Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


SORUŞTURMA -3: MEDİNE SÖZLEŞMESİ; HZ. PEYGAMBER(S) HAKİM Mİ, HAKEM Mİ? Hikmet Zeyveli Cevaplandırdı

Özgün İrade Dergisi 2020 Ekim sayısında Medine Sözleşmesini , bağımsız yazılarla birlikte soruşturma şeklinde de işledik.Birde, Ayrıca araştırmacı yazar Hikmet Zeyveli ile bir röportaj gerçekleştirdik.

HİKMET ZEYVELİ

Sahîfe’nin Sıhhati…

Konuya eğilen Oryantalist araştırmacılar, belgenin sahih (otantik) olduğunda adeta ittifak halindedirler. En şüphecilerinin bile sıhhat konusunda bir tereddütleri bulunmamaktadır. (s.70) Hatta, bunlardan şüpheci(septik/revizyonist) Patricia Crone’nin Vesika ile ilgili “çürük zeminden başını çıkarmış masif bir kaya sağlamlığında” ifadesi bulunmaktadır.

Oryantalistlerin dahi “masif bir kaya sağlamlığında” diye tanımladıkları Sahîfe’nin, ileriki zamanlarda Müslümanlar tarafından “neden, nasıl ve niçin” ilgi görmediği; daha sonra ise, hangi sorun ve sorunlara istinaden gündeme geldiği hususunda neler söylenebilir?

Aslında “Sahîfe” metni, İbn İshak’tan sonra, Ebû ‘Ubeyd ve İbn Zenceveyh’in el-Emvâl isimli kitaplarında yer almıştır. Her iki kaynak da Buhârî’nin Sahîh’inden önce yazılmış eserlerdir. Sahîfe rivayetinin “tam metni”nin ilk defa İbn İshak tarafından senedsiz olarak rivâyet edilmiş olması, bizce, hadisçilerin bu metne ilgi duymamalarının aslî sebebi gibi görünüyor. Her ne kadar Ebû ‘Ubeyd ve İbn Seyyidi’n-nâs metnin senedli birer rivâyetini de vermişlerse de, bu senedler hadisçilerin kriterlerine göre sıhhat şartını sağlamamış görünmektedir. Bununla beraber hadis kitaplarında –fragmanlar halinde de olsa– Sahîfe metnine birçok atıf yapıldığını tespit edebiliyoruz. Ancak bu atıflardan Sahîfe’nin bütünü hakkında bir fikir oluşturmak mümkün olmamaktadır. Biz bu “Kısa ve Kısmî Atıflar”ı kitabımızın sonundaki EK-III’te vermiş bulunuyoruz. Yine de “Sahîfe”, geç dönem hadisçilerinden sayabileceğimiz bir kısım alimlerin ilgisini çekmiş görünüyor. İbn Teymiyye, İbnu’l-Kayyim, İbnu’l-Esir, Kastalânî gibi hadis alimleri “Sahîfe” metnini İbn İshak veya Ebû ‘Ubeyd’i kaynak göstererek rivâyet etmişlerdir.

Sahîfe’nin Yazılış Tarihi…

Sahîfe’nin yazıldığı tarih veya tarihler konusunda, ileri sürülen görüşler ve argümanlar dikkate alındığında, en doğru görüş ve olası görüşler özet olarak nasıl değerlendirilebilir?

Sahîfe’nin yazıldığı tarih konusunu kitabımızda yeterince tartışmış ve tercihimize temel teşkil eden argümanları detaylı sunmuş bulunuyoruz. Bizim tercihimiz; Sahîfe’nin “tek parça halinde” Bedir zaferinden sonraki bir tarihte yazılmış olduğu şeklindedir. Bizi bu şekilde bir tercihe sevkeden argümanları öncelikle Sahîfe’nin kendi muhtevasından ve bir de Medine’nin ilk iki yılının “arkaplan” bilgisinden elde etmiş bulunuyoruz. Kureyşlileri “hedefteki düşman” olarak ilan eden ve aynı şekilde savaşta ve barışta ümmetin birliğini vurgulayan maddelerin, Sahîfe’ye dercedilmesi ihtimalinin en yüksek olduğu dönem Bedir savaşı sonrası bir ortamı işaret etmektedir. Mekke ile henüz bir çatışmanın söz konusu olmadığı daha erken bir tarihte Ensâr’ın bu maddeleri kabul etme noktasına getirilebileceğini düşünmek kolay değildir.

Sahîfe’nin Tarafları…

Sorduğumuz ilk soruda Muhacirlerinde bir kabile olduğu vurgulanmıştı. Bütüncül bir bakış açısıyla bakıldığında İslam’da aşiret, kabile, kavim farkı olmadığı vurgulanır. Ama burada Muhacirler ayrı bir kabile olarak tanımlanmış olmuyor mu?

