Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yeni bir dünyayı zorluyor korona virüsü; bunu bir günüm üzerinde düşünürken anladım…

Fehmi Koru, içerisinde yaşadığımız bu korona günlerinde, 65 yaş üstü insanların 'olası' ev hallerine dair, kendi yapıp ettiklerini, duygu,düşünce ve tecrübelerini aktarıyor.

“Yüksek risk grubundan olduğu günde en az beş vakit tekrarlanan 65 yaş üzeri biri ne yapar?” merakında olanınız vardır herhalde. 

Merakınızı kendi adıma cevaplayayım: Evde oturuyoruz, mümkün olduğunca dışarıya adım atmıyoruz. Farklı bir kentte yaşayan çocuklarımız bizim sağlığımız konusunda bizden daha hassas; özlem dayanılmaz hale gelene kadar bizlerden uzak duruyor, geleceklerse günler öncesinden kendilerine PCR testi uygulatıyorlar…

Günümü birkaç bölüme ayırdım. Çok erken saatte kalkıp yazım için bazı günlük gazetelere internetten göz atıyor, önemli bulduğum yazıları okuyorum. Sonra bu yazı. Dünyanın dört bir tarafında çıkan gazeteleri ‘pressreader’ programı üzerinden tabletimden okuyorum. İki saat kadar süren bir uğraş bu. Yine tablete indirdiğim kitaplar için ayırdığım en az üç saatim var. Akşamları da abone olduğum üç değişik platformdan güncel diziler ile kaçırmamaya çalıştığım filmleri izliyorum. Hafta sonları dizi ve filmlerin yerini yabancı lig maçları alıyor…

Çok erken kalktığım için gece uykum 4-5 saati geçmiyor; alacağım olan saatleri gün içinde uyuyarak tahsil ediyorum.

Uyku sırasında arayan olur ve sonradan geri aramam gerekirse her yeni kişiye tekrarladığım bir özür cümlem var: “Birisi, ‘Yaşlılar geceleri neden uyuyamaz?’ diye sorup sorusunu kendisi cevaplamış: ‘Gündüz uyurlar da ondan.’ Ben de işte o gruptanım.”  

Evden dışarıya çıkmamız için gerçekten çok önemli bir işimiz olması gerekiyor. Mutlaka yüz yüze görüşülmesi gereken bir iş veya görüşme. Onlarda da yetkililerin uyarılarını harfiyen yerine getiriyoruz: Maske, mesafe ve temizlik… 

Rutin bir hayat, oh ne rahat.

Kendimi bazen ‘McDonalds ineği’ gibi hissetmiyor değilim. Doğumunu takiben yağlansın diye dar bir cenderenin içine sokulan buzağı hiç kımıldamadan günlerini geçirir McDonalds çiftliklerinde; kıvamına gelince de hamburger köftesi olmak üzere kesilir. O hesap.  

İhtiyaçlar?

Kendimizi dışarıya atınca

Hemen bütün marketlerin evlere servisi bulunduğu için ihtiyaçların karşılanmasında hiçbir güçlük yok. Ne istersek aynı gün içerisinde kapımıza kadar ulaştırılıyor. Şımarıklık yapıp ekmeği bazen Bilecik’in bir köyünde internet müşterileri için üreten ‘Gülsen Teyze’den, bazen İstanbul’un kenar mahallelerindeki fırınlara sipariş vererek kargo ile getirtiyoruz. İştigal alanları korona yüzünden boşa çıkmış bazı tanıdıkların bizi “Sucuk-pastırma ihtiyacınız olabilir mi?” tarzı sorularla aradıkları oluyor; onlara da “Hayır” diyemiyoruz.

Haftada bir gün de kendimize siparişle pide veya döner ziyafeti çekiyoruz. İlk amaç ağız tadımızı çeşitlendirmek olsa da, yemek sektöründen esnafın ayakta kalması gibi bir yan dürtüyü de önemsiyoruz.

Kendimiz de yemek konusunda daha önce hiç düşünmediğimiz denemelere açık hale geldik; ama iştahınızı kabartmamak için o konuya şimdilik hiç girmeyeyim. 

En koyu tedbirlerin uygulanmaya başladığından bu yana hiç yapmadığımız bir şeyi dün gerçekleştirdik ve 10.00 ile 13.00 arası olarak belirlenmiş izin vaktimizde bir alışveriş merkezine (AVM) yolumuzu düşürdük.

Büyükten ötede dev bir AVM. İçinde her markanın kocaman mağazaları. Devasa bir marketi de var. 

Her şeyi var, ama müşteri pek yok.

Önceleri neredeyse müşteri sayısınca tezgahtarı bulunan koca mağazalar artık bir veya iki satıcı ve bir kasiyerle döndürülüyor. Yerli alıcı bayağı azalmış, ticari hayatı ayakta tutan yabancılar da şu sırada kendi ülkelerinde ev hapsindeler.

Mağazalarda büyük indirimler var ve TL cinsinden fiyatları doların şimdiki değerine çevirdiğimizde ülkemizde her şeyin çok ucuz olduğu sonucuna varmamak elde değil. TL olarak ise, özellikle emekliler ve dar gelirliler için, fiyatlar el yakıyor.

Tevekkeli, az olan müşteri grubu, mağazaları biraz da bizim türden bir merakla geziyor.

Neredeyse bir yıla yaklaşan ev hapsi sebebiyle gezerek beğenme ve beğendiğini alma iştahımızın da köreldiğini fark ettim. Beğendiğim neye el atsam, “Alırsam ben bunu ne zaman, nerede giyeceğim?” sorusu beynimi zorlayıp durdu.

Düşün düşün, zordur işin

Korona günlerinin kalıcı etkileri kendini en çok doğal saydığımız alışkanlıklarda gösterecek. Şimdi normalden çok daha az tüketiyoruz ve sonrasında da bu yeni durumun etkisi altında kalacağız. Mağazalar ve marketlere gidip alış-veriş yapmak yerine, internet üzerinden sipariş vermeyi yeğleyeceğiz. 

Peki de, AVM’ler eski cazibesini kaybetmeyecek mi? Sadece İstanbul’da milyonluk yatırımlar eseri 100’den fazla AVM var; bunların akıbeti ne olacak? 

Belki yine mağazalara gideceğiz, ama bu defa bir şeyler satın almak için değil, internette beğendiğimiz bir malı gözümüzle de görüp elimizle tartmak için yapacağız bunu.

Yıllar önce çoğunu ilk kendisinin düşündüğü her türlü yeniliği bir kere denemeye açık bir dostum, ‘sanal AVM’ projesi gerçekleştirdiğini anlatmış ve yaptığını göstermişti de… İlgi görmedi, yürütemedi projesini. Onun 15 yıl önce akamete uğramış projesi bugün TV ekranlarında “Ben de mağazamı internette kurdum” diyen küçük satıcıların arz-ı endam ettiği reklamlarda karşıma çıkıyor.

Projenin parlak olması yeterli değil, zamanlaması her şeyden daha önemli.  

En fazla etkilenecek alanların başında da havacılık bulunuyor. Görüşmeler için bir şehirden diğerine, bir ülkeden ötekine gidiliyordu, şimdi bütün görüşmeler Zoom üzerinden yapılıyor. En ilginç konularda panellere evimin rahatlığını terk etmeden katılabiliyorum. Panelistler de konuşmalarını evlerinden yapıyorlar.

Dev havalimanları, devasa havayolu şirketleri gelecek tasarımlarını bu yeni gerçeklik üzerine yeniden gözden geçirmek zorundalar. Seyahatleri cazip hale getirmek yetmez, insanları hareketlendirecek yeni meşgaleler bulunması şart.

ABD ve Avrupa’da sivil havacılık için uçak üreten firmalar iflas korkusu yaşıyorlar.

Günümün bir bölümü de böyle konular üzerinde düşünmekle geçiyor.