SİYASAL İSLAM ÜZERİNE

Süleyman ARSLANTAŞ'IN Analizi; Yorumlayalım. Öncelikle İslam, İslam’dır. İslam bir bütündür. Akidesi, ibadeti, muamelatı, siyaseti aynı cinstendir. Namaz nasıl bir ibadet ise siyaset de ibadettir.

Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil AK Parti’den istifa edenleri konu aldığı: ‘İbretle İzliyorum’ (20.09.2019) başlıklı makalesinde, istifa edenlerin ve yeni parti hazırlığı içerisinde olanların AK Parti ve Erdoğan ile ilgili dün ve bugün söylediklerini ifade ederek çelişkilerine vurgu yapıyor ve faturayı ‘Siyasal İslam’ anlayış ve kavramına çıkartıyor: ‘Siyasal İslam denilen kavram tam da budur. Ne partidir. Ne ideolojidir. Ne teolojidir. Menfaat koalisyonudur.’ Diyerek makaleyi sonlandırıyor.

Yorumlayalım. Öncelikle İslam, İslam’dır. İslam bir bütündür. Akidesi, ibadeti, muamelatı, siyaseti aynı cinstendir. Namaz nasıl bir ibadet ise siyaset de ibadettir. İnsanların umuru ile ilgilenme sanatı olan siyasetin de genel geçer kaidelerini Kur’an ve Sünnet net bir şekilde ortaya koymuştur. Şanı yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de: ‘Onlar öyle kimseler ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar verilirse, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verir, iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar.’ (Hac: 41) Bu ayet-i Kerime v.b. Müslüman siyasetçinin ya da İslami kimliği ile siyaset yapanların ne yapacağını ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber’in (a.s) 23 yıllık peygamberlik hayatında akideden siyasete kadar dünya hayatında nelerin yapılabileceği, nelerin yapılamayacağı konusu netlik kazanmıştır. Elbette bu netlik dinin değişmezleri ile sınırlıdır. Değişebilirler konusunda kıyamete kadar Müslüman siyasetçi anın fıkhını, gereklerini kavramak ve topluma yansıtmak zorundadır. Günümüzün bazı, Necip Fazıl’ın ifadesiyle kaba softa ham yobazların anladığı gibi dünün değişebilen fıkhının bugüne aktarımını din emretmez.

Çeşitli nedenlerle İslami kavram ve ifadeler zamanla farklı şekil ve anlayış biçimleri ile karşımıza çıkmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse sahih hadis kitaplarında İslam’ın şartları sıralanırken: Kelimeyi şehadet, namaz, oruç, hacc ve zekat olarak ifade edilmektedir. (Buhari, Müslim, Riyazü’s Salihin cilt 2, sh. 395) Bunlar yanlış mı? Hayır. Ahde vefadan, emanete riayetten, tesettür ve cihada varıncaya kadar İslam’ın hayatın bütün şubelerini kapsayan hükümleri ve şartları vardır. Tüm bunları kavrayabilmek için Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içerisinde İslam’a yeniden bakmak, İslami kavramları şari’in hitabına uygun bir şekilde anlamak gerekmektedir. Değilse Hz. Peygamber’in (a.s) bir bedevinin sorusu üzerine verdiği cevabı İslam’ın bütünü olarak kabul etmek yanlış olur. Zira o kutlu Resul (a.s)insanlara anlayabilecekleri, yapabilecekleri sınırlar içerisinde cevaplar vermiştir.

İslam bir bütündür. Namazın, orucun, zekatın, tesettürün tarifini, uygulama biçimini nereden alıyorsak, insanların umuru ile ilgilenme sanatı olan SİYASET’in de ifasının şartlarını, gereklerini oradan almalıyız. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in (a.s) 23 yıllık hayatı ve safhaları bize İslam’ın siyasi boyutunun nasıl icra edileceğini öğretir. Ki, İslami siyasetin olmazsa olmaz temel ilkesi ‘TEVHİD’ akidesine bağlı kalmak, yasamanın kaynağının ‘vahiy’ olduğunu unutmamaktır.

Gelelim günümüzdeki “SİYASAL İSLAM’ tartışmalarına...

Yılmaz ÖZDİL’in Siyasal İslam anlayışı fevkalade yanlış bir anlayış. Neden?

Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca siyaset yapanların, ülkeyi yönetenlerin velev ki aidiyetleri İslam da olsa, adına siyaset yaptıkları sistem/Din/ Yol yasama kaynağı vahiy olmayan, beşeri sistemlerdir. Bu sistemler içerisinde siyaset yapanların siyasetlerine “SİYASAL İSLAM” denemeyeceği gibi, siyasetçilerine de İslamcı demek doğru değildir. Uzağa gitmeden ifade etmek gerekirse Cumhuriyet tarihi içerisinde siyaset yapan hiçbir siyasetçi yasamanın kaynağının VAHİY olduğu bir sistemde siyaset yapmamıştır. Bunların tamamı var olan Anayasa ve yasalar doğrultusunda siyaset yapacaklarını gerek kuruluş bildirgelerinde ve gerekse söylem ve eylemlerinde ifade etmişlerdir. Bu nedenle İslami olmayan bir sistem içerisinde siyaset yapanlar Müslüman da olsalar, onların ortaya koydukları İslam adına değerlendirilemez. Keza yaptıkları yanlışlar da İslam’a maledilemez..

Yaşadığımız ülkede ve çoğu halkı Müslüman olan ülkelerde siyasi manada, inanç ve etnik aidiyet boyutunda çeşitli insanlar bir arada yaşamaktadırlar. Elbette bu insanların çeşitli istek ve beklentileri vardır ve olacaktır da. Genel olarak bu beklenti ve isteklere cevap vermek adına toplumsal uzlaşı formülü de diyebileceğimiz bir ANAYASA ve ona dayalı YASALAR ihdas edilmiştir. Bu bağlamda bu ülkede siyaset yapanlar İslam’a göre değil, mevcut yasalara göre siyaset yapmaktadırlar. Bu nedenledir ki onların siyaset adına ortaya koydukları icraat ve tasarruflar İslam’a ve Müslümanlara maledilemez. Eğer ‘SİYASAL İSLAM’ kavramı kapsamında herhangi bir siyasetçiyi değerlendirecek isek; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Ömer b. Abdülaziz gibi namazın cinsinden siyaset yapanları ele almalıyız. Zira onlar namazı hangi kural ve değerlere göre kılıyorlarsa, siyaseti de aynı kurallara göre yapmaya çalışıyorlardı. Şehadet kelimesinden, 'yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamiyle Allah’ın oluncaya kadar savaşın…’ (Enfal: 39) sorumluluğu Müslüman birey ve siyasetçiyi bağlayan bir sorumluluktur. Ve buna dilerseniz Siyasal İslam değil de ‘bütüncül İslam’ diyelim. Yani akidesi, ibadeti, muamelatı, siyaseti kapsayan İslam.

Dolayısıyla Yılmaz ÖZDİL’in makalesinin sonunda ifade ettiği satırlar İslam’ı da, Müslümanları da bağlamaz.

Şayet bu mantıkla hareket edersek Yezid’in yaptıklarını, Kerbela faciasını da ‘Siyasal İslam’a ve Yezid’i de İslamcı siyasetçiler kategorisine dahil etmemiz gerekir..

23.9.2019

NOT: Bu konuda  30 Ekim 2013’de Genç Birikim Dergisinde yayımlanan Siyasal İslam mı, Kavramsal İslam mı, başlıklı  makaleme bakabilirsiniz.

HerTaraf'dan



Anahtar Kelimeler: SİYASAL İSLAM ÜZERİNE