SUDANLI ZENCİ MUSA

Milli Gazete'den Mustafa Kaya, zamanında Osmanlı istihbarat örgütü olarak kurulan Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli elemanı ve Mehmed Âkif'in hakkında şiir yazdığı Zenci Musa'yı değerlendiren yazısı...

Bu coğrafyada acı-tatlı birçok ilginç yaşanmışlıklar, şahsiyetler var. Hangi taşı kaldırsanız, hangi yeri ziyaret etseniz bunlara bolca rastlayabilirsiniz. Bazen hüzün, bazen ibret, bazen de sevinç dolu bu hikâyeleri duymak, dinlemek, okumak insana içinde bulunduğu şartları unutturuverir. Bu işittikleriniz sizi alır bir yerlere götürür ama götürdüğü yerden geri gelmeniz de oldukça zor olur. İşte böylesine önemli ve tarihi isimlerden birisi de Sudanlı Zenci Musa’dır. Osmanlı’nın en zorlu günlerini yaşadığı bir dönemde Girit’te dünyaya gelmiş ama Kahire’de büyümüştür. Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu Kuşçubaşı Eşref ile Libya’da tanışması hayatını değiştirmiş ve o andan itibaren Kuşçubaşı neredeyse, o da peşinden ayrılmamıştır. Onun emir eri olmuştur. İri yapısı, uzun boyu ile herkesin rahatlıkla tanıyabileceği fiziki özelliklere sahiptir. İstiklal şairi Mehmet Akif bile, “Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa / İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir / Ve Peygamber bu sayede göğe tırmanabilir” diye hakkında şiir kaleme almıştır.

Musa aslında Kuşçubaşı ile beraber olmayı seçerek zora talip olmuştur. Çünkü Eşref gözünü budaktan esirgemeyen bir asker ve vatanperverdir. Bir bakarsınız Balkanlar’da, Çanakkale’de, Yemen’de, Trablusgarp’ta, Kudüs’te bir de bakarsınız ki Arabistan çöllerinde devletin, milletin içinde bulunduğu durumdan çıkabilmesi için canhıraş mücadele edenlerdendir.

Musa yine böyle önemli ve riskli bir görev için Kuşçubaşı’yla Arabistan’a doğru yola çıkar. Çünkü Yemen’de Tevfik Paşa komutasındaki birlikler zor durumdadır. Bir taraftan kuşatmalar, diğer taraftan imkânsızlıklar iyice bastırmıştır ve bir an önce desteğe ihtiyaçları vardır. İstanbul’dan yola çıkarılan üç yüz bin altının ivedilikle onlara ulaştırılması gerekmektedir. Kuşçubaşı ve himayesindeki askerler yolda İngilizleri ve isyancı Bedevileri geçemez ve esir düşerler. İşte tam da bu sırada Zenci Musa ortaya çıkar. Nasıl yaptıysa altınları bir şekilde kaçırarak Yemen’e ulaştırır. Ancak kader birliği yaptığı, tanıştığı andan itibaren bir an bile yanından ayrılmadığı Kuşçubaşı ile yolları dünya hayatında bir daha kesişmeyecektir. Bu son görüşmeleri olmuştur.

Günler gelir, günler geçer. Kuşçubaşı Malta’da sürgündeyken, Musa Anadolu’ya dönmüş, bu sefer de milli mücadelede boy göstermeye başlamıştır. Ancak ne parası, ne de başını sokabilecek bir yeri vardır. Zordadır ama bunun ne bilinmesini ister, ne de kimseye minnet eder. Tanınan bir kişilik olduğu için kahramanlıklarını bilen kimi üst düzey zevat ona yardım etmek ister. Emekli maaşı alması için ona kefil olabileceklerini söylerler. Musa’nın verdiği cevap bugün bile herkese ders olabilecek niteliktedir. Onlara “ben bu fakir milletten emekli maaşı alamam” diye cevap verir. Bu sefer de Karaköy Gümrüğü’nde kâhya olması için araya girenler olur. Musa burada da kumaşının kalitesini ortaya koyar ve “Siz kâhyalığı yaşlı bir Müslüman’a verin. Ben hamallık yaparım” der. Tabi hem gümrükte, hem de hamal olunca Anadolu’ya silah kaçırmaların içinde Musa yine başroldedir.

İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Harrington bir gün gümrükte gezerken ününü önceden duyduğu Zenci Musa’yı görür ve kendisine birlikte çalışmayı teklif eder. Teklifin altı doludur. Harrington, kendisine hayatında göremeyeceği maddi imkânları sağlayacaklarını söyler. Musa’nın cevabı ise; “Herkese her teklif yapılır mı? Bu onursuzluğu ben nasıl kabul ederim? Benim devletim Osmanlı’dır. Bayrağım ay yıldızlı bayraktır. Komutanım Eşref Bey’dir. Bu iş daha bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek” şeklinde net ve serttir. Zorluklarla dolu yaşamının sonlarına doğru Musa vereme yakalanır. Üsküdar’da bulunan Özbekler Tekkesi’ne yerleşir ve orada vefat eder. Bavulunda bulunanlar ise sadece Kur’an-ı Kerim, Osmanlı haritası, Eşref Bey’in fotoğrafı ve kefen bezidir. Kuşçubaşı Eşref yoldaşı, can dostu Zenci Musa’nın vefat haberini aldığında, “Ben Malta’dan kurtulup, Milli Mücadele’nin bayrağını açanlardan biri olmak şerefine mazhar olduğum günlerde, Musa o benim Arap’ım, veremden ölmüş” diye duyduğu acıyı dile getirmiştir.

Aradan bir asır geçti ama Zenci Musa’nın hikâyesi hâlâ canlı. Musa yaptıklarıyla yaşamaya, anlatılmaya devam ediyor. Peki, Zenci Musa ve onun gibi isimsiz kahramanların kendilerinden geçerek bizlere bıraktıkları bu topraklarda, yetim hakkını gözetmeden gününü gün edenlerin, emanete ihanet edip makamlarını, mevkilerini zenginleşme aracına çevirenlerin akıbetleri acaba nice olur?

Haber Kaynak : Milli Gazete


Anahtar Kelimeler: SUDANLI ZENCİ

HABERLER