Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Satışa sunulan insan

Sosyal iletişim platformları liberal ölçütleri aşan, cezalandırma sisteminden medet ummayan ve meseleyi söz konusu ortak sorumluluk kavramı etrafında temellendiren bir regülasyon sistemine muhtaç.

Etyen Mahçupyan yazdı;

Hepimiz rahatladık… WhatsApp veri paylaşımı ile ilgili gizlilik sözleşmesi değişikliğini şimdilik belirsiz bir tarihe ertelemiş. Gerçi sözleşme değişikliğinin Facebook’a teslim edilen veriler açısından bir farklılık yaratmayacağını öne sürmüşlerdi, ama kim inanır? Bir anda kişisel verilerimizin önemini idrak ettik. Yabancıların kan bankaları üzerinden ‘Türk kanını’ ele geçirip bozmaya çalışacaklarını düşünebilen bir toplum için son derece sıradan bir endişe.

İşin ilginç yanı, verilerimizin doğal olarak (işin mantığı gereği) paylaşılıyor olması gerektiğini bu denli yadırgamamız. Sonuçta birçok sosyal iletişim platformu bize bedava hizmet sunuyor. Bunun herhalde bir karşılığının olması, söz konusu şirketlerin para kazanması lazım. Onlar da platform üyelerini iş ve siyaset dünyasına sunuyorlar. Nitekim hem şirketler hem de siyasi oluşumlar bu platformlarda kendi reklamlarını yapıyor ya da kendi prestijlerini artıracak haberlere imza atıyorlar.

Hiçbirimiz bunlardan (çok miktarda oldukları dışında) şikayetçi değiliz… Hattâ itiraf edelim ki bize büyük bir kolaylık sağlıyorlar. Tam da ihtiyacımız olabilecek ürünleri ve tam da istediğimiz kalitede olanları bir anda karşımızda buluyoruz. Saatlerce aramaya ihtiyaç duymadan bilgi sahibi oluyoruz.

Ayrıca ideolojik bakışımızı doğrulayan, sosyal ve siyasal birçok konuda ne denli haklı olduğumuzu bize hissettiren haberleri de seviyoruz… Günümüz daha iyi geçiyor, kendimizden daha emin oluyoruz. Muhtemelen bağışıklık sistemimiz de daha iyi çalışıyor ve bizi örneğin koronaya da daha dirençli kılıyor…

Velhasıl sosyal medya platformlarının ‘bizi tanımasının’ apaçık yararları var. Bunlardan hiçbirimiz şikayetçi değiliz. Hayatımızı kolaylaştıran, özgüvenimizi artıran son derece faydalı bir buluş olduğunu teslim etmek zorundayız.

Şimdi kendinizi bu şirketlerin yerine koyun… İşinizi daha iyi yapmak, daha çok kazanmak, pazarınızı olabildiğince genişletmek ve aynı zamanda derinleştirmek istiyorsunuz. Ne yapmanız lazım? Tabii ki takipçilerinizi çok daha iyi, bütün özellikleriyle birlikte tanımaya çalışmak durumundasınız. Çünkü o zaman bu takipçilere çok daha iyi hizmet sunabilir ve böylece takipçilerin size olan bağlılığını artırırsınız.

Öte yandan takipçileri ne kadar iyi tanırsanız, iş ve siyaset dünyasına da daha etkin bir strateji izleme şansı vermiş olursunuz. İnsanlar boşa para harcamaz, daha verimli pazarlama ve propaganda kampanyaları üretebilir, mesajlarını ‘doğru’ (‘hedef’) kişilere yönlendirebilirler.

Velhasıl herkesin işine gelen, herkesin yararlandığı bir sistem bu… Kimse sosyal iletişim platformlarına üye olmaya ya da reklam vermeye zorlanmıyor. Ve de platformlar takipçilerini ne kadar derinlikli tanırsa, her iki tarafın da elde ettiği yarar artıyor.

Kısacası liberal ekonomi ve liberal siyaset perspektifinden ele alındığında, karşımızda kazan-kazan durumuna yol açan harika bir buluş var. Ancak modern dünyamızın henüz farkına vardığı küçük bir sorunla da karşı karşıyayız: Söz konusu sistemin bütün aktörleri sadece kendi çıkarlarının peşindeler; toplumsal etkilerine ilişkin bir sorumluluk taşımıyorlar.

Aslında bunun bir sorun olmaması lazım, çünkü teori ‘herkes kendi yararını maksimize ederse toplumsal yarar da maksimize olur’ diyor. Kendi yararı için başkalarının yararını engellemeye, onlara zarar vermeye çalışanları ise hukuk yoluyla cezalandırıyoruz.

