Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ümmet (1): Birlikte, kardeşçe ve insanca yaşam

Ömer Ömeri'nin Independent Türkçedeki yazısı;

Fotoğraf: Pixabay

 

Ömer Ömeri 

 

İnsanoğlu birlikte yaşamak zorunda mı?

Sosyal bir çevre olmaksızın insanca yaşam imkanı var mı?

Vahyin muhatabı bir toplum mu, birey mi?..


Muhterem okur! 

Bu soruları çoğaltabiliriz. Esas itibarıyla, aradığımız şey, birlikte insanca yaşamın temel ilkeleri ve kodları…

Öncelikle birkaç tespitten sonra, meramımızı, vahiy eksenli bir perspektiften anlamaya gayret edeceğiz.


1. İnsan tabiatı itibariyle medeniyyun bita’bdır. İnsan sosyal-medeni-şehirli bir varlıktır.

Bu nedenle insan sosyal bir çevre olmadan “insan” kalamaz; yaşayabilir, bireysel varlığını sürdürebilir ancak “insan olamaz-kalamaz”.

Yapılan sosyolojik araştırmalarla bunun böyle olduğu görülmüştür. İnsan beşer doğar, insan olur. Erasmus “İnsan doğulmaz, insan olunur” derken galiba bunu kastediyordu.


2. Toplumun kalitesi onu oluşturan bireylerin kalitesidir.

Bir parça, ait olduğu bütünün bütün özelliklerini taşır, bir damlanın, ait olduğu deryanın bütün özelliklerini taşıdığı gibi.

Bunun için, Kur-an “Siz kendi benliklerinizde olanı değiştirmedikçe Allah da sizi değiştirmez” derken, sosyolojik bir yasayı bize hatırlatmaktadır.

Yani, “Eğer iyi bir toplum meydana getirmek istiyorsanız, o zaman o toplumu oluşturan bireyler olarak önce siz kendiniz iyi olun” demiş olmaktadır.


3. Allah yaşama her an  müdahildir. Bunun tersini söyleyenlere, Kur’an müşrik diyor.  

Bir Müslüman, Allah’ın müdahil olmadığı bir hayat alanı olduğunu tasavvur dahi edemez.


4. Din, müntesibini inşa ile birlikte, kendi toplumunu oluşturmak ister.

Zira hiçbir din vicdana mahkûm olmak istemez. Hele insanlıkla yaşıt hak dinin adı olan İslam’ın bir toplum talebinin olmaması asla düşünülemez.

İslam’ın tüm peygamberlerinin ilk ve tek işi tebliğ-davettir. Davetin de sosyal amacı, ortak iyinin hakim olduğu bir toplumu oluşturmaktır.


“Oku, kalk, uyar” gibi, Kur’an vahyinin ilk anlarda kullandığı şahsi hitap bile toplum oluşturma amacına hizmet eder.

Model-örneği inşa etmeden, toplum nasıl inşa edilir? Elbet önce model inşa edilecektir.

İlk indirilen surenin beş ayeti “doğru anlamayı inşa” içindir. Bilgiyi elde etme, üretme ve iletme problemini dile getirir.

Bu durumda ilk inen ayetler, insanın epistemolojik sorununu çözen ayetler olmuş oluyor.

Duha suresi “Yalnız değilsin” mesajıdır.

“Sırtını öyle bir güce dayadın ki, dünya âlem gelse seni alt edemez” mesajıdır.

Kur’an bu model şahsiyet inşasının ardından, asli hitabına döner.

O hitap şudur:

Ya eyyühennas!, Ya eyyühellezine âmenû! 


Bu hitap Kur’an’da yaklaşık yüzlerce kez tekraren gelir.

Bunun açılımı manaya şöyle yansır:

Siz ey insanlar, ey iman edenler ailesi!..


Bizi toplum olarak, bir sosyal organizma olarak muhatap almaktadır.

Efendimizin "Müminler bir bedenin azaları gibidirler" demesi bunu ifade eder.

Bizler, topyekûn bir beden gibiyiz. Daha doğrusu olmalıyız.

Daha fazla oku

Peki, Peygamber Efendimizin tarifine uygun bir toplumsal yapı oluşturabildik mi?..

Cevabımız evet ise, lafı uzatmaya gerek yok.

Hayır ise, ki ben de hayır diyenlerdenim; o zaman bunu neden yapamadık?..    

Atalarımız, bizden öncekiler bunu neden başaramadı?.. gibi sorumluluğu ardımızda bırakan mazeretlere sığınmaksızın, hemen şimdi ne yapabiliriz, diye kendimize dönmeli, temel ilkelerimizi belirlemeli ve bu yeni durumun pratiği için bir birey olarak üzerimize düşeni yapmaya koyulmalıyız.

