Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ulupamir'deki HES için bu kez "Acele Kamulaştırma" formülü devrede… Korucu Pamir Türkleri, milliyetçi müteahhite karşı, HDP ise "Hafıza merkezi" kurulsun diyor

2014’teki kamulaştırma kararının Danıştayca iptalinin ardından Cumhurbaşkanı kararıyla bölgede “Acele kamulaştırma” uygulandı. Pamir Türkleri, 36 yıl önce kaçarak yerleştirildikleri köyden gitmek istemiyor.

İndependent Türkçe'den haber muhabiri Cihat Arpacık'ın "konuya dair" haberi...

Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koymasının üzerinden sadece iki yıl geçmişti… 

12 Eylül askeri rejiminin hayaleti tüm ülkedenin üzerinde dolaşıyordu. “Bir sağdan bir soldan” asılanlar, işkence merkezlerine dönüştürülen cezaevleri, memleketten kaçmak zorunda kalanlar ve dışarıda kalanların maruz kaldığı müthiş bir depolitizasyon… 

1982 yılında, henüz yıkılmasına sekiz yıl kalan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Afganistan’a müdahale etti. Ülke, ABD’den destek alan gruplar ile SSCB’nin desteklediği Afganistan hükümeti arasında büyük bir cephe haline geldi. Ruslar savaşa da aktif bir şekilde katılıyordu. Afganistan yaşanacak durumda değildi…. 

Afganistan’daki Pamir dağlarında yaşayan bin 700 Pamir Türkü, kafileler halinde göç etmeye başladı. 

Adres, 12 Eylül’ün hüküm sürdüğü Türkiye’ydi. 

Afganistan dağlarından Erciş'e

Ülkenin güneydoğusundaki Van’da gösterilen bir bölgeye yerleştiler ve köy kurdular. 

Köyün adı artık Ulupamir’di.

SSCB’den kaçan Pamir Türkleri, ''Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı'' oldular. Artık bir ülkede ''azınlık'' değillerdi ve bu başlı başına yeni bir psikolojiydi. 

Yeni köylerinde hayvancılık yapmaya başlamışlardı.

1985’e gelindiğinde ise Türkiye artık eski bir Türkiye değildi. 
 

Ulupamir AA.jpg

(Pamir Kırgızları, Afganistan'dan getirdiği kültürlerini Van'da hâlâ koruyor / Fotoğraf: AA)


PKK ilçe ve köylerde silahlı eylemlere başlamıştı. Devlet, PKK’yla mücadele etmesi için yeni bir silahlı güç kurmaya karar verdi. O gücün adı köy korucularıydı. Silah altına alınanlar arasında SSCB’den getirilerek Van’a yerleştirilen Pamir Türkleri de vardı. Devlet hizmet beklediğinde diyetlerini ödemeye karar verdiler.

Artık Pamir Türkleri de sadece SSCB’den gelen ''muhacirler'' değildi. Devletin ''asli'' vatandaşları ve dahası silahlı kuvvetleriydi. Bu, artık çok daha farklı bir psikolojiydi...

Yıllar içinde köy korucuları olarak öldüler, öldürdüler. Devletle ilişkileri değişti, bazen bölge halkıyla sorunlar da yaşadılar. Yeni kimlikliklerini tahkim etmek için sığınacakları siyasi parti ise doğal olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ydi. 

Bu süreçte PKK da Pamir Türklerine karşı olumsuz bir kamuoyu algısı oluşması için çok çaba sarfetti. 
 

Korucu kırgız AA.jpg

(Köy korucusu olan çok sayıda Pamir, PKK'yla sıcak çatışmalara girdi / Fotoğaf: AA)


Süreç değişti, ihtiyaçlar çeşitlendi

Yıllar yılları kovaladı, bölgedeki “düşük yoğunluklu savaş” ortamı eski zeminini kaybetti. Karanlık tünelin ucunda az da olsa ışık belirdi. 

1982’de Afganistan’dan getirilerek Erciş’e yerleştirilen, 1985’te köy korucusu yapılan Pamir Türklerine ''ihtiyaç'' ilk günkü gibi değildi. Ülkenin başka sorunları da vardı. O sorunlardan biri de enerji ihtiyacıydı.

Devlet, bu ihtiyacın bir kısmının özel şirketler marifetiyle hidroelektrik santralleri sayesinde karşılanabileceğine ikna olmuştu. Bir santralin de Erciş’te kurulmasına karar verildi. 

Bölge hakkında 2014 yılında kamulaştırma kararı verildi. Bu karar Danıştay’a taşınarak iptal edildi. Yüksek Mahkeme bu kararı verse de HES projesi planlandığı gibi devam etti. 

24 Eylül 2020 günü Resmi Gazete’de bir karar yayınlandı. Bu karar, HES için Ulupamir Köyü’ndeki taşınmazların ''acele'' şekilde kamulaştırılmasını ön görüyor. 

Köyde yaşayan Pamir Türkleri ise HES inşaatının 38 yıldır yaşadıkları, kültürlerini taşıdıkları, uğruna korucu olup kimi zaman da hayatlarını kaybettikleri yurtlarından gitmelerine neden olacağını düşünüyor.

İkinci kez Danıştay'da

Kararın yürütmesinin durdurulması için tekrar Danıştay’ın kapısını çalındı. 

Köylülerin avukatı Özgür Çağlar Aksu dilekçesinde, Danıştay’ın 2014’te verdiği kararı hatırlattı,  “Bizce Cumhurbaşkanlığı makamına kararı arz eden bürokratlar da kesin hükümden  bihaberdir” dedi ve bu durumun “hukuk devleti” ve “hukuki güvenilirlik” ilkelerini zedeleyeceği belirtti.

Dilekçede kararın kamu yararı da gütmediği belirtildi ve acele kamulaştırma işlemine tâbi tutulacak alanda ikamet edenlerin 1980’li yıllarda SSCB ve Çin zulmünden kaçarak devlete sığınan Kırgız Türkleri olduğu hatırlatıldı.

''Adeta sürgün edilmesi anlamına gelecek olan...''

Dilekçede şunlar yazıyordu:
"O dönemde devletimiz soydaşlarımıza kucak açmış, onlara vatandaşlık hakkıyla birlikte mülk vermiştir. Söz konusu vatandaşlarımız ise bu zamana kadar devletimize sadakatle bağlı kalmış; üstelik terör faaliyetlerinin en şiddetli yaşandığı dönemlerde terör örgütünün açık hedefi haline gelmeyi dâhi göz önüne alarak devletimizin yanında yer almayı görev bilmişlerdir. Nitekim bunun bedelini de şehitler vererek ödemişlerdir. 

Acele kamulaştırma işlemiyle söz konusu arazilerin vatandaşlarımızın ellerinden hukuka aykırı bir biçimde alınması halinde Ulupamir Köyü’nün geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılık bitme noktasına gelecektir. Geçim kaynakları yok olan vatandaşlarımızın adeta zorla sürgün edilmesi anlamına gelecek olan bu durum, doğal olarak çok değerli ve kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürün son izlerinin de ortadan kalkmasına sebebiyet verecektir."

Köylü ile Jandarma karşı karşıya geldi

Danıştay, Cumhurbaşkanlığı’nın acele kamulaştırma kararının yürütmesinin durdurulması talebini henüz bekletirken geçtiğimiz hafta Hazine yetkilileri Ulupamir’e ''çıkartma'' yaptı.

Jandarma Özel Harekat timlerinin çevrelediği alanda değer ölçümü belirlenirken şimdiye kadar hep omuz omuza olan asker ile köylüler bu kez karşı karşıya gelmişti.

Görgü tanıkları, jandarmanın bazı köylüleri dipçikle ittiğini söylüyor.
 

AA HES.jpg

(Türkiye'nin farklı şehirlerinde 550'den fazla HES bulunuyor / Fotoğraf: AA)


Keşif yapılırken orada HES inşaatını yapan şirketin yetkilileri de vardı. Üstelik şirketin sahibi Hasan Duru, bir gün önce Jandarma karakoluna ziyaret ederken görülmüştü. 

