Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Türk ve Kürt siyasi ilişkilerinde medya: Davutoğlu ve Babacan medyası nasıl olmalı? (1)

Saîdê Kurdî’nin tabiri ile “medyanın şükrünü ifa etmek, bir nimet olduğunu idrak etmek” bu nimeti, küfranı nimete dönüştürmemektir.

Hüseyin Siyabend Aytemur Independent Türkçe için yazdı.

Uzun zaman önce dikkat çektiğim gibi, yine gelişmelerin gösterdiği bu minvalde aynı konuya dikkat çekmek istiyorum.

Tarihe ilgi duyan, tarihsel hafızayı sık sık yardıma çağıran biri olarak, bazen yeni bir simanın tesisi için tarihin sayfalarına dönüp bakmaya gerek olmayabilir.

Tarih, bazen sorun ve engel oluşturduğu gibi nefret, kin ve husumetin kaynaklarının uyanmasına neden olur ve insan toplulukları arasındaki doğal ilişkilerin gelişmesine de engel olabilir.

Tarihsel tecrübeyi her zaman göz önünde bulundurmak birlikte, insan, sadece fidandan ağaç olmaya dek olan yolu kat eden bir ağaç olmayıp, kimi zaman hiçten her şeye ulaşan, kimi zaman her şeyden hiçe düşen ve hayatı iniş ve çıkışlarla dolu olan bir varlıktır. Sonsuz şekilde değişebilen bir varlıktır.

Tarihe takılmak bu bakımdan muhatapların birbirlerini “öldürülmüş, kalınmış, duraklatılmış” bir pozisyonda konumlanmasına neden olabilir.

İnsanın bu mahiyeti, benim açımdan başlı başına bir konferans konusudur, filozofların, aydın ve âlimlerin öngörülerinde başarısız oldukları nokta, insanı bir ağaç gibi, fidandan ağaç olmaya dönük statik bir pozisyonda görmeleridir.

Özellikle de Ortadoğu milletleri arasındaki kültürel, siyasi ve iktisadi ilişkilerin güçlendirilmesinden bahsedildiğinde, bu prensip siyaset ve medya içinde geçerlidir.

Bilindiği gibi Ortadoğu, geçmiş birkaç yüzyıl boyunca, sürekli olarak savaş, husumet, nefret, kanlı kavga ve birbirini ortadan kaldırma çabasının olduğu bir sahaydı.

Devletlerin, yabancıların ve bölgesel imparatorluğun çıkarı, savaşın ve saldırının, hatta milletlerin ve bölge kültürünün de bu husumet, kaos ve bölgedeki aşırılıkta rolü olmuştur.  

Buradan hareketle, Ortadoğu milletleri arasında insani, yeni, aydınlık ve çok yararlı bir ilişkinin kurulması için çaba göstermek ya da milletler arasında diyalog, ilişki köprüsü ve birbirini anlamaya yönelik ilişkilerin kurulması yönündeki her uğraşı için iyi olan, tarihin derinliklerine çok bakmamaktır.

Bunun için belki modern ve yakın tarihe dönüp bakmak yeterli olabilir.

Burada da, iyi olan, dar bir çerçeve ve ideolojilerin gözüyle daha az hareket etmektir.

Burada, gelişen olaylara hoşgörü ruhu ve olumlu bir söylemle yaklaşmalı ve güven dolu bir geleceğin kurulmasına daha çok yoğunlaşmalıyız. 

Yani bu konuda ki başlıca amacı KRG ile Türkiye ilişkileri karşısında genel bir perspektif sunmaktır, başlangıçta göz önünde bulunması için modern tarihe ya da tam olarak söylemek gerekirse 1990-2008 yılları arasında Kürtler ve Türkler arasındaki yeni ilişkilere çabuk ve kısaca göz atmaya çalışacağım.

Bu aşama şimdiye kadar tarih olmadı; ama eğer tarih olmuşsa da yeni ve modern bir tarihtir. 

Medya

Medya, her ne kadar da kuvvetler sıralamasında önemli bir yere sahip olsa da Ortadoğu’nun çoğu ülkesinde bazen yürütme yetkisi yasama yetkisinin önüne geçer. Aynı şekilde medya bazen yürütme yetkisinden sonra gelir. 

Her ne kadar medyanın bu ağırlığı hür ve özgür siyasi sistemde kabul edilmiyorsa da, ancak hakikatte ister istemez böyle bir şey meydana geliyor ya da meydana gelmiştir. 

Burada, medyanın rolü iyi ve kötü durumların her ikisi üzerinde de daha etkili bir şekilde ortaya çıkıyor.

Bunun içindir ki medyaya verilen önemin, şimdi var olan önemden daha fazla olması gerekiyor.

Çünkü bir medya kurumu -eğer isterse- iki taraf arasındaki ilişkileri iyi ya da daha iyi yapabilir. Aynı şekilde, bu ilişkileri kötü ya da daha kötü de yapabilir.

