Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Yaşamak üzerine…

Yaşar Süngü, hepsi de ayrı dünyaların insanı olan, ama “yaşam’a dair hemen, hemen aynı şeyleri söyleyen Ali Şeriati, Lamartine, Halil Cibran, Can Yücel ve Mevlâna gibi şahsiyetlerin incelikli ifadelerine yer veriyor.

Bayramda hediye olarak eşe dosta kahve götürmeyi tercih ediyoruz.

Bu bayram öncesi de öyle niyetlendik ve Eminönü’de Mısır Çarşısı’nın yan sokağındaki Kurukahveci Mehmet Efendi’ye uğrayıp hediyelerimizi aldık.

Yeni caminin önünde kavun ve karpuzları ufak ufak doğrayıp, üstüne plastik çatal ekleyerek küçük plastik tabaklarda satışa sunan iki genci görünce, “İşte İstanbul böyle meslek üreten bir şehir” dedim.

Meslekleri doğuran toplumun ihtiyaçları. O ihtiyacı görüp ona göre iş üretmek de girişimci kafanın işi. Ekmeğini taştan çıkarmak, yenilikçilik, girişimcilik böyle bir şey, Allah helalinden bol bereketli kazançlar versin.

Onları seyrederken 17 yaşımda aynı yerde yayık ayran arabasıyla ayran sattığım günlere kadar gittim geldim.

**

Yaşam uzun bir yol.

Biri şöyle anlatmış;

“Hiçbir şey bizim değil. Hiçbir şey!

Hayatımıza dahil olan her şey, ya bize bir süreliğine eşlik ediyor ve yapacaklarımıza ya da öğreneceklerimize vesile oluyor ya biz onlara bir süreliğine eşlik ediyoruz ve yapacaklarına ya da öğreneceklerine vesile oluyoruz.

Ne mal ne mülk ne ilişkiler, hiçbirine sahip değiliz.

Hepsi ödünç alınmış, hepsi emanet, bedenimiz dahil olmak üzere.

Emanetlerimize sevgiyle, özenle, adaletle muamele edelim.

Onlara bizimle oldukları müddetçe sahip çıkalım ama fazla sahiplenmeyelim.

Biz sadece yolda kalalım.”

**

Can Yücel daha şairane söylemiş aynı şeyleri;

“Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

‘O olmazsa yaşayamam.’ demeyeceksin.

Demeyeceksin işte.

Yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

Senin değillermiş gibi davranacaksın.

Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,

Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak.”

**

Fransız yazar, şair ve siyasetçi Lamartine de “Hayat, alemlerin bir basamağıdır. Başka yerlere gitmek için o basamağı aşmağa mecburuz.” diyor.

Hayatı bir basamak olarak görmek çok kolay bir şey değil.

**

Lübnan asıllı Amerikalı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da bir hikâye ile anlatmış meramını;

“Bir gün iyilik ve kötülük deniz kıyısında karşılaştılar, dediler ki; ‘haydi denize girelim!’ Elbiselerini çıkartıp sularda yüzdüler.

Bir süre sonra kötülük, kıyıya dönüp iyiliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. İyilik de denizden çıktı fakat kendi elbiselerini bulamadı.

Çıplak olmaktan utanıyordu, çaresiz kötülüğün elbiselerine büründü ve yoluna devam etti.

O gün bu gündür insanlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden iyiliğin gözlerindeki ışıltıyı bilen bazıları vardır ki, elbiselerine bakmaksızın onu tanırlar.

Ve yine kötülüğün yüzünü ve gözlerini tanıyan bazıları vardır ki, elbiseleri onu tanıyanların gözlerinden gizleyemez.”

**

Peki, Mevlâna ne diyor;

“Can konağını aramadaysan, cansın; Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin, bir damla su arıyorsan susun, zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşıksın, gönlün neye kapılmışsa O’sun sen. Neyi arıyorsan O’sun sen”.

**

Kurban Bayramı’nın ikinci gününde İranlı sosyolog Ali Şeriati gibi seslenebilsek kendimize; “Ey Allah’ın Kulu İnsan! Senin İsmailin nedir? Kimdir? Paran mı? Malın mülkün mü? Mesleğin mi? Statün mü? Anan, baban, evlatların mı? Sevgilin mi? Gençliğin güzelliğin mi? Gücün mü? Canın mı? Bedenin mi?.. Onun sende ne olduğunu en iyi sen bilirsin, kendi elinle İsmailini kurban et.”

Herkesin İsmailini bulma vakti değil mi bu bayram?

**

Ali Şeriati, Lamartine, Halil Cibran, Can Yücel ve Mevlâna hepsi ayrı dünyaların insanları ama aynı şeyleri söylüyorlar, kimi şiirle, kimi yazıyla.

İş, dönüp dolaşıp yine bizde düğümleniyor.

Çare yok önce kendimizi bulacağız.

Nerede?

Nerede kaybettiysek orada.

İyi bayramlar…


Anahtar Kelimeler: Yaşamak üzerine…