İslam’da aşiret, kabile, kavme dayanan bir üst-kimlik tanımı elbette yoktur. Ancak yazılı bir hukuk düzenine sahip olmayan Medine toplumunda –İslam’ın özüne aykırı düşmediği sürece– her kabilenin iç hukuku geçerli sayılmıştır. Özellikle kısas, diyet ve esirlere uygulanacak muameleler konusundaki ferdî sorumluluklar kabileden kabileye farklı özellikler arzediyordu. Bundan dolayıdır ki, Ensâr’ın sekiz kabilesi tek tek sayılırken Muhacirler tek kabile statüsünde görülmektedirler. Zira Muhacirler’in durumu, daha önce birçok iç-savaş yaşamış Ensâr’ın konumundan farklı idi. Onların kendi aralarında kısas ve diyete konu olacak geçmiş bir problemleri yoktu fakat Kureyş’le topyekün savaş ilan edilmiş bir ortamda esir düşme ihtimalleri vardı.

Dolayısıyla burada “kan bağı”nı esas alan değil, idarî-hukûkî yönden bir bölümleme esas alınmıştır.

Burada, Sahîfe’nin tarafları; muhacirlerde olduğu üzere her Müslüman kabilenin belli bir hukuku mu vardı; ya da Medine’de yaşayanların “müslim, gayr-i müslim” diye birbirinden kesin hatlarla ayrılmış bir yapısı mı söz konusuydu?

Sahîfe’nin yazıldığı tarihte, Medine’de yaşayanların “müslim, gayr-i müslim” diye birbirinden kesin hatlarla ayrılmış bir yapısı yoktu. Ancak Ensâr’ı oluşturan Evs ve Hazrec kabilelerinin ileri gelenlerinin çoğu –ki bunların hepsi bir-iki istisnasıyla kabile reisi pozisyonunda idiler– Akabe Bey’atlerinde Müslüman olmuşlardı ve kendi kabilelerine naḳîb olarak atanmışlardı. Bu Müslüman naḳîbler kabilelerinin iç-işlerinden Hz. Peygamber’e karşı zımnen sorumlu idiler. Kabile içlerindeki münafık ve müşrik muhalefetinin geriletilmesini Hz. Peygamber bu liderler üzerinden sağlamaya çalışmıştır.

Anayasa… Sözleşme… Beyanname… Hâkim… Hakem…

Vesika’nın bir anayasa mı, bir sözleşme mi, yoksa bir beyanname mi olduğu da ilgili olan uzmanlar tarafından tartışılmaktadır.

Sizinde, konuyu işleme tarzınıza bakıldığında Onun hâkimliği konusunda belli bir yaklaşımınız var ve bu yaklaşımınız önemli bir vurgu olarak okunmayı gerekli kılmaktadır.

“Sahîfe”ye ve uygulamaya bakıldığında; Hz. Peygamber’in(s) Medine toplumu içerisinde “Hâkim” mi, yoksa “Hakem” konumunda mı olduğu ile ilgili olarak neler söylenebilir?

Sahîfe, Medine’de yaşayan Müslümanlar, Yahudiler ve müşriklerin tümünün taraf oldukları ve karşılıklı onayladıkları/imzaladıkları bir sözleşme ya da “Anayasa” niteliğinde değildir. Sadece Müslümanlar için bir “Sözleşme” olup Müslümanlarla aynı toprakları paylaşan küçük Yahudi toplulukları ve müşrikler için ise bir “deklarasyon” ve “davet” niteliği taşıyanbir metin olarak öne çıkmaktadır. Belgenin hazırlanışında sadece Müslüman temsilciler, yani naḳîb’lerle Ensâr’ın diğer Müslüman liderleri taraf olarak hazır bulunmuşlardır.

Medine’dekiY ahudi nüfûsunun çoğunluğunu teşkil eden üç büyük Yahudi kabilesi, yani Kaynukâ’, Nadîr ve Kureyza kabileleri, bu belgede taraf değildirler. Bizi bu kanaate sevkeden argümanlarımızı, kitabımızda detaylı bir şekilde sunmuş bulunuyoruz. Bu üç Yahudi kabilesiyle, Sahîfe’nin yazılışından çok öncesinde, hicretin hemen ilk aylarında, ayrı ayrı “tarafsızlık ve saldırmazlık anlaşmaları” yapılmıştır. Sahîfe’nin yazıldığı tarihte, Ḳaynuḳâʿ Yahudileri bu anlaşmalarını bozdukları için Medine’den zaten kovulmuş bulunuyorlardı. Diğer iki kabile Naḍîr ve Ḳureyẓa ile de bu “tarafsızlık ve saldırmazlık anlaşmaları” yenilenmişti. Bundan dolayıdır ki, Sahîfe’de bu üç kabilenin isimlerine hiçbir atıf yapılmamıştır. Bizim kanaatimize göre, bu Yahudileri, Sahîfe’nin (Hamidullah’ın numaralandırmasıyla) 16. maddesiyle yapılan “genel davet” dışında hiçbir madde ilgilendirmemektedir.

