخ کبود

زهرچه رنگ تعلق پذیرد آذاد است

Ğolam-ı himmet-ı anem ki zir-ı çarh-ı kebud

Zıherçı reng taalluk pezired azad est

“Gök kubbenin altında bağlayıcılık oluşturan her şeyden azad olan kimsenin kölesi olurum” diyor Hafız. Mal, mülk, makam... gibi insanı esir edici ne varsa, onun bağlarından kurtulmayı öneriyorlar.

Çatışma ve itişmelerin önemli bir kısmının bu tür bağlardan kaynaklandığını günlük yaşam içinde daim olarak gözlemliyor, makam ve mal için; kasa, masa, nisa için insanlık makamını kaybedenleri, insanlık makamını satanları izleyebiliyoruz.

-Arif ve mutasavvuflar, zahiren günahkar olan insanları ayıplamaktan da kaçınmışlardır. Bunun birden çok nedeni var kendilerince.

Birincisi, bu dünyada insanın zahiri ile batınının yani dış görüntüsü ile iç aleminin farklı olabileceği hakikatinden kaynaklanıyor. Onlara göre zahir, her zaman batını yansıtmaz, bir insanın zahirinin fasid olması, batınının da fasid olduğu anlamına gelmez.

Zahir ve batın konusu tersinden de böyledir. Dış görünüşü iyi olan bir insanın derununun da iyi olduğu anlamına gelmez.

هین زبدنامان نباید ننگ داشت

هوش بر اسرار شان باید گماشت

Yani adı kötüye çıkmışları ayıplamamak gerekir, onların iç dünyasına yoğunlaşmak icap eder diyor Mevlana.

İkincisi, arifler yaratılanı yaratılış itibariyle kötü görmüyorlar. Kötülüğü muhitin, konumun, siyasi, sosyal ve ekonomik koşulların sonucu olarak görüyorlar.

Üçüncüsü, insanı her zaman ve her şartta iyi ile kötüyü bir arada taşıyan varlık olarak görmeleridir. Dolayısıyla eksiksiz ve günahsız insan arayışını yersiz buluyorlar. Kendi eksikliklerimize, başkalarının güzelliklerine odaklanmamızı öneriyorlar.

Dördüncüsü, insanı iyi veya kötü görmenin, biraz da görenin iç aleminin iyi veya kötü olmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorlar. Dolayısıyla birini kötü gördüklerinde, bu durumun belki de kendi içlerindeki kötülükten kaynaklandığı ihtimaliyle gördüklerini kötülemekten sakınıyorlar.

Başta dediğimi sonda tekrar edeyim: Bu görüşlere ayniyle muvafakat etmek zorunda değiliz lakin hepimizin hergün idrak ettiği insanlar arasındaki haşin ilişkileri, fecaate varan hukuksuz savaşları, saldırgan politikaları, bireylerin özel yaşamına yapılan saygısızlıkları, insanların yekdiğerine acımasız hamlelerini dikkate aldığımızda ariflerin bu yaklaşımlarının sorunumuza çözüm olabileceğini düşünmekte yarar vardır. Ariflerin bu hayat telakkisi, kendi türüne karşı haşinleşen insanları bir nebze yumuşatabilir, kendi türüne karşı merhametsiz hale gelmiş insanların kendi türüne merhem olmasını sağlayabilir.

UFKUMUZ HABER


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


Anahtar Kelimeler: Yolda Kesret Hedefte Vahdet

HABERLER