Saîdê Kurdî’nin tabiri ile “medyanın şükrünü ifa etmek, bir nimet olduğunu idrak etmek” bu nimeti, küfranı nimete dönüştürmemektir.  

Medyayı; “kudret, yalan, mübalağa, cerbeze” merkezli değil, “hak, insaf, edep, doğruların” ifade edildiği bir kuvvetler noktasına değinelim.

Medya geniş bir dünyadır. Meydanın büyüklüğü, önceden olduğu gibi sadece gazetecilik dünyası değil belki ajans, haber şebeke ağları, gazetecilik, elektronik ortamdaki gazetecilik, radyo ve televizyon yayını ve uydudan yayın yapan kanallar şeklinde geniş bir dünya olmasındandır.

Zaman açısından da medya savaşı, askeri ve ekonomik savaşın öncesinde yer aldığı gibi, çok defa bu savaşların tamamlanmasından sonra da dolaylı olarak bu savaş devam etmiştir. 

Medyanın etkisi sonucunda ortaya çıkan izler günlük olarak görülmeye bilir. Çünkü her gündem, bir köşeden ya da bir şekilde yönelmek istediği şeye yönelik olarak söyler, yazar ve gösterir.

Sonuçta da bu yönde içte bir kamuoyu meydana getirir. Dolayısıyla hem kamuda hem de kendine özgü kamusal alan oluşturma etkisine sahiptir.  

Bir diğer taraftandan da bütün bu günlük yönelimin karşısındaki tarafları toplar ve onlar için yorum yapar. Çok defa da diyalog masasında onlara değinir.  

Türk ve Kürt siyasi ilişkilerinde medya

Ortadoğu bölgesi çok eski zamanlardan beri sıcak bir savaş ve çatışma bölgesi olduğu gibi her açıklama, yazı, hikâye, tarihi bir drama ve hatta ulusal ve dini bir marş karşısında da hassas bir bölge olmuştur.

Bu noktadan hareketle ülkeler, huzur ve barışın yerleşmesi adına medyayı siyasi, ekonomik ve dini... alanlar içinde Ortadoğu'nun bu karekteristik özelliğini gösteriyor.

Siyasi faaliyetlerin yerelleştirilmesi çok zor bir iştir. Çok defa Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) ve Türkiye Başkanları arasındaki karşılıklı ziyaret ya da bir karşılama ile ilgili bir haberin yazımının bu her iki tarafla ilişkisi vardır.

Ancak bazen haberin kendisi bazen de haberin yayımlandığı zaman ve yer, üçüncü bir tarafı etkiler ve ilişkilerde de herhangi bir ilerleme kaydedilmez. 

Burada, medya alanında çalışanlar için dikkatli bir seçim ve değerlendirme yapılmalı. Çünkü genel olarak medya ve özel olarak da siyasi medya çalışanların denendiği bir meydan değildir.

Çünkü medyada hata yapmak, bir halkın, bir ülkenin ve bir liderin geleceğini tehlikeye sokar.

Buradan da medya ve dış siyaset arasındaki ilişkinin doğası zamanın değişmesine bağlı olarak değişir.

Ki, gerçekte zamanın değişmesi de bazı çıkarların değiştiğini ortaya çıkarır. 

Ancak ikisi arasındaki önem ve strateji şu:

Bugün medya ile dış siyaset arasındaki ilişkilerin şekli konusunda ortaya çıkan gerekçeleri göz önünde bulundurmalı: 

Dış siyasetin aşamaları: Dış siyasetin kompozisyonu aşması, siyasi karar süreci aşaması ve siyasi kararın uygulanması aşaması.

İç siyasetin uluslararası organizasyonlar yoluyla dış ve uluslararası düzeye nakli (iç güçler arasındaki koordinasyonun ön sonucudur.)

Çünkü dışa dönük çalışma uluslararası çerçevede resmi olan bir faaliyettir. 

Bölgenin huzurunun korunması

Bunda da, görüşlerin yakınlaştırılması için medya alanında Kürt ve Türk medyasının koordinasyona ihtiyacımız olacak.  

(Hatırlatma: Mesela Anadolu Ajansı’nın IKB/Hewler’de bulunması önemli bir avantaj oluşturuyordu. Ve IKB hükümeti tarafından Anadolu Ajansı'na herhangi bir kısıtlama ve yaptırım uygulandı mı? HAYIR)  

Bu görüş açıları şunlardan ibarettir:

  1. Bölge üzerindeki gerçek tehdidin bilinmesi ve tanıtılması.
     
  2. Bu tehditle mücadelenin keyfiyeti konusunda bir çoğunluğa ulaşmak. 
     
  3. Ülkelerimiz ve dâhili istikrarımız üzerindeki gerçek tehdit. 
     
  4. Barışın kararlılığı için koordinasyonun ve yardımlaşmanın arttırılması. 
     
  5. Medya alanında ortak bir bilgi merkezinin kurulması.


Bir sonraki makalemizde konumuza devam edeceğiz. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.


Haber Kaynak : Independet Türkçe


HABERLER