Sahîfe, Ensâr kabileleriyle aynı toprakları paylaşan, onlarla iç-içe yaşayan ve ittifak anlaşmaları bulunan küçük Yahudi guruplarını, izafe edildikleri bu kabileler üzerinden dolaylı olarak muhatap almaktadır. Bu Yahudi kabileleri sözleşmenin doğrudan tarafları olarak değil, sözleşme şartlarını kabule ve dolayısıyla Müslümanlara tâbi olmaya davet olunan topluluklar olarak anılmışlardır. Sahîfe’nin onlar için öngördüğü sorumluluklar, müttefiki oldukları Müslüman kabilelerin liderlerinin otoriteleri ve kefaletleri üzerinden icbar edici bir nitelik kazanmakta; onların bu şartları kabul edecekleri beklenmektedir. Başka bir deyişle, Sahîfe’nin bu bölümü onlar için bir “deklarasyon” olup tebliğ ve takibine Ensâr memur kılınmıştır.

Medine müşrikleri ise, Müslümanlara tâbi “kabiledaşlar” olmakla beraber “Sözleşme”de taraf değildirler. Genel insanî haklarının tanınmasının ötesinde, Müslümanlarla eşit hak ve imtiyazları yoktur; dinlerine de bir meşruiyet tanınmamıştır. Bunlar doğrudan muhatap alınmamış, ancak mensubu oldukları Müslüman kabilelerin kefaletinde ve sorumluluğunda “tâbi unsurlar” olarak telakki edilmişlerdir. Onlar için özel bazı yasaklamalar ve kısıtlamalar da getirilmiştir. Meselâ, bir müşriğiöldüren bir mü’mine kısas uygulanmayacaktır (14. Madde).

Bütün bu tespitlerimize göre, Sahîfe’nin “bütün sosyal bloklar açısından hâkimiyet değil, katılım temelinde bir toplumsal projeyi öngörür” şeklindeki bir yorumu tamamen temelsiz bulmaktayız.

Hz. Peygamber’in(s) Yahudilerle Ayrı, Ayrı Yapmış olduğu Belirtilen Anlaşmalar…,

Enfal suresi 56. Ayette Yahudilerin “her seferinde” vurgusu ile anlaşmalarını bozdukları belirtiliyor.Yahudi Kaynukâ, Nadîr ve Kureyza kabileleri ile anlaşma imzalandığı rivayet edilmektedir.Birde bu anlaşmaların, Yahudi kabileleri bazında, ayrı, ayrı imzalandığını biliyoruz.

Hz. Peygamber’in(s) bu kabilelerle, birlikte değil de, ayrı ayrı anlaşma imzalaması; stratejik, ya da taktik olarak mı ele alınmalıdır?

Öncelikle bu Yahudi Kabileleri kendi aralarında birlik sağlayamıyorlardı; Evs ve Hazrec arasındaki savaşlarda iki kabile Evs’le, bir kabile Hazrec’le beraber olup birbiriyle savaşabiliyordu. Kur’ân’ın ifade buyurduğu gibi “Dışarıdan onları birlik beraberlik sanırdın, oysa onların kalbleri darmadağınıktı”. Bu sebepten müşterek bir Sözleşme imzalayamazlardı. Nitekim Müslümanlar Kaynukâ’ kabilesini kuşattıklarında diğer iki Yahudi kabilesi onlara yardım konusunda kılını kıpırdatmamıştı. Fakat her üç kabile de İslâm’a amansız düşman idiler. Hicretin ilk günlerinde Hz. Peygamber’e karşı amansız düşmanlık yapmaya karar almışlardı. Fakat aleni cephe alamadıkları için Hz. Peygamber’le ayrı ayrı tarafsızlık ve saldırmazlık anlaşmaları yapmak zorunda kalmışlardı. Bu anlaşmalar kısacık maddeler ihtiva ediyordu: İki taraf birbirine saldırmayacak; biri diğerinin düşmanıyla iş birliği yapmayacak, onları kışkırtmayacak; Medine’ye dışarıdan bir saldırı olması halinde müştereken savunma harbi yapılacaktır.

Medine Sahifesi, Hikmet Zeyveli, Kuramer Yayınları


Haber Kaynak : Haber Duruş Haber Merkezi


HABERLER