Tarihimize Şaşı Bakıyoruz, Bu Sebeple de İyi-Kötü Ayrımında Zorluklar Yaşıyor Olabiliriz..

Fehmi KORU'NUN Analizi; Alfa Yayınları şu yakınlarda ilk kez 1944 yılında üç cilt halinde yayınlanmış olan Mithat Cemal Kuntay’ın Namık Kemal ile ilgili kitabını yeniden ve tek cilt halinde fikir dünyamıza kazandırdı.

Genç tanışlarla konuşurken, bulunduğumuz yere yakın bir mahallede oturduğunu bildiğim bir tarihçiyi ve onun değerli bir kitabını andım. Yazarla aynı mahallede oturan genç tanış kitabı da tarihçinin adını da duymamıştı, ama kitabın konusu hakkında konuşabilecek genişlikte bir bilgiye sahipti. Kitaba konu teşkil eden tarihi şahsiyeti sağdan-soldan çekiştiren pek çok ayrıntıyı birbiri ardına sıraladı.

Çoğumuz genellikle o gencin durumundayız. Tarihimizle ilgili bilgilere sahibiz; ancak biraz sıkıştırıldığımızda o bilgilerimizin gerçeklerle ne kadar uyum içerisinde olduğunu bilmediğimizi itiraf edecek duruma geliyoruz.

Konuştuğum genç bunu yapacak kadar kendine güvenen ve insaflı biriydi.

Bu konu üzerinde ne zaman düşünsem tarihe yaklaşımımızın genellikle magazinel tarzda olduğu zihnimden geçiveriyor. Hiçbir işimize yaramayacak, herhangi bir somut değer taşımayan pek çok ayrıntıyı hatırlayabiliyoruz; ancak işte o kadar. 

Zihnimizde bazı şablonlar var. Kimi tarihi şahsiyetler için ‘iyi’ bazıları için ise ‘kötü’ damgasını vurmakta hiç zorlanmıyoruz. Hakkında hazır görüşe sahip olduğumuz o tarihi şahsiyetin yaşadığı dönemin şartlarını, üstlendiği görevi yerine getirirken hangi kısıtlamalara tabi olduğunu hesaba katmıyoruz. 

Överken de, yererken de şablonlarımız var.

Sultan 2. Abdülhamit böyle bir şahsiyet. Kimimiz onu ‘Ulu Hakan’ olarak biliyor ve üzerine toz kondurulmasını kabullenemiyoruz. Kimimiz ise adını duymaya bile tahammül edemiyoruz Sultan Abdülhamit’in…

Osmanlı’ya genel bakışta da böyle hazırlop değerlendirmeler revaçta.

Tanzimat’a ve onun arkasındaki güç olan Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’ya da bakışlar genellikle şaşıdır. Kimi için ‘Büyük’ sıfatıyla anılacak biridir Reşit Paşa, kimimiz ise onu bir başka ülkenin ajanı görme yanlısıyızdır.

Alfa Yayınları şu yakınlarda ilk kez 1944 yılında üç cilt halinde yayınlanmış olan Mithat Cemal Kuntay’ın Namık Kemal ile ilgili kitabını yeniden ve tek cilt halinde fikir dünyamıza kazandırdı. ‘Vatan’ sözcüğünü dilimize kazandıran, edebiyatın hemen her dalında verdiği eserler yanında gününde ileri düzeyde gazetecilik de yapmış olan bir şahsiyettir Namık Kemal.

Mithat Cemal kitabıyla onu hem bir tarihi şahsiyet hem de içimizden biri olarak tanıtıyor.

Kitabın daha başlarında Namık Kemal’in (1840-1888) yetiştiği dönem anlatılırken beni çok şaşırtan şu paragrafla karşılaştım:

Zaten çocuğun (Namık Kemal’i kast ediyor) şansı olsaydı Reşit Paşa yaşardı. Kitapçısı Cevdet Hoca’yı ‘Kısas-ı Enbiya’ naşiri (yazarı) yapan; kâtip Şinasi Efendi’yi Avrupa’ya göndererek edebiyat inkılapçılığına çıkaran; hafız Şefik Efendi’yi ‘Frenkçe öğren’ deyip muasır bir Mithat Paşa yapan; memur Âli Efendi’yi, hekim Fuad Efendi’yi ellerinden tutup kendi oturduğu yere oturtan Reşit Paşa.” 

Yukarıdaki paragrafı bir kez daha okuyun lütfen ve orada geçen isimlerin kim olduğunu tahmin etmeye çalışın.

Mithat Cemal işimizi kolaylaştırmak için bu sayfaya bir dipnot koymuş, oradan öğrendiğimi aktarıyorum:

‘Kitapçı Cevdet Hoca’ dediği Mecelle ile ismi özdeşleşen o dönemin en önemli hukukçusu, bürokratı ve tarihçisi olan Ahmet Cevdet Paşa’dır (1822-1895). Meğer henüz ‘Paşa’ unvanı almadığı gençlik döneminde kitapçılık yaparmış Cevdet Hoca ve Reşit Paşa onun elinden tutarak önünü açmış. 

Gazeteciliğin piri de sayılan şair-yazar Şinasi (1822-1871) sıradan bir bürokratken, birinin tavassutuyla kendisiyle tanışan Reşit Paşa bilgisi görgüsü artsın diye onu Avrupa’ya göndermiş. Şinasi o sayede Şinasi olmuş. 

Bütün tartışılan yönlerine rağmen yine de tarihimizin önemli şahsiyetlerinden sayılan Mithat Paşa (1822-1883) meğer on yaşındayken hafız olmuş; onu da eğitimini ilerletme konusunda Reşit Paşa yönlendirmiş. 

Kendisinin erken sayılacak bir yaşta (58 yaşında) vefatından sonra sadrazamlık makamına gelecek olan Âli Paşa (1814-1871) ile Fuat Paşa’yı (1814-1869) da yetiştiren yine Reşit Paşa’ymış… 

Reşit Paşa’nın vefatından sonra başkent İstanbul’a geldiği için Namık Kemal’i şanssız kabul ediyor Mithat Cemal; böyle bir istidat onun eline geçseydi Namık Kemal’in daha da önemli biri olabileceğini ileri sürüyor.

Çok önemsedim bu kısa paragrafta çizilen Mustafa Reşit Paşa portresini.

Galiba tarihimize şablonlardan kurtularak yeniden bakmak şart.

ΩΩΩΩ

Haber Kaynak : Ocak Medya


HABERLER