Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Tarihte Bugün... 5 Ağustos 1945... Fransa’nın Cezayir İşgali ve Soykırımı

1830 yılında işgal ettiği Cezayir topraklarını tam 132 yıl boyunca sömüren ve insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından birini gerçekleştiren Fransa, Cezayir'in 1954 yılında bağımsızlık mücadelesinin başlatılması üzerine 1,5 milyon insanı katletti.

1830 yılında işgal ettiği Cezayir topraklarını tam 132 yıl boyunca sömüren ve insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından birini gerçekleştiren Fransa, Cezayir'in 1954 yılında bağımsızlık mücadelesinin başlatılması üzerine 1,5 milyon insanı katletti. Cezayir'in tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarını gasp ederek zenginleşen Fransa, 1962 yılında bu topraklardan ayrılırken geriye 132 yıllık işgal sürecinde katlettiği 5 milyon masum insan ve harap olmuş bir ülke bıraktı. Bağımsızlık kazanıldığında 2 milyon insan toplama kamplarında bulunuyordu, yarım milyon insan komşu ülkelere sığınmıştı, ekonomi çökmüştü ve halkın % 80'i okuma-yazma bilmiyordu.

Yer                   :Cezayir

Tarih                :1830-1960

Fail                   :Fransa

Ölü Sayısı        :8 Yıllık Bağımsızlık Savaşında 1.5, 132 Yıllık İşgal Sürecinde 5 Milyon İnsan

132 Yıllık İşgal ve Soykırım                                       

Osmanlı Hâkimiyetinden Fransız İşgaline

1514 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Cezayir, üç yüz yıl barış ve huzur içinde yaşadıktan sonra, sömürgeci güçlerin dünyanın dört bir yanında sürdürdükleri işgal hareketinde Fransa tarafından 1830 yılında işgal edildi. Bu tarihten itibaren 1962 yılına kadar devam eden sömürge döneminde Cezayir halkı sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan yok edilmeye çalışıldı. 19. yüzyılın başlarından itibaren Cezayir'i sömürgeleştirmek için fırsat kollayan Fransa, aradığı bahaneyi 1827 yılında buldu. Cezayirli Dayı Hüseyin Paşa'nın, bir görüşme esnasında Fransa'nın Cezayir Konsolosu General De Faulle'e elindeki yelpazeyle vurarak kovmasını, ülkesinin şahs-ı manevisine yapılmış bir hakaret kabul eden Fransa, Cezayir'i denizden kuşattı ve üç yıl süren çatışmaların ardından 5 Temmuz 1830'da Cezayir Limanı'na asker çıkardı. Kısa bir süre sonra da Osmanlı bayrakları indirilerek yerlerine Fransız bayrakları asıldı. Fransa bu süreçte bazı bölgeleri kolayca ele geçirirken, bazılarında ise direnişle karşılaştı ve uzun yıllar devam eden çatışmalar yaşandı.

1830 yılından itibaren Fransa'nın kendi iç işlerindeki sıkıntılar ve Cezayir topraklarındaki direniş nedeniyle ağır ilerleyen işgal, özellikle Osmanlı'nın bölgedeki hâkimiyetinin sona ermesinden sonra öne çıkan ve Fransız işgal kuvvetlerine karşı direnişi yöneten Emir Abdülkadir ve Emir Ahmed'in mücadelesi sebebiyle uzun yıllar tamamlanamadı. Emir Abdülkadir'in 1847 yılında Fransız güçleri tarafından ele geçirilmesinden sonra, Cezayir'deki direniş de neredeyse tamamen son buldu. Bu tarihten sonra işgali ülke çapına yayan Fransa 1857 yılında tüm Cezayir'in kontrolünü ele geçirdi. Yaklaşık 30 yıl süren bu çatışmalarda pek çok yerleşim birimi yok edilirken binlerce masum sivil de acımasızca katledildi.

'Arap Büroları' ve 'Yerli Kanunu' ile Yönetilen Cezayir

Fransa Cezayir'i 1830-1870 yılları arasında 'Arap Büroları' adı verilen teşkilatla, halkı baskı altında tutarak Fransa'nın sömürgeci politikalarını uygulamaya koyan askerî bir idare ile yönetti. Daha sonra Cezayir, Paris'teki İçişleri Bakanlığı'na bağlandı. Askerî idarenin kalkmasının ardından 1871'de 200'e yakın kabile ülkenin tamamına yayılan bir isyan hareketi başlattı. 1881'de Sidi Şeyh liderliğinde kabileler ayaklandılar. İşgalci Fransa bu isyan hareketlerini kanla ve şiddetle bastırma yoluna gitti. 1884'te bastırılabilen isyanlar esnasında yine yerli sivil halktan binlerce kişi öldürüldü. Bu süreçte yargı organları lağvedildi, zaten işlemeyen temel hak ve hürriyetler tamamen yürürlükten kaldırıldı ve 'Yerli Kanunu' (Code de L'indigenat) adı verilen zulüm kanunları resmî olarak yürürlüğe koyuldu. 1919 yılına kadar devam eden bu süreçte Fransızlar çoğunluğu Fransız kökenli Avrupalı göçmenler lehine gelişecek bir toplumsal yapı kurmak için çalıştılar. Sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlardaki tüm gelişmeler Cezayir halkının aleyhine gelişti. Bu sebeple halkın bir kısmı çareyi Cezayir'den ayrılmakta buldu. Bu şekilde vatanlarından ayrılanların sayısı 20. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde yarım milyona ulaştı.1

Bağımsızlık Hareketinin İlk Nüveleri

Fransa'nın sömürge politikalarından iyice bunalan Cezayir halkı, 1. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, 1919'da millî bağımsızlık hareketinin ilk nüvelerini verdi. İşgalin ilk yıllarında Fransızlara karşı başarılı bir mücadele veren Emir Abdülkadir'in torunu Emir Halid'in öncülüğünde 1920 yılında kurulan 'Jeune Afrique' teşkilatı, hak ve özgürlükler konusunda eşitliğin sağlanması, İslami kimliğin yeniden kazandırılması, halkın seçimlere katılabilmesi ve Fransa parlamentosuna temsilci gönderebilmesi için mücadele etti; ancak Emir Halid'in 1923 yılında Cezayir'den sürgün edilmesi ile hareket dağıldı. Ancak bu hareket daha sonra sürdürülecek bağımsızlık mücadelesi için atılan önemli bir adım oldu.

1926 yılında Mesalî el-Hâc'ın başkanlığında kurulan ve Cezayir halkının taleplerini dile getiren 'Necmetü Şimali İfrıkiyye' de faaliyetlerine ancak üç yıl devam edebildi ve 1929 yılında kapatıldı. Onun yerine aynı yıl kurulan 'el-İttiahadü'l-Vatan li-Müslimi Şimali İfrıkiyye', 1937 yılında 'Hizbü'ş-Şabi'l Cezairi'ye dönüştü fakat bu parti de İkinci Dünya Savaşı sırasında dağıldı.

1920'li ve 30'lu yıllarda mücadele veren benzer hareketlerin en önemlisi, hiç kuşkusuz, aynı zamanda 'Cemiyetü'l-Ulemai'l-Müslimin'in de kurucusu ve başkanı olan Abdülhamid b. Badis'in başlattığı güçlü harekettir. Ülke çapında kabul gören ve oldukça etkili olan bu hareket, Badis'in 1940 yılındaki vefatı nedeniyle sonuçsuz kalmışsa da, Cezayir halkının uyanışında Abdullah Bin Badis'in yanı sıra, eserleri ve düşünceleriyle Malik Bin Nebi'nin büyük katkısı olmuştur.

Bu süreçte daha ılımlı bir çizgide yer alan Ferhad Abbas, 28 Müslüman temsilci ile birlikte imzaladığı 'Beyanü'l-Cezairi' (Cezayir Bildirisi) ile Cezayir halkının Avrupalı azınlıklar karşısında eşit haklara sahip olması ve temel hak ve hürriyetlerin iade edilmesi noktasında önemli rol oynadı. 1946'da 'İttihadü Ensari'l-Beyani'l-Cezairi'yi kuran Ferhad Abbas, bu süreçte etkili oldu

Setif ve Guelma Katliamı

Fransa, İkinci Dünya Savaşı sırasında, diğer sömürgeleri gibi Cezayirli on binlerce insanı da zorla cephelere sürdü ve hiçbir alakalarının olmadığı bir savaşta on binlerce Cezayirli hayatını kaybetti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Cezayir halkında giderek daha baskın biçimde hissedilmeye başlayan bağımsızlık düşüncesi, Fransa'nın savaştan büyük yaralar da alması sebebiyle gün yüzüne çıktı. 8 Mayıs 1945'te, Fransa yüzünden içine sürüklendikleri İkinci Dünya Savaşı'nın bitişini kutlayan Cezayir halkının, 'Müslümanlar Uyanın!' pankartları ve Cezayir bayrakları taşıması üzerine, Fransız sömürge güçleri yine şiddete başvurdu. 8 Mayıs 1945'te gerçekleşen Setif ve Guelma Katliamı'nda, halkın üzerine ateş açıldı ve 45 bin kişi katledildi. Bu katliam sırasında Fransız kuvvetleri, savaş uçakları ve tank gibi ağır silahlar kullandı. Önceleri ölü sayısının 1.500 olduğunu iddia eden Fransa, katliamın boyutlarının netleşmeye başlaması üzerine rakamı 20 bine kadar arttırdı. Bu katliam sırasında Fransız askerler dışında, Fransa'nın Afrika kıtasındaki sömürgelerinden topladığı kıta yerlisi Fransa askerleri de yer aldı.

