Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yeniden Düşünmek..

Mühendis yazar Yusuf Tosun'un, Özgün İrade Dergisi 2020 Haziran (194.) saysında yayımlanan yazısı...

‘Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel 
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş 
Dünle beraber gitti cancağzım 
Ne kadar söz varsa düne ait 
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım’

MevlanaCelaleddin Rumi

 

 

Bireyler ve toplumlar sürekli bir değişim halindedirler. Değişime ayak uydurup kendilerini yenileyebilenler varlıklarını devam ettirirken, geride kalanlar ise elenmeye mahkumdurlar. Tıpkı bir bisikletin pedalını çevirmediğin zaman devrilmesi gibi… Bu nedenledir ki bireylerin ve toplumların bu değişim karşısında zaman zaman kendilerini yenilemeleri, yeniden düşünmeleri mukadderattandır.

Zamanın bireyi kendi özüne dönmeye davet ettiği, kendi olmaya çağırdığı anlar vardır. Böylesi anlar genelde çağın bunalım yaşadığı, yeni yol arayışlarının olduğu, insanlığın beşerleştiği tarihin kırılma anlarıdır. Yaşadığımız çağ bu yönüyle birey ve toplumları yeniden düşünmeye yani tefekküre çağırıyor. Çünkü doğru ile yanlışın birbirine yakınlaştığı, neredeyse aynılaştığı gri bir dönemdeyiz. Dünya değişiyor, çağ teknolojik olarak baş döndürücü bir hızla ilerliyor, görünüşte konfor artıyor ancak tam tersine insanlığımız yerlerde sürünüyor. Yani kendi fıtratından hızla uzaklaşan birey ve toplumlar peyda oldu bu çağda.

Peşinen ifade etmekte fayda var: ‘Çağ değişince din de değişir’ diyenlerden değilim. Çağ değişir, toplum değişir, birey değişir, ihtiyaçlar değişir lakin hakiki ‘Din’ asla değişmez. Çünkü din veya dinler özünde aynıdır, zamanla değişmezler. Yani değişen biziz, din değil!

Bu çerçevede bulunduğumuz hal üzere yeniden düşünmeye, asli değerlerimizi yeniden hatırlamaya/hatırlatmaya ihtiyacımız var.

Yeniden düşünmek aynı zamanda beşerî yanlarımızı törpüleyip insanlaşmaya kapı aralamak demektir. Özellikle Mezopotamya havzası üzerinde yaşayan halkların bunu yapmaya daha müsait olduklarını söylemekte fayda vardır. İnsanlığın ilk neşet ettiği bu havzada bin bir çeşit dil, din, kültür, aşiret… tecrübesi vardır. Bu tecrübe zaman zaman yazılı, zaman zaman sözlü ve en önemlisi bu coğrafyanın mayası olarak mevcuttur. Ancak özellikle son iki yüz yıldır insanlığın kendi özünden uzaklaşarak beşerliğe doğru kayması görünürde muhteşem cilalı bir cisim gibi olsa da aslında dibe doğru batışın son çırpınışlarıdır. Nitekim son dönemde yaşadığımız ve adına pandemi dedikleri süreç taşan bardağın son damlası oldu deyim yerindeyse. Elbette bu da geçecektir lakin; ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’ değil, bilakis ‘her şey aslına rücu edecektir’.Bu panik havası geçicidir.

Şayet insanlık adına bir tohum yeşerecekse yine bu münbit coğrafyada ve yine bu kültür havzasında yeşermesi en elzem olanıdır. Bu da ancak bütün insanlığın diriliş merkezi olan ‘İslam’la mümkün olabilecektir.

Yeniden düşünmek bir nevi yenilenerek, yeniden dirilişle mümkündür. Bu yeniden düşünüş ve silkinişin günümüz inanının mevcut din anlayışı çerçevesinde olması ise çok zor hatta imkânsız gözükmektedir.

Tüm insanlığı ilgilendiren, dini kisve ve kalıplardan uzak ama nihayetinde insan fıtratına uygun –ki bu İslam’ın özüdür- arayışlara girmek gerekir. Bu çerçevede son dönem aydınların önemli isimlerinden Ahmet Özcan’ın eski sorulara verilen yeni cevapları son derece kıymetli ve üzerinde iyice düşünülmesi gerekir:

‘Son yüzyıldır İslam’ın çağımıza yanıt vermesinden çok, çağa tepki duymasının ifadesi olan İslamcılık akımının da her tür varyasyonuyla misyonunu tamamladığı, artık farklı dil, üslup, tarz, içerik ve mana taşıyan çeşitli fikri, edebi, sanatsal, siyasi, kültürel akımların özgün gündem ve işlevlerle sahneye çıkması gerektiği açıktır. İlla da İslamcılık olacaksa dahi, bu total bir ideolojik akım veya hareket değil, daha komplike, daha heterojen ve daha kültürel davranış kodları, refleksleri şeklinde gelişmelidir. Yani 21.yüzyıla girerken, İslam’ın evrensel değerlerinden beslenen ve geri kalmışlığın nedenlerini ortadan kaldırarak, İslam dünyasının yeniden dirilişinin yolunu açacak daha köklü, yeni ve farklı bir hamle gerekmektedir.’