Ne var ki bu sistem sosyal iletişim platformlarında işlemiyor. Çünkü bunlar kamusal bir iş yapmamakla birlikte kamusal alanı etkiliyor, değiştiriyor, hattâ bazen belirleyebiliyorlar. Basite indirgersek, bu platformlar bilgiyi manipüle etme kapasitesine ve yeniden biçimlendirilmiş bilgiyi bir ürüne çevirme imkanına sahipler.

Klasik medyadan farklı… Orada da reklam ve siyasi propaganda var, orada da herkes kendi meşrebine göre bir yayın organı izleyebiliyor. Ancak medya kendi tüketicisini sadece niceliksel olarak tanıyor. Oysa sosyal iletişim platformları kendi takipçilerini, yani tüketicilerini, niteliksel olarak tanıyor ve her birini kendi özellikleriyle tanımlayabiliyor.

Böylece kişiye özel, giderek benzer kişilere (aynı tüketim kalıplarına, psikolojik algılara ya da ideolojik şablonlara oturan gruplara) özel bilgi üretmek işlevsel hale geliyor. İşin ironisi şu: Bizler sosyal iletişim platformlarının bize sunduğu bilgiden ne denli memnunsak, bilin ki bu platformlar tarafından o kadar daha derinden tanınıyor ve ‘bilgilendiriliyoruz’.

Sonra bir gün bu platformların ‘bizim’ bilgilerimizi kaydedip kullandığını öğreniyor ve bunu kişisel haklarımıza aykırı buluyoruz! Sanki gündelik hayata dair kişisel bilgi ve görüşlerimizin kamusal bir önemi varmış gibi… Ne var ki, kişisel bilgilerin kamusal öneminin olmaması ayrı, tüm bu bilgiden hareketle yeni bir kamusal alan üretilmesinin mümkün hale gelmesi ayrı…

Bireysel haklar argümanını kullandığımız sürece kendimizi aldatmaya devam ederiz. Çünkü bilerek ya da bilmeyerek, ama kendi ‘rasyonel’ tercihimizle, (isterseniz, kendi ‘özgür irademizle’) kendimizi satışa sunan biziz… Ve bunun karşılığını da alıyoruz. Eğer liberal piyasa kuramından hareket edeceksek, kendimizi daha da kapsayıcı şekilde satışa sunmamız, fiyatımızı yükseltmemiz ve karşılığında bizi tatmin edecek daha fazla hizmet talep etmemiz lazım.  

Bu nedenle, modern tasavvurun içinden bakıldığında, sosyal iletişim platformları konusunda ‘apaçık’ bir hukuki düzenleme zemini bulunmuyor. Bakışımızı kamusal alana ve onun işlevlerine çevirmemiz; kamusal alanın tek tek kişisel özgürlük alanlarından veya bireysel tercihlerden oluşmadığını, toplumsal kararları meşrulaştıran zemin olduğunu görmemiz lazım…

Kamusal alanın doğru çalışması için bilginin çeşitliliği, ulaşılabilirliği ve sınanabilirliğinin sağlanması yeterli olmayacaktır. Toplumsal karar sistematiğinin ‘yatay’ hale gelmesi, yani hayatın birlikte nasıl yaşanacağına dair birçok kararın daha küçük ölçeklerde alınması ve bu kararların ortak sorumluluk temelinde ilişkilendirilmesi lazım.

Dolayısıyla sosyal iletişim platformları da liberal ölçütleri aşan, cezalandırma sisteminden medet ummayan ve meseleyi söz konusu ortak sorumluluk kavramı etrafında temellendiren bir regülasyon sistemine muhtaç.

İsteyen kendisini satışa sunmaya, sosyal iletişim platformları da bu satışa sunulmuş insanları ambalajlayıp pazarlamaya devam edebilir. Zaten bunu engelleme ihtimali yok… Ama bu platformların sağlıklı bir iletişim ortamını gözeten ve bunun sorumluluğunu yüklenen bir akitle bağlanması ve akdin diğer yüzünde de toplumu yeniden tarif etmek üzere bir toplumsal tartışmanın yaşanması lazım.    

Aksi halde, Trump twitlerini yasaklayıp giderek Trump’a benzemek ile, Trump twitlerini yasaklamanın meşruiyeti olmadığına inandığımız için Trump benzerlerinin toplumu hastalandırması arasında daha uzun süre kararsız kalırız…




Anahtar Kelimeler: Satışa sunulan insan