Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yılmaz GÜNAY Yazdı TEKALİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ

Milli yükümlülükler Kanunu diye günümüz Türkçesine tercüme edebileceğimiz bu kanun Mustafa Kemal'in tek adam yetkisine dayanarak yayımladığı bir genelgedir.

 

TEKALİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ
Tekalif-i Milliye Emirleri devletin adeta iflas ettiği ve yegane dayanak olarak halka dayandığı/ dayanacağını  ilan ettiği bir tür vergi kanunudur. Milli yükümlülükler Kanunu diye günümüz Türkçesine tercüme edebileceğimiz bu kanun Mustafa Kemal'in tek adam yetkisine dayanarak yayımladığı bir genelgedir. Sakarya Savaşı'ndan önce meclisin "kanun çıkarma" yetkisini kendisine devretmesiyle, bu yetkiyi kullanarak çıkardığı kanun hükmündeki bu genelge aslında temel iki durumun göstergesiydi. Birincisi yukarıda da söylediğimiz gibi devletin iflas ettiğini, kasasında bu savaşı devam ettirecek akçe kalmadığını, ekonomik olarak çöktüğünü ve son çare, son çırpınış olarak halka dayandığının ilanıydı. 
İkinci olarakta yaşanılan ve hali hazırda olan  bir krizin fırsata çevrilme göstergesiydi. Bu yazımızda bu  iki noktanın üzerinde duracağız. 
http://www.haberazad.com/tekalif-i-milliye-emirleri-612yy.htm

TEKALİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ

Yılmaz Günay
Tekalif-i Milliye Emirleri devletin adeta iflas ettiği ve yegane dayanak olarak halka dayandığı/ dayanacağını  ilan ettiği bir tür vergi kanunudur. Milli yükümlülükler Kanunu diye günümüz Türkçesine tercüme edebileceğimiz bu kanun Mustafa Kemal'in tek adam yetkisine dayanarak yayımladığı bir genelgedir. Sakarya Savaşı'ndan önce meclisin "kanun çıkarma" yetkisini kendisine devretmesiyle, bu yetkiyi kullanarak çıkardığı kanun hükmündeki bu genelge aslında temel iki durumun göstergesiydi. Birincisi yukarıda da söylediğimiz gibi devletin iflas ettiğini, kasasında bu savaşı devam ettirecek akçe kalmadığını, ekonomik olarak çöktüğünü ve son çare, son çırpınış olarak halka dayandığının ilanıydı. 
İkinci olarakta yaşanılan ve hali hazırda olan  bir krizin fırsata çevrilme göstergesiydi. Bu yazımızda bu  iki noktanın üzerinde duracağız. 
Bilindiği gibi Devlet-i Ali Osman'ın gerek bürokratlarının ve gerekse Halife-i Rûyê Zemin olan padişahların 1718 yılından itibaren uyguladıkları gerek dış siyaset ve gerekse iç politika olarak korkunç bir vurdumduymazlık, israf ve iltimas uygulamalarıyla devleti çoktandır çöküşün eşiğine getirmişlerdi. Devlet o tarihten sonra çok geçmeden çökmeye yüz tutmuştu. Çöküşün 20.yüzyılın başlarına kadar gecikmesi ise yine çok iyi bilinen bir durumdur ki; diğer devletlerin arasındaki rekabetin bir nimetiydi. Bu devletler sırf rakipleri Osmanlı pastasından fazla kapmasın diye bu "Hasta Adam"ı ayakta tutmaya çalışmışlardı.
Sözünü ettiğimiz bu dönemde yani 1718-1922 arası dönemi incelediğimizde hem devleti Tekalif-i Milliye Emirleri'ni yayınlamaya götüren süreci daha iyi görmüş oluruz ve hem de bu Korona virüs günlerinde neden bu kanunun yeniden gündeme geldiğini, dönemler arasındaki benzerliği de hayretle görmüş oluruz. Bir zamanların Cihan Devleti korkunç bir açgözlülükle miras yedi yapmış. Ülkenin kaynaklarını dış politikada sonu gelmez savaşlara harcamış ve girdiği bu savaşların da hemen hemen hepsinde ağır yenilgilere mahkum olmuştu. İç politikada ise Kırım Savaşıyla aldığı Borçlara yenilerini eklemiş, hatta 1881 yılına gelince artık bu borçları ödeyemeyeceğini söylemiş, yani resmen iflas bayrağını çekmişti. Peki bunca borç hep savaş masraflarına mı gitmişti. Elbette ki hayır. Bu dönem daha ziyade şatafata ve israfa yönelmiş; başkent Der Saadet'i saadet aradığı saraylarla doldurmuştu. Borç alarak Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarını yapmıştır. Bürokraside ise tek geçer liyakat rüşvet ve iltimas olmuştu. Bu dönem ilmiyede, askeriyede ve reayada kompile bir bozulma olmuştu. İstanbul 400 yıl önce Fatih Mehmed'in kapılarına dayandığı Konstantin'iye günlerine dönmüştü adeta. İlmiye sınıfı tamamiyle siyasetin yalakası olmuş, askeriye hizipçilik çalkantılarıyla kaynıyor, toplum cehaletin ve körü körüne bağlılığın faturasını ağır ödüyordu. Yoksulluk, yolsuzluk ve rüşvet almış başını gidiyordu. Bu durum devleti olduğu gibi halkı da bir don, bir çoraba muhtaç etmişti.
Tekalif-i Milliye Emirleri'nin yayınlandığı 1922 yılına kadar devlet mal ve sermayeyi hoyratça kullanması gibi Malesef insan kaynaklarını da hoyratça harcamıştı. Savaşlarda, anlamsız cephelerde ölüme, çok kolay ölümlere gönderdiği gençler bir yana bir de özellikle Modern devlet İslamcılığının hem  en büyük teorisyeni ve hem de en katı uygulayıcısı 2. Abdulhamit döneminde olduğu gibi halkın çok büyük çoğunluğunu düşman, hain ilan edip onları o şekilde harcaması hem çok dramatik ve hem de çok tanıdıktır. Tekalif-i Milliye Emirleri'nin yayınlandığı dönem işte böyle bir dönemdi.
Bu gün dünya genelini tehdit eden bir virüsün yayılmasına karşı devletin yeniden Tekalif-i Milliye Emirleri'ni gündeme getirmesi ilk etapta anlaşılmaz gibi dursa da aslında "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok'turun göstergesidir. Devlet nasıl ki Bundan önceki bir çok krizi fırsata çevirme yolunu seçtiyse bugün de aynı şekilde bu krizi fırsata çevirme derindedir. Aslında haksız da sayılmaz. Yıllardır uyguladığı politikalar sonucu devletin kasasında akçe kalmamış, saraylara ve iltimasla alınan ihalelere o kadar çok para harcamış ki devlet iflas etmenin eşiğine gelmiş. Bu krizde halka verecek parası olmadığından, Tekalif-i Milliye Emirleri'ni de gündemleştirip kendine dayanak ve meşruiyet kılıfı yaparak bu krizi fırsata çevirme cabasına girmiştir.
Görelim mevlam ne eyler
Ne eylerse güzel eyler.

 


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi