Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türkiye’nin Toplumsal Sorunları: Kısa Bir Giriş

Kadir Canatan Yazdı;

Toplumsal sorunları incelerken nereden başlayacağımız önemli bir sorudur. Ölçek bazında bir değerlendirme yaparsak, bugünün küresel dünyasında bir ülkenin toplumsal sorunları “orta ölçek”te ele alınması gereken sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bundan daha öncelikli olarak ele alınması gereken sorunlar, “makro düzeyde ve küresel ölçekli” sorunlardır. Bu iki ölçek karşısında ise “bölgesel ve yöresel” sorunlar bulunmaktadır.  

İsrailli sosyal bilimci Yuval Nuh Harari, bugüne kadar dünyayı meşgul eden üç temel sorunun günümüzde aşıldığını ileri sürmektedir. Bu üç temel sorun, kıtlık, salgın ve savaşlardır. Bir başka deyişle açlık, hastalık ve şiddettir. Gerçekten dünyamız bu üç sorunun üstesinden geldi mi? Afrika kıtasında açlıktan insanların öldüğünü, dünyanın pek çok yerinde hastalıklardan ve salgınlardan insanların ızdırap çektiğini ve hatta öldüğünü, yine birçok bölgede savaşların sürdüğünü ve buna bağlı olarak göçlerin, sefalet ve istismarın varlığını hesaba katarsak, Harari’nin bu tezine katılmak mümkün değildir. Ama Harari bu sorunları çözdük derken, üst bir dille dünyanın birçok yerinde bu sorunların çözüldüğünü ve çözülebileceğini anlatmak istiyor olmalı. Böyle de düşünülse, Harari’nin o çok satan kitaplarıyla eş bir zamanda patlak veren koronavirüs salgınına tanık olduktan sonra, bu anlamda da bu iddiayı dillendirmek inandırıcı gelmiyor. Şu ana kadar bu salgından ölen insanların sayısı 5 milyonu geçmiştir. Ölenlerin de, en fazla yaşlılar ve dezavantajlı gruplara mensup kişiler olduğu bilinmektedir.

Bu üç temel sorunun Türkiye’deki durumuna bakacak olursak, çıplak anlamda bir açlık sorunu olmasa da büyük bir yoksulluk sorunumuz olduğu bilinmektedir. Yoksullukla ilgili ölçümler 16 milyon ile 26 milyon arasında değişen yoksul bir kitlenin varlığına işaret etmektedir. Dünya Sefalet Endeksi’nde Türkiye 156 ülke içinde 21. sırada yer alıyor. Hastalık ve salgınlarla, tüm dünya ülkeleri gibi biz de mücadele ediyoruz. Koronadan ölen insan sayımız 85 bine yaklaşıyor. Başka hastalıklardan da ölenleri buna eklediğimizde sayı herhalde 100 bini bulur. Savaş ve şiddet ise, Türkiye’de günlük yaşamımızın bir parçası haline geldi. Bir yandan terör kaynaklı şiddet diğer yandan ise kadınlara yönelik şiddet son 20 yılda sürekli konuştuğumuz sorunların başında geliyor. Kaldı ki şiddeti çeşitli formlarıyla düşündüğümüzde, ortada görünenden daha fazla ve derin bir mesele çıkacağı aşikârdır.

Toplumsal sorunları incelerken bir de “ivedi sorunlar” ile “ivedi olmayan sorunlar” arasında bir ayrım yapabiliriz. Son yapılan kamuoyu araştırmalarının birinde Türkiye halkı üç önemli sorunun öncelikli olduğunu belirtiyor. Bunlar sırasıyla ekonomi, küresel salgın ve terördür. Başka araştırmalarda bazen ekonomi ve işsizlik ayrı ayrı belirtilirken, son zamanlarda Türk lirasının değer kaybı ve döviz artışı ön plana çıkmaya başlamıştır. Son sorunların diğer yüzünü doğal olarak pahalılık ve alım gücünün düşmesi oluşturmaktadır.

Bu sorunların hepsi de, dışa bağımlılıkla ilgili olup aynı zamanda küresel sorunların bizdeki izdüşümleri olarak görülebilir. Dövizdeki artış, otomatik olarak bize pahalılık ve yoksullaşma olarak yansıyor. Terör kaynaklı şiddetin dış bağlantıları ve kökleri var. Türkiye bu sorunla seksenli yılların ortasından itibaren boğuşuyor. Kimi zaman sorunun şiddeti azalmış olsa da giderek kangrenleşmiştir. Kadına yönelik şiddetin bize özgü boyutları olsa bile, tüm dünyada kadına şiddet var ve bu küresel bir trend olarak karşımıza çıkıyor. Yine küresel salgın, son üç yıldır tüm dünyanın gündeminde ve aşılarla buna karşı koymaya çalışıyoruz.

Konjonktüre bağlı olarak bazı toplumsal sorunların ağırlığı ve algılanışı değişiyor. Sözgelimi Kürt sorunu uzun zaman ivedi sorunlar arasında görülürken, Ak Parti iktidarının ilk dönemlerindeki açılımlarla birlikte, ivedi bir sorun olmaktan çıkmıştır. Son zamanlarda iktidar partisinin “Kürt sorunu diye bir sorun yoktur” söylemiyle gündemden düşmüştür. Ne var ki Kürt halkı arasında bu sorun tüm sıcaklığını koruyor. Diyebiliriz ki Kürt sorunu ülkesel sıcak gündemden düşmüştür, ancak bölgesel bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Seçimler yaklaşırken yeniden ulusal gündeme gelebilir.

Öncelikli toplumsal sorunlar, önümüzdeki seçimleri ve siyasal söylemleri de etkileyecektir. Bu sorunları ağır bir biçimde deneyimleyen farklı toplumsal kesimler, kendilerine yapılan vaatlere ve önerilen projelere bakarak tercihlerini belirleyeceklerdir. Özellikle ekonomik sorunlar vatandaşın gündeminde birinci sırada yer alacağa benzemektedir ki, bunların başında işsizlik, yoksulluk, pahalılık, enflasyon ve alım gücünün düşmesi gelmektedir. Terör ve salgın sorunları önemli ölçüde kanıksanmış olup vatandaş bu alandaki siyasal yaklaşımları ikinci plana atacaklardır.  

Bir sonraki yazımızda, Türkiye’nin öncelikli ve yeni sorunlarını yakından bakmak istiyoruz. 

 

Kaynak: Farklı Bakış