Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Umudu azalanlar ve artanlar

Ali Bayramoğlu'nun yazısı;

 

Gelecek Partisi ile Demokrasi ve Atılım Partisi, siyasete yeni katılan iki siyasi parti iktidar partileri tarafından hakaret, küfür, itham yağmuruyla karşılandı. 

AKP ve MHP ikilisi her koldan çalışıyorlar. 

Babacan ve Davutoğlu’nun, muhtemel bir erken seçime katılabilmek için,  zamanında İYİ Parti’nin yaptığı gibi diğer partilerden milletvekili ödünç alarak grup kurma ihtimalini engelleyecek yasa tasarısı hazırlığı yapıyorlar. Gerekçelerine kıyasla yüzlerini kızartacak bu hazırlığı sıkılmadan “siyasi ahlak” gereği olarak tanımlıyorlar.

Genel olarak muhalefetten, özel olarak yeni partilerin varlığından o denli rahatsızlar ki, doğrudan o varlığın kendisini hedefliyorlar. Siyaset dışı ve karşıtı bu tutumla polemik dilinin düzeyini az görülür biçimde düşürüyorlar., Siyaset yapıyoruz gerekçesiyle, kendi duruşları dışında her tutumu darbecilik iddiasıyla boğarak, tekelci ve tekçi bir sistemi vazederek  “siyaset dışı”, “siyaset karşıtı” bir söylem kuruyor, bir iklim oluşturuyorlar.

MHP’nin, bir süre önce, Ali Babacan’a yönelttiği,  “yediği kaba pisleyen, çıktığı evi taşlayan, FETÖ’nün yedek akçesi, PKK sevicisi” sözleri, iktidarın küçük ortağının “siyaseti” düşürdüğü seviyeyi gösteriyor. 

Erdoğan da CHP’ye karşı kullandığı dil de bundan geri kalmıyor. Korona günlerinde her ekrana çıkışında, konuşmasının ikinci bölümünde CHP’ye, PKK’cı, FETÖ’cu, darbeci demeyi hiç ihmal etmeden sürdürmesi buna örnek. 

Bu tarzın bildik türlü adları var. İktidarların varlığını tehdit, cebri, fiili, siyaset dışı yollarla bertaraf etme dünya siyasetinde siyasette hangi geleneği tarif eder, bilen bilir.  

Demokrasi ve Atılım Partisi kurucularından, İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu, verdiği bir röportajda, MHP’nin Babacan’a yaptığı saldırıyla ilgili olarak şunları söylemiş: “Siyasi partiler toplumun sorunlarına çözüm üretmek için vardır, partiler toplumu ayrıştırmak, korkutmak, küfür kültürüyle toplumu zehirlemek için yoktur.

Böyle açıklama yaptığı zaman, bunu yapan “beni hiç ciddiye almayın, ben bu ülkenin geleceğiyle ilgili iddiaya sahip değilim” demek istiyor. 

Belki bir iddiaya sahip değil, ama büyük ortağıyla birlikte iktidarı kendisine ebedi hak olarak görme eğiliminde, bunun yollarını arıyor, işi iyice çığrından çıkarmaya çalışıyorlar

Bu sembolik şiddet dili, kaybetme riskinin ve iktidara yapışma arayışının artmasının bir sonucudur.

Dün yayınlanan Avrasya Şirketi’nin bir kamuoyu araştırması MHP’nin yüzde 8,5’la, CHP (30) HDP (10,4), İYİ Parti’den (10,2) sonra ancak 5. Sırada yer aldığını ve büyük ortağı olmadan parlamento dışına doğru yol aldığını gösteriyordu. Aynı durum, AK Parti için de geçerli. Bu siyasi partinin oyları yüzde 34,5’a gerilemiş durumda. Onun da küçük ortaklarına ihtiyacı var. Aslında bu bile yetmiyor, AKP-MHP-BBP’nin toplam oyu yüzde 45 görünüyor. Onları “kurtaracak” yüzde 5-6’lık oy daha şimdiden GP ve DEVA’nın hanesine yazılmış durumda. Babacan 3,2, Davutoğlu 2,3 orana sahip. Babacan’ın oyunun her geçen gün artacağına, sakin söylem ve tutumunun bir karşılık bulacağına şüphe yok. Davutoğlu ise ise, tüm medya ve görünürlülük olanıksızlıklarına rağmen, iktidarı hırpalıyor.

İktidar partilerini baskın bir seçimin kurtaracağı da çok şüpheli.

DEVA ve GP’yi parlamento seçimi dışında tutucak bir düzenlemenin, yeni bir “23 Haziran İstanbul seçimleri etkisi” yapması ihtimali var. Adaletsizliğe ve haksızlığa tepki, başkanlık seçimlerinde Erdoğan’ı emekli edebilir.

Ahmet Altan’ın Silivri’den yazdığı, Washington Post’ta yayınlanan makalesinden bir alıntıyla bitirelim: 

“Bugünlerde herkes evlerine hapsolmuşken gerçek bir hapishanede bulunmak, okyanusun dibindeki bir akvaryumda bulunmak gibi hissettiriyor. Endişeden kendinizi yiyip bitirdiğinizi (gardiyanların bize verdiği eski gazeteleri okuyarak ve izin verilen bazı kanalları izleyerek) görebiliyorum. Ben 70 yaşındayım ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetine ‘subliminal mesajlarla’ karşı koymak suçlamasıyla, Covid-19 vakalarının hızla yayıldığı bir cezaevindeyim. Okyanusun dibinde oturmak ve ölümün herkesten çok hedefi olmak konusunda daha fazla şey bilen biri olarak, size şunu söylemek isterim: Umutsuzluğa kapılmayın.”


Haber Kaynak : Karar Haber


Anahtar Kelimeler: Umudu azalanlar artanlar

HABERLER