Terörün dini, imanı?

Sait Alioğlu´nun Yeni Zelanda katliamı üzerinden kaleme aldığı yazı...

 

?Dayé behna sév é té?(*)

16 Mart 2019 Cuma günü, bir Pasifik ülkesi olan Yeni Zelanda´da, Christchurch Kasabasında bulunan iki camiye saldırı düzenleyip cami cemaatinden 50 Müslüman´ın katleden aşırı sağcı ?muhtemelen dindar da değildi- bir Avustralyalının, katliam gerçekleştirdi gün, aynı zamanda bundan tam otuz yıl önce, 1988´in 16 Mart günü, Irak diktatörü Saddam´ın askerleri tarafından, Kürdistan´ın güneyinde bulunan Halepçe´de binlerce Müslüman Kürt´te kimyasal silahlarla katledilmişlerdi.

O katliam, Saddam´ın modern anlamda elde ettiği ırkçı/ulusalcı Arapçılık formu adına, sol düşünce temelli Baasçılığa dayanılarak işlenmişti. Keza baba Esed´inde devr-i iktidarında yaptığı üzere oğul Esed´inde 2011´den buyana, birçok yerel, bölgesel ve küresel güçlerin yardımıyla Suriye genelinde işlediği katliamlarda, aynı niyet, düşünce ve formu içerisinde Baasçılık adına yapılıyordu. Ki burada, birçok aynılığa rağmen, belirgin bir mezhepçilik de vardı?

Yani, biri din, biri mezhep, diğeri de, en son örneğini Yeni Zelanda´da yaşadığımız türden, sözde elden çıkmaması düşünülen, kendi bütünlüğü içerisinde ?anlamlı´ gibi duran, ama kendisi gibi aynı inanca sahip olmadıkları halde, ?İnsanlar ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşindir.?(**) esprisine zıtlık içerecek oranda, kendisi gibi insan olan, ama aynı zamanda her şeyden ziyade birçok farklılığı bulunanlara karşı düşmanca hamsene tutumlarını, giderek ferdi cinayetlere, katliamlara kadar vardırabiliyordu.

Kendilerini, ya bulundukları makam, mevki, koltuk, içerisinde yaşadığı debdebeli hayatı, ya da Brenton Tarrant örneğinde olduğu üzere, yaşadığı, sadece kendisine aitmiş olarak gördüğü toprak parçaları nda, dünyanın her daim olagelen gidişatından dolayı başka dinlere, inançlara ve değerlere sahip insanların varlığını kendi varlığına karşı zararlı ve giderek tehlikeli gören aşırı sağcı ?hatta örneği olduğu üzere ateiste vardı- faşist Batılının, Avrupalı´nın, Amerikalı´nın vb. bozulan(!) düzeni söz konusu olduysa, katliam da kalıcı bir çare olarak düşünülebiliyordu!

Uzmanların dediklerine göre, insanlık tarihinin dünden bugüne sadece iki yüz küsur yıllık, kısa mı kısa bir dilimini istisna kıldığımızda, koca insanlık tarihinin hep savaşlarla, kırımlarla ve katliamlarla geçtiği ifadesi pek de yabana atılacak gibi durmuyordu.

Bu kavgaların, savaşların ve katliamların, görünürde ?sebep-sonuç´ ilişkisi içerisinde, çoğu da birbiri ile bağlantılı gerekçelerle izah edilebilecek oranda dini bir temeli vardı. Ki buna en önemli ve de Kur´ani örnek, Hz. Âdem´in iki oğlundan biri olan Kabil´in, kardeşi Habil´i, o da Allah´ın aralarında vermiş olduğu ?ilahi´ kararı tanımamasından kaynaklanan inadı ve küfrü idi...

Kısacası, ta o günden bugüne, ya kendi yaratılışını beğenmeme, ya da tam tersi olarak, birçok konuda yekdiğerinden hiçbir farkı olmadığı halde, insanların, toplumların, Yahudi inancında olduğu üzere sözde ?dini üstünlük´ gibi gereksiz sebeplerle, insanların karşı tarafa, ?öteki´ne karşı tavırlar takındığı, kavgaya tutuştuğu, savaşlar çıkardığı ve aynı zamanda da katliamlar yaptığı, acı bir gerçek olarak karşımızda duruyordu.

Geçmişe, kişiden kişiye, aileden aileye karşı işlene gelen cinayetlerden farklı olarak, yine tarih boyunca toplumların, devletlerin içerisinde bulundukları savaşlar ve katliamlar, bugün terör olarak tanımlanmaktaydı.

Adına terör denilen şey, salt Batılıya karşı kazara bir Müslümandan gelmiş ise, düpedüz terör olarak, hemde İslami terör olarak tanımlanıp, zihinlere öyle işleniyor ve algı operasyonlarıyla küreselleştiriliyordu. Birde, ?demircinin hınk deyicisi´ kabilinden, kendi Doğulu, ama zihni Batılı, daha doğrusu zihnini Batıya endeksleyen, ona kiralayan, bu haliyle de içimizde Batı adına Truva atı görevini üstlenmiş bulunan garpzedeler de İslami(!) terörün varlığını arttırma gayreti içerisinde bulunuyorlardı: temeli Batı´ya dayanan birçok kavramın ve süfli ideolojinin de etkisiyle?

Bu duruma, ancak ve ancak ?Batıcı söylem ve sömürgeci mantık? diyebilir  ve yaşadğımız hayatın hemen her alanında izine bolca rastlayabilirdik; demokratlık, feministlik, köhnemiş olmasına rağmen çeşitli mahfillerce ?yeniden´ allanıp pullanan bilumun sol düşünce vs. türevleri şeklinde özetlenebilirdi.

Tamam, temeli günümüz seküler Batı dünyasına dayanan birçok kavramın, olgunun terörle bir ilgisi olmayabilirdi, ama Yeni Zelanda´da gerçekleştirilen katliama yönelik olarak ekşi sözlük´te kendi imdi, ama aptalca, ahmakça ve düşmanca paylaşımda bulunan zevatın, hal-i pürmelâli, aslında klasik ve modern Batı düşünce, anlayış ve kavrayışını da ele vermekteydi?

Yine tamam, din adına terör olmazdı, olamazdı, ki olmamalıydı, ama böyle bir şey kazara Müslümandan gelmiş olsa idi, adı hemencecik ?İslami terör´oluyordu, ama en son yaşanan Yeni Zelanda katliamı üzerinden Batılı liderlerin açıklamalarına bakıldığında, bu işi yapanlar kendilerinden olunca, terörün adı ?Hıristiyan terör´ olmuyor, katil, olsa olsa deli, yani maczup oluyordu. Delinin de aklı olmadığından dolayı hukuk açısından yargılanması da kendiliğinden sakıt oluyordu.

Kısacası, onların ki, delilik meczupluk, bizimkisi ise terörün ta kendisi idi.

Bununla birlikte, bizde Batılı değerlere sahip ?aşırı sağcı´ bir cenah ve bir örgüt olmayınca, onun yerine ikame etmek için, içimizde Batının Truva atı olarak koşturulan, koşan PKKvari sol terör örgütlerin işlediği cinayetler, katliamlar onlar, yani onların efendisi konumunda olan Batılılar için düpedüz bir hak arama yolu olarak kabul görüyordu.

Biz Allah´a güvenip Hakk´a sığınarak ve insaflı davranarak, onlar gibi davranıp, sözde onlar adına yapılan terör hadiselerini ?dini terör, Hıristiyan terör´ olarak tanımlamayacaktık, ama onlar bize yönelik ?İslami, ya da Müslüman terör´ demeye devam edeceklerdi.

Gerçi, kendileri büyük oranda, dini anlamda Hıristiyan olmayıp, neo pagandılar, yani modern/çağdaş putçu idiler. Bizimle onların arasında, ancak ve ancak Allah´ın Kur´aletn´da ?Ehl-i Kitab? olarak tanımladı ve kendi bağlamında Allah´ın adı zikredildiğinde kalbi O´nu anan ve  ?Ehl-i kitap içinde, Allah´a iman ettikleri gibi, Hakkı tazim ederek hem size hem de kendilerine indirilen kitaba inananlar da vardır. Onlar Allah´ın âyetlerini, değersiz bir menfaat karşılığında satmazlar. İşte Rabbi nezdinde mükâfatları olanlar onlardır. Muhakkak ki Allah hesabı pek çabuk görür.? (Al-i İmran, 3/199) ilahi mesajına muhatap olanlar bizce muhatap alınacak grubu oluştururdu.

Geri kalanı ise modern pagandı,ama biz adalet vasfı gereği herkese karşı olduğu üzere, onlara karşı da adil olmak ve öylece davranmak zorunda idik. Ki onlar bu inceliği anlamaktan yoksun olsalar da?

Merhamet duygumuz körelmesin, kinimizi din yapmayalım, ama bilinçli, dirençli, adil ve merhametli olalım?

__________________

 

(*)?Anne (havada) elma kokusu var!? ya da ?havadan elma kokusu alıyorum? ?

 

(**)Hz. Ali

 

 

 

Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


Anahtar Kelimeler: Terörün dini imanı

HABERLER