Günlerce devam eden bu katliam sırasında, Fransız sömürge kuvvetleri tarafından oluşturulan 'İnfaz Timleri', insanları toplu halde kurşuna dizdi ve katledilen binlerce insan bizzat halka kazdırılan toplu mezarlara atıldı. İkinci Dünya Savaşı boyunca Almanya'ya karşı Fransa kuvvetlerinin safında savaşmak zorunda bırakılan Cezayirliler, savaşın bittiği gün başlayan bu katliamla 'ödüllerini' almış oldular. Aralarında bağımsızlık mücadelesinin önemli isimlerinden Mesali el-Hac'ın da bulunduğu binlerce kişi de tutuklanarak hapse atıldı, siyasi örgütler kapatıldı. Bu olaylar halkın öfkesinin artmasını ve bağımsızlık mücadelesinin hızlanmasını sağladı.2

Milli Mücadele ve Bağımsızlığa Giden Yol

Fransa'nın 1948 yılında Marshall Planı'nı kabul etmesi ve bir yıl sonra da NATO'ya üye olması Cezayir'deki şartları daha da kötüleştirdi. Özellikle ABD şirketlerinin Cezayir'de petrol ve diğer yeraltı kaynaklarını arama yetkisi almasıyla birlikte ülkede Amerikan sermayesi artmaya başladı. Bir taraftan Fransa'dan ithal edilen mallar nedeniyle zorlanan yerli ekonomi, ABD'nin bölgeye el atmasıyla birlikte iyice çıkmaza girdi.

Fransa'nın Cezayir'den vazgeçmeyeceğini ortaya koyan politikalarını devam ettirmesi üzerine halk 1954 sonlarında silahlı mücadeleye başladı. Bu tarihten itibaren farklı örgütlerle, farklı isimlerin önderliğinde ülke sathına yayılarak devam eden bağımsızlık mücadelesi 1962 yılına kadar devam etti. Bu süreç, Fransız sömürge güçlerinin barbarca uygulamalarına ve 1,5 milyon insanın ölümüne sebep oldu. Halkın silahlı mücadele başlatması üzerine Ağustos 1955'te olağanüstü hal ilan eden Fransa, bölgeye yüzbinlerce asker yığdı ve tam bir tecrit uyguladı. Tüm dünyada Fransa'nın yaptığı soykırım halklar nezdinde büyük tepkiyle karşılanırken, devletler nezdinde Fransa ile ilişkilerini bozmak istemeyen pek çok ülke Cezayir'de yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti. Hava, kara ve deniz sahasını kontrol ederek, 2000'li yıllarda İsrail'in Gazze'de uyguladığı ablukaya benzer bir politika izleyen Fransa, Cezayir'e temel ihtiyaç malzemelerinin girmesine dahi izin vermedi. Fransa bütün bu acımasız uygulamalarını hayata geçirirken kendi askeri kuvvetlerinin yanı sıra NATO birliklerini de kullandı. Ayrıca Vietnam'da görev alan Fransız paraşütçüler bölgeye sevk edildi ve bütün Cezayir kana bulandı; binlerce insan uçaklardan aşağıya atılarak katledildi. Tarihin pek az döneminde görülen bu vahşi uygulamalarla, Fransa'nın Cezayir topraklarındaki bağımsızlık mücadelesini engellemek adına giriştiği soykırım sürecinde sadece birkaç yıl içinde 1,5 milyon insan hayatını kaybetti.

Fransa, Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesini önceleri küçümsedi ve direnişçileri 'bir avuç asi' olarak tanımladı. Ancak bağımsızlık mücadelesinin başarılı sonuçlar alması üzerine, 1955 yılında 200 bin olan Cezayir'deki Fransız askeri sayısı, birkaç yıl sonra 800 bine kadar çıktı. Bağımsızlık mücadelesinin sürdüğü yıllarda Fransa, silahlı mücadele sürdüren direnişçilerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle yüzlerce köyü bombaladı, on binlerce insanı toplama kamplarına mahkûm etti. Bu kamplarda binlerce insan hayatını kaybederken yüzbinlerce insan canını kurtarmak için Fas ve Tunus'a göç etmek zorunda kaldı. Fransa, Cezayir'in Fas ve Tunus ile bağlantısını kesmek için sınırlara mayın döşedi. Bu mayınların sayısının 3 milyon civarında olduğu bilinmektedir.

1.5 Milyon Cana Malolan Bağımsızlık

Cezayir direnişinin ileri gelenleri 19 Eylül 1958'de Kahire'de yaptıkları toplantıda Cezayir Cumhuriyeti'ni ilan ettiler ve Ferhad Abbas'ın başkanlığında geçici bir hükümet kurdular. 1962'de ülkenin bağımsızlığını kazandığı tarihe kadar önce Kahire'de ardından Tunus'ta faaliyetlerini sürdüren geçici hükümet, Avrupa ülkeleri ve NATO üyeleri tarafından tanınmadı.

1960'lı yılların başından itibaren Afrika'daki klasik sömürge sistemi işlevini hızla yitirmeye başladı. 2. Dünya Savaşı sonrasında çöken Avrupa ekonomisi, sömürgeleri taşıyamaz hale geldi. Bu durumda Fransa, İngiltere gibi ülkeler, Afrika'daki sömürgelerinin siyasal bağımsızlığını tanıyıp yerlerine kendi politikalarını sürdürebilecekleri kukla yönetimler bırakmanın tek çıkar yol olduğuna kanaat getirdiler. Fransa'nın Cezayir'deki politikası da bu tarihten sonra bu doğrultuda devam etti. Zaten uzunca bir süredir Fransa halkının önemli bir kısmı da Cezayir'de sürdürülen politikalardan şikâyet ediyor ve ülke yönetiminin karşısında yer alıyordu.

Fransa, 1960 yılında Cezayirli yetkililerle görüşmeyi kabul etti; ancak ilk görüşmeler sonuçsuz kaldı. Fransa, bir süre sonra yeniden masaya oturdu. Görüşmelerin yeniden başlamasının ardından, Cezayir'deki Fransız göçmenler tarafından kurulan Gizli Ordu Örgütü (Organisation Armée Secréte- OAS) sivil halka yönelik acımasız eylemlere başladı ve pek çok masum insanı katletti. İki taraf arasında yapılan görüşmelerin ardından 18 Mart 1962'de imzalanan Evianles-Bains Antlaşması'na göre Fransa, Cezayir'de yapılacak referandumdan bağımsızlık yolunda bir görüş çıkması halinde bunu kabul edeceğini deklare etti. Antlaşma, sömürge döneminde Cezayir'e gelerek yerleşen Avrupalı göçmenlere de, isterlerse 3 yıl içinde bu ülkenin vatandaşlığına geçme hakkı veriyor ve dini ve kültürel haklarını güvence altına alıyordu. 1 Temmuz 1962'de yapılan referandumda halkın %91'i bağımsızlık yönünde görüş bildirdi. Böylece 132 yıl süren Fransa işgali, milyonlarca insanın hayatına malolan bir mücadeleyle sona ermiş oldu.

İşgalin Ardından: Harap Olmuş Bir Ülke!

Cezayir 1962'de imzalanan Evian Antlaşması ile Afrika'da bağımsızlığını savaşarak kazanan tek ülke oldu. Ancak 132 yıl süren sömürge dönemi ve 7,5 yıl süren savaş geriye harap bir ülke bırakmıştı. Fransa 132 yıl süren işgal sürecinde 5,7.5 yıl süren bu soykırım sürecinde de yaklaşık 1,5 milyon insanı acımasızca katletti. Ölü sayısının bu kadar korkunç boyutlara ulaşmasında kitlelerin hedef seçilmiş olması etkili oldu. Fransa, Cezayir nüfusunun artmasını engellemek için katliamlarda özellikle çocukları ve genç kadın ve erkekleri hedef alıyordu. Bu sebeple, normal şartlarda 70-80 milyon civarında olması gereken Cezayir nüfusu bugün 35 milyon civarındadır. Bağımsızlık kazanıldığında 2 milyon insan toplama kamplarında bulunuyordu, yarım milyon Cezayirli de komşu ülkelere sığınmıştı. 2 milyon kişi işsizdi, açık ve hastalık ülkeyi kasıp kavuruyordu.

Bu gelişmelerden hoşnut olmayan ve onlarca yıldır ülkenin her türlü imkanlarından faydalanan Avrupalı göçmenlerin hızlı bir şekilde başta Fransa olmak üzere Avrupa'daki ülkelerine geri dönmesi üzerine, ülkede ciddi bir kaos yaşandı. Sömürge döneminde yerli halkın eğitim imkânlarının elinden alınması ve cahil bir toplumun oluşturulması sebebiyle, sömürge döneminde göçmenlerin sürdürdüğü pek çok idârî görev sahipsiz kaldı ve üretim yapılan fabrikalar işlemez hale geldi. Böylece zaten uzun yıllar devam eden sömürge yönetimi sebebiyle ekonomik olarak da talan edilmiş olan Cezayir'de yaşamın normale dönmesi uzun yıllar alacaktı.

Devamı >>>




HABERLER