(Ahmet Özcan, İman ve İslam, Yarın yay. S:106)

Yeniden İhya Ve İnşa

Toplum ve bireyin yeniden ihya ve inşası için deyim yerindeyse ‘yeniden iman etmemiz’ gerekiyor. Bir Müslüman olarak öncelikle Allah tasavvurumuzu, Allah’a imanımızı yeniden gözden geçirmeye ihtiyacımız var. Sadece dil ile iman etmek ve kimlikte Müslüman yazıyor olmak yetmiyor iman sahibi olmak için.

Bu nedenle de öncelikle yapılması gereken insan olarak inanç değerlerimizi dolayısı ile de İslam anlayışımızı sorgulayıp ‘İman ve İslam’ın neresinde durduğumuza bakıp yeniden yol haritamızı belirlememiz gerekiyor.

Peki bu nasıl olacak?

İslam’ın özüne inerek ve çağın yeni gelişmelerini de göz önünde bulundurarak yeniden düşünmek yani düşünce dünyamızı yenilemek gerekiyor.

Oysa bugün Müslümanlar iki yüz yıl önceki zihinle düşünüp pratik sorunlarına cevap aramaya çalışıyorlar. Dolayısı ile de içine düştükleri labirentten çıkamıyorlar. Oysa 19. Yüzyılla birlikte çağ ciddi bir kırılım ve de değişim yaşadı. Dünya modernleşti ve teknoloji hayatın her safhasına sirayet etti. Kadın aktif olarak hayatın içine girdi. Sanal dünya uçsuz bucaksız bir evrene dönüştü. Dolayısı ile toplumsal yaşama bağlı birçok kural da değişti. Ama İslam alemi bu değişimi kendi dünyasında yaşayamadı.

Hal böyle iken Müslüman zihin özellikle batının bu hızlı gelişim ve değişimi karşısında afalladı ve hala da aradan neredeyse iki asır geçmesine rağmen şaşkınlık hali devam ediyor.Bu durum bir yenilgi psikolojisinin bariz refleksidir.

Geçtiğimiz yirminci yüzyılda da bu hızlı gelişim, değişim karşısında İslam dünyası yeni, özgün bir fikir, alternatif, model üretmek yerine daha çok savunma pozisyonuna geçti.  Belki de kendini koruma adına geliştirdiği bu ‘reaksiyoner tavır’ bir süre sonra yaşam modeli oldu. Bu nedenle İslam dünyası hep ‘isyan eden’, ‘itiraz eden’ muhalif bir kesim oldu ve bu şaşkınlık dolu isyan tavrı halen de devam etmektedir.

Bugün yapılması gereken; Müslüman zihnin acilen geçmişe çakılı vaziyetten kurtulması ve gelişen yeni şartlara uyarlı bir vaziyet almasıdır. Bu da ancak kendi özünü kaybetmeden ama tepeden tırnağa yenilenmekle mümkün olabilecektir.  Bu yenilenme sadece İslam dünyası için değil bütün insanlığın kurtuluşu için artık bir ihtiyaçtır.

Yine özellikle son yüz yıldır insanlığın tek kurtuluş reçetesi olan ‘İslam’ asıl mecrasından koparılarak yapay mecralara doğru kaydırılmak suretiyle yanlış bir İslam algısı oluşturulmaya çalışıldı. Yakın dönemde adına ‘islamifobia’ denen bu algı böylesi bir zihnin ürünüdür. İnsanlığın bu sapkınlığı neticesinde ise her geçen gün bataklıkta çırpındıkça dibe doğru gidiyor.

Sorun artık küresel boyutlardadır ve hal çaresi için vicdan ve akıl sahibi insanların yeniden kurtuluş reçeteleri oluşturmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Bu konuda farklı çıkış yolları önümüzde durmakla birlikte aslında kurtuluş yolu tekdir. Bu yol ise; ‘Tevhid, Adalet Ve Özgürlük’ ten geçmektedir.

 

Tevhid, Adalet Ve Özgürlük

Tabii ki tevhid, adalet ve özgürlük gibi kavramlardan ne anladığımız da önemli.

