Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türkiye ve Azerbaycan: İki devlet bir askerî akıl

EDAM Güvenlik Direktörü Dr. Can Kasapoğlu, Taha Akyol’un sorularını cevapladı.

TAHA AKYOL İLE EĞİSİ DOĞRUSU

Karabağ bölgesinde Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması, Rusya’nın “Kafkas 2020 Tatbikatı”na zaman itibariyle denk düştü. Bu tatbikatın askeri önemi nedir?

Yaklaşık 80,000 personelin icra ettiği tatbikatın konumuz açısından iki önemi var. Birincisi, her ne kadar tatbikatın senaryosunda terörle mücadele gibi hususlar ön plana çıkarılmış olsa da, tatbikatta kullanılan S-400 stratejik SAM sistemleri, Rus Hazar Denizi Filosu’ndan atılan seyir füzeleri, nükleer harp başlığı da taşıyabilen SS-26 İskender balistik füzeleri gibi silahlar, çerçevenin çok daha geniş olduğunu ve hasım devlet ya da devletlerin de senaryoya dahil edildiğini gösteriyor.

İkincisi, Rusya ile Ermenistan arasındaki ittifakı da yansıtacak şekilde, tatbikatın bir bölümü Ermenistan’da gerçekleştirildi. Pek bilinmiyor ancak, iki ülke 2016-2017 döneminde ortak bir askeri birlik dahi teşkil etti. Bu birlik, halihazırda Ermenistan’dan General Tigran Parvanyan tarafından komuta ediliyor ve tatbikatın Ermenistan bölümünü yürüttü.

Tüm bu hususlar, Ermenistan’ın mütecaviz tavrı üzerinde de cesaretlendirici rol oynadı ve Azerbaycan’ı, Bakü’nün zaten bir süredir hazır olduğu karşı taarruza itti. Burada bir adım daha ileri gidip, çok kritik bir soru sormamız gerekiyor. Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’ne ne kadar hakim? Şimdi çok iyi anlaşılmayabilir ama bu sorunun yanıtını ileride, belki de önümüzdeki aylarda mevcut toprak kayıpları sonucu Paşinyan Rus yanlısı generaller tarafından devrildiğinde, daha çok konuşuyor olacağız.

RUS TATBİKATININ ETKİSİ

Ermenistan saldırısının Rus tatbikatıyla zamandaşlığı tesadüf mü? Moskova’nın icazeti olmadan Erivan bu saldırıyı yapabilir mi?

Bu husus düşünüldüğünden daha karmaşık. Erivan, 2020 yazında Tovuz saldırılarından beri gerilimi tırmandırıyordu. Temmuz 2020’de, Azerbaycanlı Tümgeneral Polad Haşimov’u, beraberindeki subaylar ile birlikte, yine bu bölgede şehit ettiler. General Haşimov’un şehadeti, bir çatışma sonucu yaşanan tesadüf de değildi, askeri yetenekler ile icra edilmiş bir suikast diyebiliriz. Sözü edilen şehit general, Nisan 2016 çatışmalarında gösterdiği üstün komuta kabiliyeti nedeniyle madalya ile taltif edilmiş, seçkin bir askerdi. Tovuz da rastgele bir hedef değildi, zira bu alanın, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı gibi faktörlerden dolayı jeopolitik değeri çok yüksek.

Ermenistan, gerilimi yaz boyunca tırmandırdı. Nihayet, Kafkas 2020 tatbikatı sırasında temas hattındaki ihlallerin iki katına çıktığını görüyoruz, Azerbaycan Savunma Bakanlığı kayıtlarından bu eğilimi istatistiki olarak teyit etmek mümkün. Özetle, Ermenistan, Azerbaycan’ı provoke edecek herşeyi yaptı. Ancak, kanımca, beklemedikleri iki şey vardı. Birincisi, karşı taarruzun boyutu… Bakü, düşünülenden daha hazır ve niyetli idi. İkincisi de, Azerbaycan’ın insansız hava araçları konseptlerini bu ölçüde özümsemiş olduğu tahmin edilemedi…

ERMENİSTAN’DA RUS ÜSSÜ

 Rusya ile Ermenistan arasındaki askeri ilişkiler nasıl?

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri’nin Ermenistan’da büyük bir yığınaklanması var. Özellikle 102. Üs etrafında şekillenen bu yığınak, SS-26 İskender balistik füzeleri, Mig-29 savaş uçakları, S-300V stratejik SAM sistemleri gibi önemli silahları da barındırıyor. Kasım 2015’te Türkiye, hava sahasını ihlal eden bir Rus Su-24 savaş uçağını düşürdükten sonra Ermenistan’daki Rus askeri varlığı daha da arttı

Rusya Federasyonu açısından Ermenistan ‘arka bahçenin’ de çok ötesinde. Kremlin’in jeopolitik anlayışında, Ermenistan Rusya’nın egemenliğinin doğal bir devamı kimliğini taşıyor. Bu nedenle, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ile Rusya arasında da ‘özel’ ilişkiler mevcut.

TÜRK-AZERİ İTTİFAKI

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “savunma entegrasyonu”nun, Kakasya’daki dengeler bakımından Erivan ve Moskova’yı rahatsız ettiğini yazdınız. Açar mısınız?

Son çatışmalar bize – ve elbette Ruslar ile Ermenilere – iki şey gösterdi.

Azerbaycan, milyarlarca petro-dolar ile pahalı silahlar alıp Yemen’de kendilerinden çok daha zayıf bir düşmana karşı dahi savaşamayan bir Körfez Arap ülkesi değil. Bakü’nün, muharip yeteneği yüksek bir silahlı kuvvetleri var. Bu yüksek harbe hazırlık kapasitesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri ile işbirliğinin rolü büyük. Ayrıca, Türk 3. Ordusu ile Nahcivan’daki Azerbaycan birlikleri arasındaki ‘organik’ ilişkiler de dikkat çekici. Zira, Nahçivan, Bakü’nün, Ermenistan’ı çok cepheli bir harbe zorlayarak baskı kuracağı, doğrudan Başkent Erivan’ı tehdit edebileceği çok önemli bir jeostratejik değer…

Dahası, Azerbaycan’ın üst düzey performansla silahlı insansız hava aracı (SİHA) kullanımı, Türkiye’den yalnızca silah değil, konsept de transfer ettiğini gösteriyor. Azerbaycan, SİHA’lar ile sistematik olarak düşmanın mobil hava savunma sistemlerininin ve zırhlı platformlarınının imha ediyor, topçu-SİHA entegrasyonu da iyi düzeyde. Ayrıca sözü edilen faaliyetlerden elde edilen görüntülerin birer ‘bilgi harbi’ unsuru olarak düzenli biçimde sosyal medyaya servis ediliyor. Tüm bunlar, Türkiye’nin, 2020 yılı başında Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik Bahar Kalkanı Harekatı’nın özünü teşkil ediyordu. Özetle, Türkiye, Azerbaycan’a sadece silah sistemi değil, askeri birikim aktarıyor. Bu gelişme, milyonlarca dolarlık savunma alımlarından daha kıymetli.

Bu entegrasyon oyun değiştiricidir. Çünkü artık Azerbaycan ve Türkiye, iki devlet-bir millet duygusallığının ötesine geçiyor. Yeni durum, iki devlet-bir askeri akıl formunda özetlenebilir. Türk savunma sanayiinin ivmesi de düşünüldüğünde, ‘iki devlet-bir askeri akıl’, elbette doğru ve gerçekçi yönetilirse, Kafkasya’da ciddi sonuçlar doğurabilir.

PUTİN’İN MESAJI

 Putin, Ermenistan’ı Azerbaycan’a saldırtarak Türkiye’ye de mesaj mı veriyor?

Türkiye’ye değil, ancak, kanımca Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’ne savaşı körükleyecek herşeyi yaptırdıktan sonra, kenara çekilerek Paşinyan’a bir mesaj veriyor. Gerçekte patronun kim olduğu ile ilgili bir mesaj... Burada Rusya açısından tek sorun Paşinyan’ın Batı yanlısı kimliği değil. Bir halk hareketi ile iktidara gelmiş olması. Eski Sovyet coğrafyasında bu tip şeyler, Moskova açısından ‘kötü bir örnek’ teşkil edeceği nedeniyle kabul edilemez.

GENERAL ZAKİR HASANOV

Azerbaycan 1990’larda askeri bakımdan zayıftı. Ermenistan işgaller yapabilmişti. Şimdi güçlü? Nasıl güçlendi?

İlk faktör doğal zenginliklere dayalı yükselen savunma ekonomisi. Ancak daha da önemlisi, Türkiye ile doğal ittifakı ve İsrail ile geliştirdiği stratejik ilişkiler ile doğru bir savunma kapasitesi üretmiş olması. Bilhassa Türkiye ile ittifak, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’ni NATO standartlarına yükseltti. Bir de elbette, Savunma Bakanı General Zakir Hasanov faktörü var.

 İŞGALDEN KURTARMAK

 Azerbaycan bir kısım topraklarını Ermeni işgalinden kurtarabilir mi?

Devam eden harekatın nitelikleri ve ölçeğine bakarak, Nisan 2016’dan daha büyük kazanımlar olacağını söyleyebiliriz. Öte yandan, mevcut kuvvet hazırlama durumu ve daha da önemlisi uluslararası siyasi dengeler, işgal altındaki tüm toprakların tek bir hamle ile geri alınmasının zayıf bir olasılık olduğunu gösteriyor. Burada önemli olan, er ya da geç iş diplomatik zemine taşındığında, haritanın da gözle görülür biçimde değişmiş olması.

Şunu da belirtelim. Azerbaycan, kurtardığı her bir santimetrekare toprak ile, sadece milli haklarını geri almıyor, uluslararası toplumun büyük bir hukuk ayıbını da herkesin yüzüne vuruyor. Zira, devletlerin ülke toprakları ve siyasi sınırları üzerinde kuvvet kullanma ve kuvvet kullanma tehdidi ile değişiklik yapılamayacağı ilkesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen Birleşmiş Milletler sisteminin ve modern uluslararası hukukun en temel ilkesi. Saddam Hüseyin ve Irak, bu ilkeyi ihlal etmenin ve Kuveyt’i işgalin bedelini takdir edersiniz ki çok ağır ödedi. Rusya Federasyonu, birçok yöneticisi ve kurumu ile, hukuksuz Kırım işgalinden sonra Batı tarafından ağır yaptırımlara uğradı.

Şimdi vicdan ve izan sahibi herkese iki somut soru soralım. Birincisi, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini kabul edenler, işgalciye karşı hangi yaptırımda bulundular? İkincisi, tablo tam tersi olsaydı, yani, Azerbaycan Ermenistan topraklarını işgal etse idi, bu ihlal otuz yıl boyunca yanına kar kalır mıydı? Bu iki soru, çifte standarda işaret eden bir hezeyanımız ya da savaşı öven militarist bir ifademiz de değil. Aksine, sağduyulu ve barış yanlısı sorular bunlar... Çünkü, bir ülkenin topraklarının hukuksuz işgaline otuz yıl boyunca göz yumarsanız, uluslararası hukukun gereğini yapmazsanız, işgal altındaki ülkeye savaş dışında bir yol bırakmazsınız.

İSRAİL FAKTÖRÜ

Azerbaycan İsrail’den de silah alıyor. İsrail’in Kafkas dengesinde tavrı ne?

Azerbaycan İsrail’den kamikaze drone olarak da bilinen, anti-radyasyon özellikli Harop taarruzi SİHA’lar ve 300 km menzilli LORA taktik balistik füzeleri dahil olmak üzere birçok oyun-değiştirici silah alıyor. Bu silahlar Azerbaycan envanterinde çok önemli bir role sahip. Harop’ların hem 2016 hem de 2020’de kullanıldığını açık-kaynaklı istihbarat verileri ile biliyoruz. Bu söyleşinin yapıldığı sırada, LORA’nın kullanıldığına ilişkin de, henüz doğrulayamadığımız bazı emareler mevcuttu.

İsrail açısından Azerbaycan önemli, çünkü İran’ı çevrelemenin önemli bir unsuru. İran Türklüğü’nün de doğal merkezi. Ayrıca, İsrail için çok büyük bir silah pazarı potansiyeli.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİSİ

Türkiye’nin genel stratejisi ne olmalı?