Duru’nun iş insanı olmasının yanında bir de siyasi yönü var. Duru, MHP’nin Adana yöneticileri arasında. Kentte tanınan kişilerden biri ve milliyetçi eğilimleriyle tanınıyor. 

Bir köylü, ''Canımızı yakan bir şey de bu oldu'' diyor.

Müteahhit firma ne diyor?

HES inşaatı yapan firmanın sahibi Hasan Duru yaşananlara farklı bir pencereden bakıyor.   

13 yıl Devlet Su İşleri’nin (DSİ) baraj ve gölet etütlerinde proje mühendisi olarak çalıştığını söyleyen Duru, Independent Türkçe'ye yaptığı açıklamada ''Bir projenin yapılıp yapılmaması konusunda karar veren ekipteydim. Bu işlerin nasıl yapılacağını iyi biliyorum'' dedi.  

''PKK, 1 milyon dolar haraç istedi, 2015'te şantiyemizi yaktı''

Bu proje aslında altı yıl önce başladı. 2014 yılında PKK’lıların kendisinden 1 milyon dolar istediğini aktaran Duru, ''Çocuklarımızı şehit eden bir terör örgütüne para vermeyiz. 2015’te şantiyemizi yaktılar ve projeden vazgeçtik. O zaman açılım dönemi vardı. Terör faaliyetleri nedeniyle satamadık, ortak da bulamadık. Açılım Süreci bitince yeniden başladı'' diye konuştu. 

Projenin ''yap-işlet-devret'' modeliyle yapıldığını ve asıl sahibinin devlet olduğunu dile getiren Duru, köyün camisine, Kur’an kursuna yardım ettiğini, çocuklara burs verdiğini söyledi.

''Alanda bir dikili ağaç yok. On yıllardır bir tane bahçe yapmamışlar, koca su gürül gürül boşa akıyor'' diye konuşan Duru, köylülerin birkaç kişi tarafından kışkırtıldığını öne sürdü.

''Köylüler kendi kendilerine coşku veriyorlar''

“Kültürümüz gidiyor, deremiz kuruyor, köyümüz kapanıyor” iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Duru, ''Bu proje neden zarar versin ki? Fazla su enerjiye dönüşecek. Bir yılda gelirden yüzde 26 katkı payı, yüzde 22 kurumlar vergisi, yüzde 18 KDV gibi vergileri hesaba kattığımızda yüzde 75’i devlete gidecek. En sonunda da proje devlete teslim edilecek.Köylüler ne valiyi ne kaymakamı ne jandarmayı dinlediler. Kendi kendilerine coşku verdiler. Sürekli korucu olmalarını öne sürüyorlar'' ifadelerini kullandı.

''Kışkırtıcılar'' olarak nitelendirdiği kişilerin fazla korucu kadrosu almaya çalıştığını ve kendisinden para almaya çalıştığını iddia eden Duru, şöyle devam etti:
 

"Hepsi devletten besleniyor. Dedesi, babası, kendisi korucu olanlar var.  En sonunda Sayın Cumhurbaşkanımız bu projeye sahip çıktı. Çünkü bu proje yapılmazsa diğer 13 proje de yarım kalır. Devletin kamulaştırma kararı olmasa devlet ne otoyol yapabilir ne baraj yapabilir ne de hastane yapabilir. Hiçbir kanunsuzluk yok. Tüm kurumlar, EPDK Çevre Bakanlığı, DSİ tüm raporları onayladı ve bitti. Hala şantaj yapmaya çalışıyorlar.  Bir ziraatçi, bir köy çocuğu olarak üzülüyorum. "


HDP: ''Hafıza Merkezi'' kurulsun

Halkların Demokratik Partisi ise HES'lere tümden karşı. Bölgenin HES'le Hasankeyf'le benzer bir son yaşayacağını savunan HDP'liler, 1930 yılında bölgede yaşanan isyanın ardından 15 bin kişinin öldürüldüğüne değinerek alanda HES yerine ''Yüzleşme ve Hafıza Merkezi'' kurulmasını istiyor. HDP'nin bu yönde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunduğu bir kanun teklifi de bulunuyor.


Haber Kaynak : Independet Türkçe


HABERLER