YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türkiye-Rusya Arasında Asimetrik İlişki ve Bağımlılık

Altınbaş Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Tolga Demiryol “Asimetrik karşılıklı bağımlılığın en önemli sonucu aktörlere dış politikada farklı büyüklükte hareket alanları tanımlaması” diyor.

Yakın dönem Türkiye-Rusya ilişkileri tartışılırken sıkça karşılaştığımız bir kavram “asimetrik karşılıklı bağımlılık”. Peki, karşılıklı bağımlılık nedir ve bağımlılığın asimetrik olduğunu nasıl anlarız?

Asimetrik ilişkilerin en görünür olduğu alanlardan biri dış ticaret dengesi. Geçtiğimiz yıl Türkiye Rusya’ya yaklaşık 3,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiş ve karşılığında 22 milyar dolarlık ithalat yapmış. Ticaret hacminin yıllık ortalama 2,9 milyar dolar olduğu 1992-2000 döneminde Türkiye için ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60 iken, ortalama ticaret hacminin (doğal gaz etkisiyle) 20 milyar doların üzerinde seyrettiği 2000 yılı sonrasında bu oran yüzde 20’lere düşüyor. Türkiye’nin doğal gaz tedarikinde Rusya’ya bağımlılık oranı (2018’de yüzde 47) da asimetri tartışmalarının bir diğer temel unsuru. Türkiye’nin doğal gaz faturasının dış ticaret açığındaki payına ek olarak, Rusya’nın enerji kaynaklarını dış politikada bir “silah” olarak kullanma sicilinin kabarık olması, bağımlılık tartışmalarını farklı bir boyuta taşıyor.

Türkiye’nin dış ticaret açığı ve doğal gaz ithalat bağımlılığı rakamları kuşkusuz çarpıcı ancak bu tür makro veriler ekonomik asimetriyi ve bunun dış politika çıktılarını analiz etmek için tek başına yeterli değil. Bu yazıda, Türkiye-Rusya ilişkilerinde asimetrik karşılıklı bağımlılık olgusunu ve bunun siyasi ilişkilere nasıl yansıdığını yeniden düşünmeye çalışacağım.

ÇIKIŞ MALİYETİ KAVRAMI

En basit anlamıyla karşılıklı bağımlılık, aksaması ya da kesilmesi her iki taraf için de maliyetli bir ilişki biçimi olarak tanımlanabilir. Söz konusu maliyetler ticaretin ürettiği refahın kaybından petrol gibi stratejik malların arzındaki kesilmenin neden olacağı güvenlik zafiyetine kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebilir. Asimetri kavramının temelinde ise karşılıklı bağımlılık ilişkisinin değişmesi hâlinde oluşacak maliyetin taraflar arasında eşit dağılmayacağı varsayımı yer almaktadır. Buna göre, aktörlerin karşılıklı bağımlılıktan çıkış maliyetleri arasındaki fark asimetrinin derecesini belirler.

Türkiye ve Rusya’nın karşılıklı bağımlılıktan çıkış maliyetleri nasıl farklılaşıyor? Bu soruya yanıt ararken öncelikle dış ticaret açığını sektörel seviyede incelemekte yarar var. Türkiye’nin Rusya’dan ithalatının büyük bölümünün doğal gaz olduğunu vurgulamıştık. Mevcut doğal gaz alım-satım sözleşmeleri koşullarında Türkiye için Rusya ile karşılıklı bağımlılıktan çıkış maliyeti yüksek. Buna karşılık Türkiye’nin Rusya’ya ihracat kalemlerinin (tarım ürünleri, makine ve cihazlar, tekstil vb.) hiçbirinde Türkiye’nin birincil tedarikçi konumunda olmadığını ve gerekli olduğu hâllerde (2015 uçak krizinde olduğu gibi) Rusya’nın alternatifler yaratabildiğini görüyoruz. Bu, Rusya için göreli düşük bir çıkış maliyetine işaret ediyor. Türkiye Gazprom’un ikinci büyük müşterisi olmasına rağmen, Rusya’nın toplam enerji ihracat gelirinde Türkiye’nin payının sınırlı (yaklaşık yüzde 12) olması, ibrenin Rusya’dan yana olduğunun bir diğer göstergesi.

Bu tabloya Türkiye’nin son dönem savunma sanayii alımları ve Rusya kaynaklı turizm gelirleri de eklendiğinde, karşılıklı bağımlılık ilişkisinde Rusya’nın avantajlı konumu belirginleşiyor.

Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI) verilerine göre, 2000-2019 yıllarında Türkiye Rusya’dan toplam 312 milyon dolar değerinde savunma sanayii alımında bulunmuş, ki bu, ilgili dönemde Türkiye’nin toplam savunma sanayii ithalatının sadece yüzde 2’sine denk geliyor. Ancak Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini teslim almasıyla bu durum değişti. 2,5 milyar dolar olarak ifade edilen faturasına ek olarak S-400’ün Türkiye’nin envanterine girmesi Türkiye savunma endüstrisi ile Rusya’nınki arasında yeni bir bağ kurmuş oldu. Son olarak Türkiye’ye Rusya’dan turist girişi (2019’da 7 milyon kişi) Türkiye için önemli bir gelir kaynağı olduğu kadar, söz konusu turist hareketleri Kremlin tarafından kontrol edilebildiği ölçüde asimetrik ilişkinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, bütün bunlar neden önemli? Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik bağımlılığın asimetrik olması siyasi dengeleri nasıl etkiler? Ankara ve Moskova’nın son dönemde iyiden iyiye farklılaşan bölgesel çıkarları ve özellikle İdlib sonrası gelinen nokta dikkate alındığında, asimetrik karşılıklı bağımlılığın olası stratejik yansımaları önem kazanıyor.