En azından hala bu kavramlara aşina ve uğrunda bedel ödemeyi göze alan bir kuşak yaşıyor bugün. Bu bir şans aslında!...  Adına ‘Kayıp Kuşak’ dediğimiz bu 80 kuşağı, söz konusu kurtuluş yolunu en hızlı açacak ve de yol alabilecek bir kuşaktır kanımca. Lakin yeniden bir kıpırdanabilse, harekete geçebilse!... İşte bu kuşağın son temsilcilerinden Ahmet Özcan 2019’da ‘Yeniden Düşünmek’ üst başlığı ile yayınladığı üç kitap(*) çalışması ile bu kapıyı aralıyor. Bu yazının ilham kaynağı da bu kitaplar aslında.

Bu çerçevede içi boşaltılan kelime ve kavramlarımızı yeniden tashih etmek, libaslarını yenilemek durumundayız. Çünkü bir toplumu, medeniyeti, ülkeyi… yeniden ihya ve inşa etmenin yolu söz konusu kelime ve kavramların içini aslına uygun olarak doldurmaktan geçiyor. Aynı şekilde bozguna uğratmanın yolu da o kelime ve kavramların içini boşaltmaktan veya yeni uyduruk kelimeler türetmekten geçer.

Maalesef içinde yaşadığımız çağda inanç ve medeniyet değerlerimizi ifade eden kelime ve kavramlarımızın çoğu iğdiş edilerek içi boşaltıldı.

İslam Düşüncesi

Mesela ‘İslam Düşüncesi’ kavramı 20. Yüzyılın oluşturduğu bir kavramdır ve yukarıda da değinildiği gibi tamamen tepkisel duygularla içi doldurulmaya çalışılmıştır. Özellikle Seyyid Kutub, Mevdudi, Muhammed İkbal, Muhammed Abduh, Cemalettin Afgani… gibi daha çok İslam’ı Batı'ya karşı savunmacı bir refleksle hareket eden reformist aydınların kullandığı bir terimdir. Ve bu kavram yirminci asra damgasını vurmuştur. Kendi dönemi itibariyle böylesi bir tepki ve hareket tarzı işlevini yerine getirmiş olsa da günümüzde artık anlamını yitirmiştir.

İslami düşünceden kasıt İslam’ı düşünmek ise; bunun da içi doldurulmalıdır ki zihinler geleceğe doğru yol alabilsin.

Bu anlamda daha çok felsefi bir çıkışı ifade eden İslami düşünmeyi; bir iyileştirme, çözüm arayışı, yol haritası oluşturma çabası olarak okumak gerekir. O nedenle de bu ve benzeri kelime ve kavramlarımızı yeniden masaya yatırarak tashih etmekte fayda vardır.

Bu kavramlar ise İman ve İslam başta olmak üzere İslam Devleti, Hilafet, Din, Diyanet, Laiklik, Şeriat, Fıkıh, İslam Hukuku, İslam Ahlakı, İslam Ekonomisi, İslam Medeniyeti, İslam İlimleri İlahiyat, Devlet, Millet, Siyaset…. (*) gibi kelime ve kavramlardır.

Bu kelime ve kavramlarla alakalı olarak da benzer bir yaklaşımda bulunmak mümkün. Tabii burada sadece teorik bir çerçeveden ziyade pratik yansımalarını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ama ilk önce zihinsel olarak bir çerçeveye oturtmakta fayda vardır.

,Netice Öze Dönüş

Hasıl-ı kelam; yeniden düşünmek bir bakıma öze dönüştür. İnsanlığın kendi fıtratına, doğal mecrasına yönelişidir. Yani ‘beşer’likten ‘insan’ olmaya doğru yol almasıdır.  Çünkü ‘Beşer’ ve ‘İnsan’ tek bir varlığın iki farklı yönüdür.  Rahmetli Şeriati’nin ifadesiyle; ‘Beşerin hedefi insan olmaktır.’ Dolayısı ile beşerin insanlaşması için verdiği bütün çaba İslamidir. Halisane niyetlerle yapılan bütün gayretler inanıyoruz ki hayra tebdil olacaktır.

Netice olarak meramımızı ifade açısından Mevlana’nın o özlü cümleleriyle perdeyi kapatalım:

‘Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel 
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş 
Dünle beraber gitti cancağzım 
Ne kadar söz varsa düne ait 
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’

 

(*)       İman Ve İslam Ahmet Özcan, Yarın Yay. 2019

Tevhid Adalet Özgürlük, Ahmet Özcan, Yarın Yay. 2019

Devlet Millet Siyaset, Ahmet Özcan, Yarın Yay. 2019

 


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


Anahtar Kelimeler: Yeniden Düşünmek..

HABERLER