Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Sanatçı, nesneyle hesaplaşan adamdır

Hayatımız boyunca yaşadıklarımızdan zihnimize birçok fotoğraf kaydederiz. Böylece her insanın kendine ait bir albümü olur. Sanatçı, bu albümü değerlendirmeye başladığı zaman nesneyle hesaplaşması da başlar.

Sanatçı, nesneyle hesaplaşan adamdır

Dünya Bizim'den Ayşe İkiz yazdı;

"Yaratıcılık bir karşılaşma edimi içinde ortaya çıkar”* der, Roll May. Cesaretin umutsuzluğun karşıtı olmadığına dikkat çeker. Cesaret umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir. Adanmak cesur olmayı gerektirir. Buna verilebilecek en güzel örnek sanatçılardır. Sanatçılar daha özel ifadeyle yazarlar, müzisyenler, ressamlar, şairler; sembolleri şiirsel, işitsel ve dramatik bir biçimde resmetmektedirler.

Sanatçı varlığın gizli boyutlarında kısmen kökensel ve kısmen deneyimden kaynaklanan bazı biçimleri taşır ve bunları dışa vurur. Dışa vurdukları kültürlerinin tinsel anlamlarıdır.

Hayatımız boyunca yaşadıklarımızdan zihnimize birçok fotoğraf kaydederiz. Böylece her insanın kendine ait bir albümü olur. Sanatçı, bu albümü değerlendirmeye başladığı zaman nesneyle hesaplaşması da başlar. Yani bildiği tüm ezberleri bozup nesneyi yeniden yorumlamaya başlar.

Sezai Karakoç bu konuda:

“Sanatçı nesneyle hesaplaşan adamdır” der.

Sanatçı nesneye sürekli sorular sorandır. Onu yeniden şekillendiren zihin odalarında. Farklı açılardan bakarak görünmeyen yanını görmeye çalışan. Sonrasında nesneyi tamamen teslim alan ve yeniden yorumlamak üzere yontmaya başlayan.

Nesneyi teslim almayı başarabilen sanatçıyı ölü yıkayıcısına benzetmiştir Karakoç. Nesnelerin sanatçı elinde çok özel bir iksirle yıkandığını söyler. Nesneyi tüm katmanlarıyla çözen sanatçının görevi artık ona yeni bir yorum katmaktır. Gerçek içinden yeni bir gerçeklik doğuracaktır. Bu ancak teslimiyetle olur çünkü Tanrı’ya teslim olmayan nesneyi teslim alamaz.

“Sanat eseri, yaratışın taklididir, yaratılanın değil.” **

Hakikati yeniden üretme isteği duyacaktır sanatçı. Onu ruhundan yakalayarak kendi yorumunu katacak. Somut olanı soyutlayacaktır.

Bu görev belki de en çok şairin omuzlarındadır. “Şair, halkın içinde parlayan ve doğan yeni bir şair, yeni doğan günün, eşyaya yeni bir ruh hâliyle bakışını getirir."***

Hakikati büyük bir umutla yorumlaması gerekir. Çünkü umuttur şairi besleyen. İçten gelen ilahi bir sesle dokunmalıdır mısralar. “Şeytanın dil sürçmesi değildir” çünkü şiir. Bizim şiirimiz, şairimiz alemi ahlâka yakışan ahlâkın peşindedir. Buna en güzel örnek Yunus Emre'dir.

Diğer yandan şairin bir misyonu olduğunu söyler, Karakoç “İnsanın, ya da insanlığın din kaynaklı törenlerinde, ilahi musikiye, onun sesi karışmalıdır” der. Yakarışların en güzelini o yapmalıdır. Bütün insanlığın en içten sesi olup mısralarını Tanrı katına yükseltmelidir. Bu onun en ulvi görevlerindendir.

“Şair; yılanın tepesinde gül açtırmak, akrebin ağzında tebessüm vücuda getirmek, deve sırtında dans etmek gibi bir kader cambazlığının adamıdır. O, insanlık tragedyasında, soluk aldıran bir gedik açmak için kendi trajedisini unutmak zorundadır.”****

air, milli bir ruha bürünerek bir milleti tek başına ayağa kaldırabilendir. Cesurdur bu anlamda, kahramanlar doğurur mısralarıyla. Mehmet Akif’in Kurtuluş Savaşı’nda yüklendiği misyon gibi.

Şiir ise bir şair tarafından toplumun dilinden, ritimlerinden, inançlarından ve saplantılarından yola çıkılarak biçim verilen bir nesnedir. Belirli bir tarihin ve belirli bir toplumun ürünüdür. Kimi şiirler kahramanlıktan, vatandan söz ederken kimi şiirler duygulara yönelmiş, kimi şiirler ise aşkı ve doğayı anlatmıştır. Bir milletin duyarlılık gösterdiği konuları öğrenmek için şairlerinin şiirlerine bakılmalıdır.

Şiir, şairin ruhunu yansıtması için kullandığı bir aynadır. Bu minvalde şairin sesi önemlidir. Şair, yüklendiği misyonun farkında olmalı ve bu sorumluluğu cesurca yüklenebilmelidir. Kalemini bu anlamda doğru kullanmalıdır. Kültürünü ve değerlerini, yeni bir sesle usanmadan gelecek nesillere duyurmalıdır. Bunu yaparken kökü mazide, dalları istikbalde bir ağaç gibi olmalıdır. Gelenekten güç olarak, modernle birlikte dallanıp budaklanmalıdır. Çünkü şiirsel süreç, vaktin akışını tersine çevirir ve dönüştürür; şiir zamanı durdurmaz: Onunla çelişir ve değişir.

 

Kaynakça:

*Yaratmanın Cesareti, Roll May

**Edebiyat Yazıları 1, Sezai Karakoç

***Edebiyat Yazıları 1, Sezai Karakoç



Anahtar Kelimeler: Sanatçı nesneyle hesaplaşan adamdır

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER