Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yeni Bir Dünya Düzeni Tartışmasında ‘Yeni Bir Dünya Görüşü’ Mümkün mü?

Her Taraf Haber Sitesi'nden Abdulaziz Tantik'in Yazısı;

Dijital bir dünyaya geçiş sürecinde yaşadığımız tartışılıyor. Yaşadığımız dünya çapındaki Pandemi ile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağına yönelik bir tartışma da elitler arasında konuşulmaya başlandı. Zaten epey zamandır dijital dünya ve trans hümanizm dönemleri başlayacak tartışmaları vardı. Ya da bir yerden üfürülüyor ve gündeme taşınıyordu. İşin garibi bu Pandemi ile birlikte daha yüksek sesle mesele tartışılmaya başlandı. 205 tane dünya çapında eski başkan, başbakan, bakan, yüksek bürokrat vesaire ‘Dünya Hükümeti’ kurulması çağrısı yaptılar. Bu belirli medya gruplarında yayınlanıyor. Dergiler ve köşe yazarları konuyu gündeme taşıyorlar.

Yaşadığımız ana tekabül eden olaylara bakıldığında ciddi bir değişimin varlığı kaçınılmaz görünmektedir. İnsanların yalnızlaştırılması, gönüllü esarete yöneltilmesi, temassızlığın uzun bir zaman dilimine yaslanması vesaire ile ekonomik krizin kapıda durması, siyasal krizlerin ayak seslerinin duyulması, Amerikan gibi bir devletin içinde düştüğü çaresizliğin Avrupa Birliği üye ülkelerinin de yaşaması, Avrupa Birliğinin bir geleceğinin olup olmayacağı konusunda ciddi bir karamsarlığın öne çıkarılması vesaire… Bize artık hastalık bitse dahi birçok şeyin değişeceğini ihbar ediyor.

Bu değişimin uluslar arası boyutu olacaktır. Bu alanda zaten on yıllardır ciddi bir boşluğun olduğu biliniyor. Yani uluslar arası sistemin bir kaos yaşadığı tartışılmazdı. Ancak bu yeni durum işi iyice zora koymuştur. Ayrıca bu konuda uluslar arası sistem açısından ciddi bir liderlik sorunu ile karşı karşıya kalındı. Çatırdamalar kulağı tırmalıyor. Meselenin daha ne kadar süreceği bilinmediği halde hala hastalığa yönelik ciddi bir tepki oluşturulamadı. Yapılan tek şey sadece evde kalmaya davet etmektir. Bunun sonuçlarının ulus devlette bir karşılığı olacağı gibi sosyolojik bir karşılığı da bulunacaktır. Yeni bir uluslar arası sistemin kurulması söz konusu olsa bile bunu hangi değerlere dayalı olarak yapılacağı konusunda da ciddi kafa karışıklığı söz konusu edilebilir. Liberal değerlerin ciddi bir zaaf gösterdiğini gözlemleyebiliyoruz. Ayrıca tedbirlerin alınması sürecinde liberal değerler alt üst ediliyor. Demokrasinin tartışılacağı bir zemine doğru yürünüyor. Otoriter bir siyasal tavrın varlığını hep beraber yaşıyoruz. Bunu hastalık dolayısıyla kişilerin can güvenliği için yapıldığı savunusu, yeterli bir meşruiyet zemini kurabilir mi? Tartışılabilecektir. Çünkü otoriter yapıların hastalığı kontrol altına almalarının bir başarısı söz konusu edilebilir. Görece de olsa, liberal siyasallığın bu konuda sınıfta kaldığı söylenebilir. Bu yüzden liberal değerlerin savunusu öyle kolay olmayacaktır. Ancak daha temel bir sorun var: liberal değerlerin yerine hangi değerlerin ikame edileceğine dair ciddi bir sorun ortada duruyor. Asya ülkelerinin uluslar arası bir sistemi kuracak değerleri ikame edecek bir vasatı kurmaları öyle kolay görünmüyor. Özellikle cinsiyet eşitliği meselesi ile birlikte tartışılmaya açılan ve farklı cinsiyet seçimlerinin meşruiyetini savunan azınlık bir kesim paranın gücünü de arkasına alarak ciddi bir mesafe almaya başladığı söylenebilir. Ancak kamusal alanda hala ciddi krizlere neden olabilecekleri de tartışma kabul edilmeyecek bir zeminin varlığı kaçınılmaz…

Akla İslam ve İslam’a dayalı değerlerin bir uluslar arası sistemi kurmayı sağlayacak bir zeminin varlığı söz konusu edilebilir mi? İşin garibi teorik olarak tek muhalif ve yegâne sistem kurucu bir değerler skalasına sahip olan İslam’ın iktisadi ve siyasi gücü olmadığı gibi yeterli düzeyde bilgi sorunsalı da bulunmaktadır. Yani kendi epistemik zeminini kuramadığı gibi modern epistemenin baskısı altında olduğu da tartışılmaz bir gerçekliktir.

