Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türkiye yansın, ABD ısınsın!

ABD, 2014 sonrası desteğini büyük ölçüde Suriye Demokratik Güçleri’ne yönlendirdi ama Türkiye’nin himayesindeki cihatçıları da kullanışlı araç olarak kendi hesabına yazıyor.

Gazeteci yazar Fehim TAŞTEKİN ANALİZ ETTİ...

İktidar Suriye’de cihatçı yığınlarla meşgalesine ha bire ‘milli güvenlik’ kılıfı geçiriyor. Aynı gerekçeyle Fırat’ın doğusunda ABD’ye demediğini bırakmazken Fırat’ın batısında Amerikan çıkarlarına çalışıyor. Amerikalıların hesabında ve gönlünde kalabilmek büyük mesele!
Amerikan Özel Temsilcisi James Jeffrey epey açık sözlü. Şark’ul Evsat’a konuşmuş. Başkan Donald Trump’ın ‘in-çık’larına rağmen Amerikan nizamının Suriye’de ne yapmaya çalıştığını anlatıyor. Türkiye’ye bekçilik rolü biçiyorlar. Buna ‘saha unsuru’ da denebilir.

Amerikan siyasetinin kodlarını epey zamandır yazıp duruyoruz. Suriye’ye biçim verecek dayatmalar için elinde iki koz var: Biri kuzeydoğu ve Tanaf üssündeki Amerikan askeri varlığı; ikincisi dört parçada Türk askeri varlığı.
Bu yolda izlenen Amerikan parolalarını tekrarlarsak:

  • Suriye’yi petrol kaynağı ve tahıl ambarlarından mahrum ederek iktisaden dize getirmek.
  • Yaptırımlarla Suriye’nin ümüğüne binmek.
  • Kürtlerin Şam’la çözüm sürecini sabote etmek.
  • Arapların Şam’la ilişkileri normalleştirmesini ötelemek.
  • İran’ın kollarını kesmek ve Suriye’nin güvenlik denkleminde yer almasına izin vermemek.
  • İsrail’i mutlak surette güvencede tutmak.
  • Rejim değişikliğini, olmazsa tutum değişikliğini garantileyinceye kadar çoklu baskı mekanizmasını sürdürmek.

Mesele bu. Açık, gizemsiz.

***
Şimdi Jeffrey’e dönersek; demecindeki püf noktaları mealen şöyle:

  • Siyasi çözümü kabul edene kadar Suriye’ye yönelik yaptırımlardan geri adım atılmayacak.
  • Rejimi İdlib’den uzak tutmak stratejik bir hedef. Bazıları iki yıl önce muhaliflerin İdlib’deki son kalelerinin dayanmayacağını düşünüyordu ama dayandı.
  • Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) Rus kuvvetleri için doğrudan tehdit oluşturmuyor. Rejimin İdlib’e saldırması için bir neden yok. HTŞ ılımlı ve silahlı muhalefete tehdittir. Türklerin HTŞ ile uğraşmaları memnuniyet verici.
  • Arapların ilişkileri normalleştirmesinin Şam’ı Tahran’dan uzaklaştıracağı düşüncesi çılgınca. BAE, Suriye devletini yeniden tanıdı fakat karşılığında hiçbir şey alamadı. Suriye, Arap Birliği’ne geri dönmemeli.
  • ABD, İsrail’in Suriye’de İran’ı vurmasını destekliyor.
  • Tarımsal üretim ve enerji ürünleri rejimin kontrolünde değil. Esad siyasi bir anlaşmayı kabul etmediği sürece böyle devam edecek.
  • Esad bu yıl veya gelecek yıl başkanlık seçimlerini düzenlerse uluslararası teyit alamaz. Tek çıkar yol seçimlerin BM’nin gözetiminde yapılması.

***
ABD hazirandan itibaren Sezar Yasası ile yaptırım baskısını dayanılmaz boyutlara çıkarmayı planlıyor. Öncesinde Deyr el Zor’daki askeri tahkimatını artırıyor. Geçen hafta Irak’tan 30 askeri araç daha gönderildi. Bir taraftan da Batı-Körfez güdümlü muhaliflerle birlikte hareket eden Suriye Kürt Ulusal Konseyi’ni Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne ortak etmeye çalışıyor. Söylenen o ki bundan murat, ortak Kürt temsiliyeti çıkarmak!
Bu hareketliliğe Şam’da önde gelen şirketlerin varlıklarına vergi denetimi için tedbir konulmasının yarattığı gürültü eşlik ediyor. Esad’ın kuzeni Rami Mahluf’un şirketlerine kesilen 234 milyar Suriye lirası ceza nedeniyle sesini yükseltmesi devrim düşleyenleri epey heyecanlandırdı. Jeffrey de Rus basınında Esad yönetimini iğneleyen yayınlardan dolayı dört köşe olmuşa benziyor. “Aile içinde kavga büyür” de sistem çöker!

Fakat Mahluf bu cenahın Esad’ı vurmak için seçtikleri bir nefret figürü olageldi. Yolsuzluk tartışmasında örnek vakıaydı. Esad kuzeninin üzerine gidiyorsa bu onu halkın nezdinde daha da güçlendirmez mi? Jeffrey’e sormalı.

***
Amerikan hesabına bakılırsa Türkiye, HTŞ’yi zapturapt altına alırsa buraya operasyonun bahanesi kalmaz. ABD’nin dayatmalarının etkisini katlamak için Türkiye’nin İdlib’i kale gibi tutması iş görüyor. Jeffrey sonrası için de Rusya dışında tüm güçlerin Suriye’den çekilmesi gerektiğini söylüyor. Amerikalılar ve Türkler dahil! ‘Nevzuhur Osmanlı’nın düşlerinde kısa devre yaptıracak bir vaat!
Türkiye’nin İdlib’i bir kaleye dönüştürmeye çalıştığı doğrudur fakat burada kümelenen gruplar için ‘muhalifler’ taltifi hayli sırıtıyor. Bu tanım, kirli tezgâhtaki devamlılığı gösteriyor. Malum Barack Obama ‘ılımlı muhalefet’ projesi için “efsane” demiş ve CIA’in ‘eğit-donat’ işini bitirmişti. ABD, 2014 sonrası desteğini büyük ölçüde Suriye Demokratik Güçleri’ne yönlendirdi ama Türkiye’nin himayesindeki cihatçıları da kullanışlı araç olarak kendi hesabına yazıyor. Ne denli muzır olurlarsa olsunlar Türk’ün himayesinde iseler sorun yok. IŞİD’den de türemiş olabilirler, El Kaide’den de. NATO ve CIA’in kullanışlı örgütler havuzunda bunlardan bol ne var!

***

Ama yine de tasavvur edilen kurguda bir sorun var! Hem de büyük. Türkiye, Rusya ile anlaşmanın gereği olarak M-4 yolunun açılmasını temin ederse güvenli şeritten gerisini ABD’nin umduğu gibi Türk’ün gözetiminde bir kaleye dönüştürmüş olacak. Herkes Suriye Milli Ordusu çatısı altında sıralanacak!
Ne var ki TSK’nin Ruslarla ortak devriyeleri Serakıp’tan kalkıp Neyrap’ta çakılıyor. Daha yolun başı. Ta Lazkiye kırsalına kadar gitmeleri gerekiyor. Yolu açma girişimleri nedeniyle HTŞ ile ilk çatışmalar da yaşandı. MİT ve askeri yetkililer ikna etmeye çalışıyor. Kimi? Türkiye’nin de terör örgütleri listesinde yer alan HTŞ’yi. HTŞ’yle kavgalı bıçaklı eski ortakları da Türk’ün atacağı şamar sayesinde İdlib’e yeniden hükmetmek için can atıyor. Bir kısmı Türkiye’nin İdlib planını hararetle desteklerken bir kısmı yolun açılmasını devrim projesinin sonu olarak görüyor.
HTŞ de az değil. Kendine manevra alanı bulmak için Suriye ordusunun kontrolündeki bölgelere ticari geçişler açmaya çalışıyor. Aslında bu bir rant meselesi. M-5’den sonra M-4 de giderse araçlardan kestikleri milyonlarca dolarlık haraçtan olacaklar. Şimdiden iki yerden ticari geçiş noktası kurup kasayı akarsız bırakmamanın çabası içindeler. HTŞ’nin hasımları ise ticari geçişlere isyan ediyor. En az 9 yerde gösteri düzenlediler. HTŞ’nin 2019’da İdlib’de ezdiği örgütler her alanda rövanş peşinde. Türkiye ise hepsini bir çatı altında buluşturma derdinde. Bu kavgada El Kaide’ye bağlı düzinelerce örgüte daha sıra gelmedi.

***
Hır gür içinde Türkiye’nin İdlib’e çeki düzen verme çabası sürüyor. Cihadi örgütlerin keskinleri de Suriye Milli Ordusu’na katılırsa, “İşte size alternatif ordu” denilecek. Ama bu hamur maya tutmuyor, tutmaz da. “Milli” dedikleri örgütler Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Fırat Kalkanı bölgelerinde birbirini yiyor. Ganimet kavgası!

Nisanı mayısa devrederken Ahrar el Şarkiyye ve Ceyş el Şarkiyye, Cerablus’ta 9. Tümen’e saldırdı. Türkiye’nin organize ettiği polis merkezi basıldı, bir araç ateşe verildi. Ahrar el Şam, Cephet el Şamiyye, Ceyş el İslam, Hamza Tugayı ve Sultan Murad da Deyr el Zor menşeli bu iki örgüte savaş açtı. Bu arada El Bab’da Ahrar el Şam ile Hamza Tugayı ‘kaçakçılık’ yüzünden çatıştı. Sukkariye’de Cephet el Şamiyye ile Hamza Tugayı birbirine girdi. Talan edilen Afrin’de kavga bitmiyor. Benzer iç çatışmalar Barış Pınarı ile kontrol edilen Tel Ebyad ve Ras el Ayn’da da başladı. Bunların hepsi milli! Milli Ordu’nun kardeşlik sofrasında ganimet böyle paylaşılıyor! 9 yıldır birbiriyle savaşmayan kalmadı.
Bunlarla yeni Suriye’ye yürüyorlar. Kâbustan bir gelecek hazırlıyorlar.
Jeffrey sırıtıyor, gidişat keyif veriyor!
Amerikan kalbinde taht arayanlarsa pervasız! Hararetle sadece Suriye’nin değil Türkiye’nin de geleceğini yakıyorlar.


Haber Kaynak : Gazete Duvar


Anahtar Kelimeler: Türkiye yansın ısınsın!