Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Ukrayna ateşi Türkiye’ye de sıçrar mı?

Mehmet Acet, 2. Dünya savaşı sonrasında oluşan modern dünyaya dair algıların değişmesi üzerinden, özellikle de Rusya-Ukrayna geriliminden hareketle, olan bitenin Türkiye’ye yönelik etkilerine dair kaygılarını dile getiriyor.

Rus yazar Anton Çehov’un meşhur oyun kuralını bilirsiniz.

Eğer birinci perde açıldığında duvarda bir tüfek asılı duruyorsa ya da oyunculardan birisinin belinde tabanca görülüyorsa, o tüfek patlamalı, o tabanca kullanılmalı, yoksa seyirci şaşırır.

Birinci perdede hem duvarda asılı olan tüfeği, hem de beldeki tabancayı herkes gördü.

Dileyelim filmin sonu şaşırtıcı olsun.

Karda kışta yollarda kalan İstanbullular dâhil, yakından izleyemeyenler için ABD Başkanı Joe Biden’ın son açıklamasından sizleri haberdar edeyim:

“Rusya, Ukrayna’nın tamamı ya da bunun biraz daha azını işgal etme kararı alırsa, bunun devasa sonuçları olacaktır.”

Mefhum-u muhalifinden bakıldığında bu ifadeler, Biden’ın gaf olarak yansıyan, sonradan kendisinin de düzelttiği ilk açıklamasının yani Rusya’nın Ukrayna’nın küçük bir bölümüne girmesi halinde bunu sorun yapmayacakları şeklinde anlaşılan ilk sözlerinin teyidi anlamına geliyor.

Acaba perde arkasında bir pazarlık yapıldı da Biden bunun sonuçlarını mı ‘ağzından kaçırıyor?’

Yoksa her iki senaryonun da muhtemel sonuçlarına dair bir değerlendirmeden mi ibaret bu sözler?

Diğer taraftan meselenin Ukrayna’nın ‘küçük bir bölümünün’ işgalinden ibaret olmadığını, olmayacağını düşündürten gelişmeler de yaşanıyor.

“Ukrayna krizi dediğimiz şey aslında bir Karadeniz meselesidir” tezini güçlendirecek bir başka haber daha var:

Rusya Savunma Bakanlığı’nın, “20’den fazla savaş gemisinin askeri tatbikat için Karadeniz’e girdiğini” duyurması haberi.

Hemen altını çizelim, böyle bir haber, Türkiye dâhil Karadeniz’e komşu olan bütün ülkeleri çok yakından ilgilendirir.

DÖRT BİR TARAFTA JEOPOLİTİK KIRILMALAR YAŞANIYOR

Hatırlamak gerekirse, Kovid-19 pandemisi dünyaya yayılmadan önce de, çeşitli mahfillerde İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin çatırdamaya başladığına dair ciddi tartışmalar yapılıyordu.

2008 ekonomik krizini, 1929 kriziyle eşleştirerek yorumlayanlar, 2008 sonrasında yaşananlarla birlikte Dünya’nın, 1935/38 arası döneme benzer bir döneme girdiği tezini savunmaya başlamışlardı.

-Avrupa’da yükselen ırkçılık ve neo-ulusalcı hareketlerin büyümesi,

-Bunun bir sonucu olarak İngiltere’nin Brexit’le AB’den ayrılması,

-Yine bunun bir sonucu olarak ABD’de Trump’ın iktidara gelip ülkesinin Avrupa ve Uzakdoğu’ya dönük ‘güvenlik garantilerini’ ciddi ciddi sorgulaması,

-Fransa’da Macron yönetiminin NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söylemesi,

-Rusya’nın, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Çekoslovakya’yı herkesin çaresiz bakışları arasında işgal etmesine benzetilecek şekilde 2014’te Kırım’a girip ilhak etmesi,

-Uzakdoğu’da Kuzey Kore’nin füze demeleri ve Japon-Çin geriliminin artması.

Bu türden gelişmeleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası sistemin çatırdamaya başladığı, taşınamadığı ve Dünya’nın gidişatının İkinci Dünya Savaşı öncesine benzemeye başladığı yönündeki yorumlarla birleştirince bir anlam ifade etmiyor mu?

PANDEMİ DÖNEMİ KIRILAN FAY HATLARINI DAHA BİR BELİRGİN HALE GETİRDİ

Bu saydığımız gelişmelerin tamamı pandemi öncesine aitti.

Peki, pandemi süreciyle birlikte neler oldu?

Belki, ABD’de Kasım 2020’de yapılan seçimleri Trump’ın kaybetmesini böyle bir bağlama oturacak en önemli gelişme olarak ifade edebiliriz.

“America is back/Amerika geri döndü” sloganını dış politikanın ana ekseni haline getirmeye çalışan Biden yönetiminin, henüz bunda başarılı olduğunu söylemek mümkün olmasa da, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan statükoyu korumak için gayret sarf ettiği biliniyor.

Ama nereye kadar?

Öte taraftan Kovid-19 salgının üzerinden iki yıl geçtikten sonra, dünyanın giderek daha tehlikeli bir yönelim içine girdiğine dair yeni veriler de karşımıza çıkmış durumda.

Ukrayna gerilimini 2014’deki Kırım işgalinin, devamındaki Donbass krizinin genişletilmiş yeni versiyonu olarak değerlendirmek pekâlâ mümkün.

Her büyük savaş öncesi alarm zillerinin ilk çaldığı bölge olan Balkanlar, Bosna-Hersek’te derinleşen kriz üzerinden sinyal veriyor.

İkinci Dünya Savaşı öncesi tarafların kapışma alanı olan Ukrayna’daki durum zaten ortada.

Ukrayna ateşi Türkiye’ye sıçrar mı diye soruyoruz.

Özellikle bir Karadeniz savaşına dönüşmesi halinde Türkiye için çok ciddi tehlikeleri beraberinde getirebilir.

Diğer yandan, eş zamanlı olarak Ege’de, özellikle Fransa’nın Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı “vekil savaşçı” olarak kullanmak istediğine dair işaretler artmış durumda.

Zaman, her zamankinden daha fazla uyanık olma zamanı.




Anahtar Kelimeler: Ukrayna ateşi Türkiye’ sıçrar ?