Dolayısıyla İslam açısından mesele tam bir muamma olarak ortada duruyor. Uluslar arası sistemin yine liberal değerlerden biraz alıntı, otoriter yöntemi meşru görecek bir siyasal yaklaşım, uluslar arası güç hiyerarşisinin kurulmasının zorluğu yanında ağırlıklı olarak istisnai olanın iktidarına dönüşecek gibi görünüyor. Buradaki istisnai olan ahlaki olarak da meşru görülemeyecek olana göndermedir.

Her ulus devlet bu durumdan fazlaca etkilenecektir. İşi sıkı tutan devletler meseleyi daha az hasarla atlatacaktır. Ancak, Avrupa devletleri ciddi bir kriz alanı ile karşı karşıya kalacakları ön görülebilir. Muhtemelen üst bir stratejik aklın beklentilerinin karşılanacağı bir vasatın kurulması için el altından ciddi destekler sağlanacak ciddi meblağlar ödenecektir. Ki bu hastalık sürecinde paraya olan ihtiyaç kaçınılmaz bir durumu içermektedir. Bu yüzden ulus devletler ile para arasında ciddi bir imtihan söz konusu olabilir. Aynı zamanda meselenin sosyolojik boyutu da tartışma yaratacaktır. Bu süreçte özellikle halkı Müslüman olan devletlerde iki temel şeye vurgu yapıldı: bilim ve teknoloji… Bu da Müslüman halkın zihnini ciddi bir şekilde etkileyecektir. Yani yeni süreçte din ile ilgili söylenecek her şey sadece zihni ve psikolojik bir vasatta yankı bulacaktır. Camiler, Cuma namazları ve muhtemelen ramazan ayına mahsus teravih ile bayram namazı da kılınmayacak, Mekke ve Medine; yani Kâbe ve Mescid-i Nebevi boş kalacaktır. Bu durumun Müslüman zihin üzerinde oluşturacağı tahribatı tartışmaya gerek yok sanırım… Büyük bir özgüven zaafı oluşacak ve hiç umulmayacak kadar Müslüman halk seküler bir kültüre doğru yönelmiş yada yöneltilmiş olacaktır.

Yani bu Pandemi ile birlikte hiçbir şey eskisi gibi kalamayacaktır. Bu gerçeği gören bazı Müslüman aydınlar, dünyaya Müslümanların İslam’dan hareketle bir sistem önerisinde bulunulması tartışması yapmaktadırlar. Ama temel bir gerçeği vurgulamak kaçınılmaz olmalıdır. -Bu bir tasvirdir.- İslam dünyası ciddi anlamda siyasal bir yozlaşma ile karşı karşıya, epistemik alanda ciddi bir kriz yaşamaktadır. Ciddi bir bilgi eksikliği gözlenmektedir. Bu hem kendi dini düşüncesi için hem de batılı düşünce için hem de içinde bulunduğumuz halin düşünce zemininde kavranabilmesi için geçerlidir. Bu zaaflar üzerinden muhakemesi sağlam ve mantıklı, tutarlı bir sistem kurulabilir mi? Önemli bir soru ve önümüzde cevabı beklenen bir sorudur. Daha da önemlisi; Müslümanlar hem siyasal zeminde, hem sosyolojik zeminde, hem de iktisadi zeminde ve bireysel ahlak zemininde tam bir örneklik oluşturacak ve temsiliyet kuracak bir zemine sahip değiller.

Bu durum umudumuzu tüketmeli mi? Hayır! Bilakis, bize çalışmalarımız için hız katmalıdır. Ancak önceliğimiz ahlaki bir zeminin kurulmasına matuf olmalıdır. Ondan sonra diğer zeminlerdeki çalışmaların bereketlenerek başarıya ulaşmasına yönelik ilahi yardımı alabiliriz. Ama başlangıç adımımız, kendimizi doğru bir şekilde tanımak ve düşmanımızı doğru bir şekilde tanımakla işe başlamalıyız. Sağlam bir irade ve sağlam bir ahlaki yapı ile yola çıkıldığında gerisi ise Allah’ın iradesine bağlı olur… Biz üzerimize düşeni yapalım ve sorumluluğumuzu yerine getirelim. Elbette ki Allah’ın dilemesi gerçekleşir.  Her halükarda Allah’ın emri Müslüman açısından doğru olana ve iyiliği taşıyıcı olana tekabül eder…

Bir sistemin kurulması önemli… Ama daha önemlisi o sistemin kurucu saç ayaklarını var kılabilmektir. Sistemler güç ile var olurlar. İmkân ile beslenirler. Bilgi ile varlıklarını idame ederler. Hangi değer bu şartlara haiz olursa o var olacaktır.

Bir sistem ancak bilgi, irade, eylem, para, güç ve otorite ile desteklenirse yaşam alanı bulabilir. İslam söz konusu olduğunda maalesef bunların hiçbiri yoktur… Bu şu demek değil; tabii ki İslam en iyi sistemi çıkartabilecek bir teorik potansiyeli taşıyor. Hatta bir sistem değil kendi içinden birden fazla sistemi de çıkartabilir. Dün çıkarmıştı bugün ise çıkarmasına engel olan şey düşünce yapısından neşet etmiyor. Ama maalesef sistemi var edecek şartlara haiz değil… Mücadele bu şartların oluşturulmasına matuf olmalıdır…


Haber Kaynak : Her Taraf