Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türkiye’de siyaset yapma olgusu ve küreselleşme…

Türkiye’de siyaset, tarihte kalmış, miadı dolmuş siyasal ideolojiler ile yapılmaktadır. Dünya, siyasal düşünce ve politik gelecek üzerine yeni yaklaşımlar geliştirmeye devam etmektedir.

Abdülaziz Tantik yazdı;

Siyaset yapma, belirli bir kültürel geleneğe, sahip olunan dünya görüşüne ve geleceğe dair bir umuda yönelik olmalıdır. Siyaset o zaman kendi sınırları içinde gerekli ve terki mümkün olmayana tekabül eder. Yani sanıldığı gibi siyaset ideolojiden bağımsız değildir. İdeoloji ulus devlet marjı içinde tek olduğu için farklılığı, çoğulluğu kendi içinde taşıdığı için siyaset bu çoğul bakışı içerecek bir duruşa sahip olabilir. Zaten durum tam olarak siyaset açısından budur.

Türkiye’de sağ, sol, ulusalcı, milliyetçi veya İslamcı bakışlar, en temelde modernleşme konusunda ortak bir bakışa sahiptirler. Ulus devletin temsil ettiği de bu modernleşme düşüncesinin eksene alındığı bir üst çatıdır. Kendi içinde farklılıklara sahip olsalar da temelde modernleşme çizgisi; yani bilim, rasyonalite ve teknoloji konusunda hemfikirdirler. Ayrışma noktaları o üst başlık altında alt başlıklardaki farklılıkları işaret eder. Dini düşüncenin önemi veya geri bıraktığı düşüncesi sadece bir alt başlıktır. O yüzden anayasanın ilk dört maddesi tartışılamaz olana tekabül eder. Bu tekabüliyet ortak bir karara dayalıdır. Elbette ki her fikri akımın kendi içinde farklılıklar taşıdığı da aşikârdır. Bu da halkla ilişkiler düzeyinde farklı temsilleri içermekte ve işe yararlılığı dikkate alınmaktadır. Sorun tam olarak burada tebellür etmektedir.

Bu temel gerçekliği dikkate alarak siyasetin gelişim dinamiklerine dikkat edilmelidir. Yoksa siyasetin gelişim seyri yanıltıcı hisler oluşturur. Devletin kendi siyasal refleksi ile siyasal partilerin kendi siyasi refleksi arasındaki fark ve özdeşlik partilerin geleceğini düzenlemektedir. Yoksa Cumhuriyetin kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin bugünkü hali pürmelâlini anlamakta zorlanırız. Ya da Ak Parti’nin yükselişinin altında yatan gerçekliği ve kendisine yönelik her saldırının/darbe girişiminin boşa çıkartılmasının anlamını kavramakta zorlanırız.

Bu arada uluslararası sistem ve bu sistemin banisi olarak kendini gören güçlerin konumları, beklentileri ve geleceğe dair beklentilerinin de ulusal siyasal sisteme etkisi dikkate alınmalıdır. İşte bu yüzden siyasetin bir ittifaklar sistemi olduğu gerçeğini daha dikkatli bir gözle irdelemek önemini artırır.

Bu ülkede var olan partilerin uluslararası bağlantıları, onların ulus devlete ihaneti olarak yorumlanmasının bazı temel ilkelere bağlı olduğu gerçeğini hatırlamalıyız. Şiddet taşıyan her unsurun ulus devlet açısından bir tehdidi oluşturduğu ve bu tehdit durumuna göre tepki oluşturduğunu belirtmeliyiz. Ancak düşünce zemininde kalan her söylemin ve politik arayışların ulus devlet açısından bir tehdit oluşturmadığı gibi yeri geldiğinde kullanıma dâhil edilebileceğini de özgürlük sloganlarının karşılığını işaret eder. Bu yüzden ister ulusal siyaseti, ister uluslar arası siyaseti değerlendirme konusu yaparken, temel parametrelere dikkat kesilmek elzemdir.

Önce tespitler ile devam edelim…

Türkiye’de siyaset, tarihte kalmış, miadı dolmuş siyasal ideolojiler ile yapılmaktadır. Dünya, siyasal düşünce ve politik gelecek üzerine yeni yaklaşımlar geliştirmeye devam etmektedir. Düne dair birçok yaklaşım geride kalmış ve yeni yaklaşımlara kapı aralanmıştır. Bu yeni yaklaşımların filmleri, müzikleri, felsefi yapıları inşa edilmiş ve dolaşıma sokulmuştur. Özellikle çocuklara yönelik çalışmalar öne çıkmakta, oyun, eğlence ve eğitim setlerinde bu yeni yaklaşım öne sürülmektedir. Ama ülkemizde siyaset yapan hiçbir siyasetçi bu konuda yeni bir bakış sunmadığı gibi bir tepkisellik de üretmemektedir. Örneğin, katı ulus ideolojisi tükenmiştir. Kemalizm, özdeşleri gibi tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştır. Ancak hala ülkede çok kullanışlı bir aparat olarak sürekli önümüze çıkarılmakta ve birden fazla siyasi akımı kendinde birleştirmektedir. Bu birleştirme, siyasal bir çıkara mı, yoksa düşünsel bir idealizme mi dayanmaktadır? Bu sorunun cevabı açıktır: elbette ki idealizm belirleyici değil; devletin yeni politik tutumu, eski yapıyı devre dışı tuttuğu için eskinin ideolojik argümanlarını kendilerine siper ederek yeni müttefiklerini gizlemeye yararlı kılmaktadırlar. Benzer bir durum milliyetçi ve İslamcı cenah için geçerli… Her iki akımın genel kodları ile oynanarak onları belirli bir değişime taşıyarak muhafazakâr milliyetçi bir çizgiye ulaştırılmıştır. Aslında her iki akımın kendileri olmaları bağlamında bu ittifak biraz zor olacaktı. Ama her iki akımın geninde mevcut bulunan devletin korunması refleksi, onları değişime tabi kılarak birleşmelerine imkân tanımıştır. Şu anda geçmişte savunulan her tezin yeri yeni bir savunma refleksine bırakılmıştır. Amerikan emperyalizmine karşı duran sol hareketler, uluslararası sistemde kendilerine refik olarak Amerikan devletini görmekte bir beis görmemektedirler.  Sorunu görmenin yolu; mevcut yaklaşımların dışına çıkarak gözlem yapmaya başladığında ancak açığa çıkar…

 Hala sosyal mühendisliğe dayalı politik tutumlar iş görmekte, bu ise halkın ihtiyaçlarını görme yerine siyasal iktidarın ve iktidara dayalı sermayenin öncelenmesini sağlıyor. Devlet denince akla nedense sermaye gelir. Sermayenin akla gelmesi, modernleşmenin kurucu unsurunun sermaye/kapitalistler olması ile ilgili bir gerçekliğe dayanır. O yüzden devlet, politika geliştirirken; eğitim, iktisadi veya güvenlikçi hukuki politikalar sermayenin garantiye alınmasına matuftur. Halk, sadece iktidara yönelirken oyunu almaya matuf verilecek taahhütlere konu edinilir. Bu yüzden sosyal mühendisliği dikkate almadığımız sürece muhalefette iken devlet ve iktidar uygulamalarına yönelik itiraz, iktidara gelindiğinde aynı şekilde devam etmeye mani olmadığı gerçeğini açıklamaz! Bugün muhalefette olanların iktidarın uygulamalarına yönelik itirazlarının iktidar olduğunda ise bir karşılığının olmayacağını gösteren bir durumu işaret eder. Bu yüzden olup bitenin sosyal mühendislikte neye tekabül edeceğini dikkate alarak siyasal söylemleri incelemek asla tekabül eder.

Burada herhangi bir ayrım yapılmamaktadır. İktidar ve muhalefet, siyaset yapma biçimleri açısından hep aynı konumu ihtiva ediyorlar. Belirli farklılıkları iktidara gelebilmenin yöntemlerindeki farka işaret eder. İster, dini bir duyguyu, ister milli bir hissiyatı, ister hümaniter bir bakışı öncelesin veya ırksal bir gönderme taşısın, aynı özelliğe sahiptir. Çünkü bu siyasal arena bütün idealleri bir şekilde çürüten ve devre dışı bırakan bir mühendisliği temel eksen kılmıştır. Bu sadece bu ülkede değil, dünyadaki her ülkede de geçerli olana işarettir.