Çünkü, vahiy ilk muhataplarına seslendiği gibi bize de seslenmektedir.

Ter u taze, pir u pak bir halde, ona kulak kabartmamızı beklemektedir.


Beşer topluluğunun “insan toplumu”na dönüşmesinin temel ilkelerini, bir toplumu oluşturacak olan bireyin nasıl olması gerektiğini yani örnek şahsiyeti, bize vahiy, sünnet ve yüzlerce yıllık insanın ortak tecrübesi çok açık ve yalın bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bizi bekleyen, deyim yerinde ise, “Amerika’yı yeniden keşfetmek” değil, “kaşif”in nimetlerinden, O'nun istediği gibi istifade etmektir.

Açıklamalarımızın “olan” değil “olması gerekenler” sadedince anlaşılması gerekmektedir. 

Vahyin ve onun evrensel gerçekliği olan akıl zaviyesinden birkaç misal ile birkaç kavramın altını doldurmaya çalışalım.

Hakkını vermeye gayret ederek inşallah.


Ferdin irade özgürlüğü

Fert (birey), vahiy ile birlikte direk muhatap alınmış ve eşrefi mahlukat olarak nitelendirilmiştir.

Her bireyin fıtratı İslam üzeredir. Kimini ailesi ya da yaşadığı toplumsal çevre bu fıtrattan uzaklaşmasına sebebiyet verir.

Lakin, bu böyle olsa bile ona tanınan irade yok edilemez, doğruyu ve hakikatı arayışı sonlandırılamaz.

Bu nedenle, hiçbir insandan son ana kadar umut kesilmemeli, onun yaptığı hatalar, günahlar nedeniyle onun zatı değil   efa’li hedef alınmalıdır.

Bu hedef alma vaaz, nasihat, iyiliği tebliğ, kötülüğü men şeklinde olmalıdır. Zor ve şiddetle değil.

Tıpkı vahyin emrettiği gibi:

Sen onlar üzerinde musaytır (zor kullanan, satır sallayıcı) değilsin.
 

Dileyen bir delille inansın, dileyen bir delille reddetsin.
 

Mü’minler sözün tamamını dinler, en iyisine uyarlar.


Dine girerken zorlama,

Dine girdikten sonra da zorlama ve

Dinden çıkmak isteyen için de zorlama yoktur.


Ailenin korunması

Bizi dünyaya getiren, bin bir türlü zahmetlerle, yemeyen yediren, giymeyen giydiren ebeveynlerimizle ilişkilerimizde, onların bize bakışlarını hatırda tutmak, yanımızda yaşlandıklarında, onların bizim çocukluğumuzda bize davrandıkları gibi davranmak, “of bile dememek”, “Allah’a şükr etme” emri gibi onlara teşekkürü farz bilmek.

Bunu bir minnet olarak değil bir emri ilahi olarak telakki edip uygulamak.

Eşimizle aramızdaki farkın, bir çift ayakkabının farklılığı ötesinde, üstünlük, efdaliyet gibi yanlış yorumlara sapmadan, güzel bir örnek ve model olarak tanıtılan Muhammed-Hatice evlilik anlayışını, fedekarlığını ve sadakatini  hayatımıza hakim kılmak, kız çocuklarımızla erkek çocuklarımız arasında eşit fırsatlar yaratmak, cinsiyetinden ötürü birini ötekine tercih etmemek, mal-mülk paylaşımını, bahse konu edinimin kazanılmasında, emekte eşitlik durumu varsa, onlar arasında eşit paylaşmak.

Kardeşler arasında muhtemel nizaların üstesinden gelebilmek için, adaletten daha üst bir değer olan merhamete müracaat etmek. 


Komşuluk (yakın çevre ile ilişkiler)

“Komşu hakkı bana o kadar emredildi ki, komşu komşuya varis yapılacak sandım”, “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” nebevi emirlerini hatırdan çıkarmamak, bu manada “Her koyun kendi bacağından asılır” sığ ve dar anlayışını terketmek.

“Evinde aç iken kılıcını eline almayanın imanından şüphe ederim” diyen Ebu Zer Ğifari’nin dikkat çektiği tehlikeyi, özellikle mülk sahiplerinin hatırdan çıkarmaması lazım.

Verirken, Allah’ın nimetlerini kullarına bahşettiği kerem sıfatının birer tecelligahı olma şerefini hatırda tutarak vermek.

Diğer bir ifade ile Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak. 


Nasip olursa devam edeceğiz.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

 


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


HABERLER