Türkiye’nin burada üç temel hedefi olmalı diye değerlendiriyorum; ilk ikisi doğal müttefiki Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını geri alması ve Kafkasya’da Türk milli kapasitesinin Rusya’yı da dengeleyecek şekilde tahkim edilmesi. Üçüncü ve maalesef önümüzdeki dönemde çok konuşacağımız hedef de, Ermenistan’ın bir PKK&YPG terör üssü haline gelmesinin önüne geçilmesi.

Azerbaycan’ın topraklarını geri alması tabiatıyla bir gecede olmayacak. Burada benim daha önce de vurguladığım strateji, Ermenistan açısından işgalin bedelinin tahammül edilemez düzeye çıkarılabilmesi. Ermenistan’da zorunlu askerlik üç yıl, çok sık seferberlik ilanı var ve çok kötü ekonomik durumuna karşı askeri harcamalar yüksek.

Azerbaycan ağır baskı kuran askeri siyasasına devam edebilirse, Türkiye de Rusya’yı dengeleyebilirse, Ermenistan elitinin önünde hukuksuz işgali sürdürmek için tek seçenek ülkeyi koca bir ‘garnizon devletine’ çevirmek olacak. Ermenistan gençleri daha uzun askerlik süreleri ve seferberlik ile yüzleşecek. Askerlik, bir cephe hattında senelerce yaşamak anlamına gelecek. Ermenistan vergi mükellefleri ağır savunma harcamaları baskısı altında kalacaklar. Ve en önemlisi, ‘garnizon devletinde’ demokrasiden de söz edilemeyecek. Tüm bu faktörler, orta vadede, Ermenistan kamuoyuna işgalin sürdürülemez olduğunu dikte edecek ya da en azından ülkede bu yönde siyasal eğilimleri teşvik edebilecektir. Elbette, Nisan 2016, Eylül-Ekim 2020 tarzı geniş çaplı yıpratma harekatları ile bu siyasanın desteklenmesi ve her seferinde de toprak alınması gerekiyor. Tüm bunlar yapılırken de, Türkiye’nin, bir yandan Azerbaycan’ı desteklerken diğer yandan da diplomasiyi tamamen dışlamayan bir tavır göstermesi elzem.

İkinci temel hedef için, Türkiye – Azerbaycan ittifakını kurumsallaştırmak ve daha vizyoner hale getirmek lazım. Örneğin, insansız sistemlerin getirilerini sahada gördük. O halde, neden artık iki ülkenin ilgili devlet teşkilatları, bilim kurumları ve iş dünyaları tarafından desteklenen robotik harp teknolojisi araştırmaları, yapay zekanın savunma uygulamaları gibi yüksek bütçeli, prestijli araştırma fonlarından söz etmeyelim? Neden ortak bir savunma teknolojileri enstitüsü kurulmasın?

Sonuncu hedef, yani Ermenistan’ın bir PKK & YPG terör üssü haline gelmesinin önlenmesi – ki zaten böyle bir potansiyel halihazırda var – maalesef önümüzdeki dönemde daha da ön plana çıkabilir. Erivan ve PKK ortaklığı, bilhassa Türk 3. Ordu sorumluluk sahasını baskılamak için bu yola tevessül edebilir. Ayrıca, Azerbaycan kritik ulusal altyapısının hedef alınması da tehditler arasında olacaktır. Yeni bir Hafız Esad Suriyesi vakası ile karşılaşmamak için gerekli baskıyı daha en başından kurmakta yarar var diye değerlendiriyorum.

DR. CAN KASAPOĞLU KİMDİR?

Dr. Can Kasapoğlu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Derneği’nin (EDAM) güvenlik ve savunma programı direktörü. Ayrıca, Berlin’de bulunan Alman düşünce kuruluşu SWP’de araştırmacı olarak görev yapıyor. Yüksek lisansını Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü’nden, Doktora derecesini Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden aldı. NATO Savunma Koleji’nde, Tallinn’de NATO Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi’nde akademik çalışmalarda bulundu. İsrail’de BESA Center’da, Fransa’da FRS bünyesinde görev yaptı. Askeri bilimler ve stratejik meselelere ilişkin birçok yayını var.


Haber Kaynak : Karar Haber


Anahtar Kelimeler: Türkiye Azerbaycan: devlet askerî

HABERLER