 Beka vurgusu ve siyasal ontolojik güvenlik vurgusu ise susturma sopası işlevi kazanıyor. Beka vurgusu, siyasal muhayyilenin kalıcı değişimlerde açığa çıkan bir özelliğidir. Bu yüzden beka vurgusu, muhataplarını devre dışı bırakan ve yeni yönelimin meşruiyetini ‘sağlama alma’nın diğer adıdır. Bu yeni yaklaşıma yönelik her eleştiri bir beka sorunu çerçevesinde bir ihanet damgası alarak muhatabı susturur. Bu durum tersinde ise muhalefet için otoriterlik, faşizm, tek kişi diktası adı altında gündeme taşınır. Çünkü güvenlik ve beka sorununa karşı doğru bir söylem ancak özgürlüğün elden gidişine yönelik yapılacak bir vurguya ihtiyaç hissettirir. O yüzden hem iktidar ve hem muhalefet, politik propagandada muhatabı alt etmenin güçlü argümanlarına sahip olma ve gerçeği göz ardı ettirmenin imkânlarını dikkate alarak karşılıklı sataşmalara yönelirler. Bu arada oluşacak çatışma ve ayrışmanın kendisi de sloganlara dönüştürülerek halkın dikkatini kendilerine çekmeye çalışırlar. Bu noktada en önemli şey; bu ikili yapının dışına çıkmayı engellemek ve üçüncü bir seçeneği yok etmeye çalışmaktır. Seksen öncesi ayrışma, seksen sonrasında birleşmeye, doksanlarda farklı bir çatıya kapı aralayarak üçüncü yola imkân tanıdı. Ancak yine sosyal mühendislik faaliyeti ile yeni bir ittifak modeli geliştirildi. İki binlerde ise bu yeni model hayat buldu.  

 Kısmi gerçekliğe dayalı abartılı propaganda ise adalet ve hakkaniyetin gerçekleşmesine engel oluyor. Mevcut durum tartışmaları ise asli gerçeği gündem dışında tutmaktadır. İktidar ve muhalefet kamplaşmaları ise üçüncü bir seçeneği doğmadan etkisizleştiriyor. Durum vahim, hem siyasal açıdan, hem sosyal açıdan ve hem de entelektüel, akademik ve düşünce gelişimi açısından...

Böylece mevcut entelijansiyanın işlevi de açığa çıkmaktadır. Sürekli gündemimizi oluşturan gazeteci, akademisyen, aydın ve entelektüellerin aynı işlevi yerine getirdiklerini söylemek bir abartı sayılmasa gerek! Eğitim kurumları, sivil kurumlar veya iletişim aygıtlarını ele geçirenlere bakıldığında yukarıda söylenenlerin gerçekleştiğini işaret eder. Yani iktidar olan ve devlet desteğini yanına alan her güç, kendi basınını kuruyor. Bu pek değişmiyor. Ve bu basının tek görevi vardır: iktidarın meşruiyet zeminini korumak, halkı iktidarın siyasal alanında tutmaya çalışmaktır. Devlet ise hem iktidarı ve hem muhalefeti dikkate alarak her iki grubu da gözetim altında tutmaya çalışmaktadır. Bu yüzden medyada yer alan sınırlı bir kadronun dışında medya diğerlerine kapalıdır. Buna komplocu mantığı savunan veya gündem dışı tartışmaları yapanlarda dâhildir. Sadece o sihrin etkisinden kurtularak olup bitene bakmak meseleyi anlamak için yeterlidir.

Yeni bir ufka, yeni bir bakışa, yeni bir yönteme, yeni bir düşünce zeminine ve yeni bir teorik çerçeveye ihtiyaç açık. Ancak tam bir ilgisizlik hükümferma…

O yüzden büyük kapatılma olan uluslararası ve ulusal kapatılmayı da içeren bakışa itiraz ile başlangıç yapılabilir. Sunulana değil, daha dikkatli bir gözle her şeye yeniden bakmaya ve sunulanın kimin yararına olacağını dikkatle izlemeli… Atılacak her ekonomik adımın ve siyasal gelişimin asli muhatapları kimlerdir sorusuna ihtiyaç vardır. Çünkü sadece iktidar yanıltmamaktadır, muhalefet de bu yanıltmaya çanak tutmaktadır. İnsan olarak bu duruma itiraz etmeliyiz ki yeniden insanlığımızı keşfedelim, yoksa insan demenin suç olacağı bir vasata doğru süratle gidilerken, hala ortaoyunu gibi rol kasmalar bizi hakikate ve gerçeğe taşımayacaktır.

 Hakikat, ancak kendisine yönelenlere kapısını aralık tutar. Gerçek ise onun üzerine basiretle yönelene kendisini gösterir.

Not: okuyucularımın ve ümmetin Mübarek Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutlar ve esenlikler dilerim. Rabbim bu bayramı insanlığın uyanışına vesile kılsın. Bu dünyanın fani/geçici tabiatını anlayan insanların dirilişine vesile kılsın. Amin…

Kaynak: https://turkish.aawsat.com/