BAĞIMLILIK KOŞULLARINDA İŞBİRLİĞİ

Karşılıklı bağımlılık ile siyasi işbirliği/çatışma arasındaki nedensellik bağlamında Türkiye-Rusya ilişkileri açıklanmaya muhtaç bir vaka olarak karşımıza çıkıyor. Girişte vurgulandığı üzere, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin kapsamı genişledikçe asimetri de artıyor. Aynı zamanda, 2002-2009 döneminde siyasi ilişkilerin “çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık” seviyesine kadar ilerlediğini ve hatta kimi çevrelerde stratejik ortaklık vizyonunun dillendirildiğini biliyoruz. Suriye savaşıyla birlikte ipler gerilse de, işbirliğinin pragmatik bir seviyede işlerliğini koruduğu da ortada. Asimetrik karşılıklı bağımlılık koşulları altında siyasi işbirliğinin varlığı nasıl açıklanabilir? Bu bağlamda, karşılıklı bağımlılık-siyasi işbirliği nedenselliğini şekillendiren iki ara değişkenin altını çizmek istiyorum: Karşılıklı bağımlılık algısı ve bağımlılığın taraflarca yönetilme biçimi. Bu iki faktöre bağlı olarak, karşılıklı bağımlılığın siyasi etkileri farklılaşacaktır.

Türkiye’de karar alıcılar seviyesinde karşılıklı bağımlılığa yönelik olumlu bir yaklaşımın tarihsel olarak ön planda olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, karşılıklı bağımlılığa yönelik tehdit algısının değişmez olmadığını da vurgulamak gerekir. 24 Kasım 2015 tarihinde Türkiye-Suriye sınırında bir Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından Ankara ile Kremlin arasında yaşananlar asimetriye yönelik tehdit algısının kısa bir sürede değişebileceğinin bir göstergesi. Bilindiği üzere Rusya bu dönemde Türkiye’ye yönelik kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. Domatesten turizme uzanan bu yaptırımlardan doğal gaz hemen hiç etkilenmemişti. Burada dikkate çeken husus Kremlin’in Ankara’ya karşı enerji kozunu oynamamasına rağmen Türkiye kamuoyunda “Rusya gazı keser mi?” konusunun hararetle tartışılmasıydı. Son kertede uçak krizi ile birlikte Türkiye’nin Rus gazına bağımlılık seviyesi değişmemiş ancak bu bağımlılığın getirdiği kırılganlığa yönelik siyasi algı ani bir dönüşüme uğramıştır.

KOMPARTIMANLAŞTIRMA

Karşılıklı bağımlılığın siyasi süreçlere etkisini şekillendiren bir diğer faktör ise tarafların asimetriden kaynaklanan riskleri nasıl yönettikleridir. Bu konuda son dönem akademik tartışmalarda öne çıkan kavram kompartımanlaştırma (compartmentalization) olmuştur. En basit tanımıyla kompartımanlaştırma, ekonomi ve siyaset alanlarını birbirinden ayrı tutmayı ve siyasi çatışmaların ekonomik işbirliğine sirayet etmesini engellemeyi amaçlar. İkili siyasi ilişkilerin zirvede olduğu dönemlerde bile Türkiye ve Rusya arasında bölgesel çıkar çatışmaları eksik olmadı. 2008 Gürcistan Savaşı’ndan Ukrayna ve Suriye’ye kadar pek çok önemli meselede Ankara ve Kremlin karşı cephelerde yer aldılar. Söz konusu çatışmaların diğer alanlardaki işbirliğini olumsuz etkilememesi konusunda Ankara ve Kremlin’in göstermiş olduğu çaba kompartımanlaştırma politikasının etkin bir şekilde işlediğinin bir göstergesi olarak yorumlanmıştır.

Asimetriyi sadece dış ticaret açığı ya da enerjinin dış politikada bir silah olarak kullanılması olarak düşünmek güç ilişkilerinin büyük bölümünün gözden kaçırılmasına neden olur. Çıkış maliyetlerinin farklılaşması üzerinden tanımlandığında asimetrik karşılıklı bağımlılığın en önemli sonucu, aktörlere dış politikada farklı büyüklükte hareket alanları ve tercih kümeleri tanımlamasıdır. Daha az bağımlı konumdaki aktör geniş bir yelpazeden politika seçebilirken, bağımlılıktan çıkış maliyetleri yüksek taraf ideal tercih noktasından uzak politikalara mahkûm olacaktır.

KİMDİR?

Doktora derecesini University of Virginia’da tamamlamış olan Tolga Demiryol’un Türk dış politikası, enerji siyaseti ve karşılıklı bağımlılık konularında yayınları vardır. 2018-2019 döneminde Princeton Institute for International and Regional Studies’de Fung Global Fellow olarak çalışmalar yapan Demiryol’un son dönem araştırmaları uluslararası düzenin dönüşümü üzerinedir. Tolga Demiryol, Altınbaş Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi ve Enerji ve Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi direktörü olarak görev yapmaktadır.

Haber Kaynak : Karar Haber