Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

YAZARLAR

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Sağlıksız bir ütopyaya dair

Küba romantik devrimciliğin kutsî dogmalarından biri olmayı bir müddet daha sürdürecek. Çin tipi alelade bir devlet kapitalizmi olduğu aşikâr olsa dahi. Bu ideolojik bir ihtiyaç. Küba, solcuların afyonu. Ne desek boş.

Gerçek Hayat Dergisi'de "Lait Amerika Günlüğpü" başlığı altında yazar Bülent Tokgöz'ün "konuya Dair" Analizi...

Uçaktan inerken salladıkları bayrağı yakında tanımayan kalmayacak. Onlar Kübalı doktorlar. Komünist ve hümanist… Ambargolara ve yokluklara rağmen bir başarı hikâyesi olan sağlık sisteminin yıldızları. Küba mucizesi, korona piyasasında değer kazanmadan önce de gündeme gelirdi. Tıp eğitimi ve araştırmaları, bulunan ve bulunacağı müjdelenen aşılarla bir masal diyarı. Orada bir ülke vardı uzakta, gitmesek de görmesek de birilerinin ütopyasıydı. Dünya Sağlık Teşkilatı -ki kendisi Çin virüsünün neşvünema bulmasının da baş aktörlerindendir- Uluslararası Para Fonu (IMF), BM gibi sistemin sütunları da solcu övgücüleri yalnız bırakmadı. Bu hakşinaslık yarışında kimse Amerikalı Michael Moore’u geçemezdi. Sicko belgeseliyle Amerikan sağlık sisteminin berbatlığını farklı ülkelerin uygulamaları üzerinden anlatırken Küba’nın yıldızını öyle parlatmıştı ki, Castro’nun sağlık bakanınca şükranla karşılanmıştı.

ÖNCEKİ DİKTATÖR

Önce efsanenin nasıl imal edildiğine bakmalı. Doğrusu, bu imalat başarısı, Küba’nınkinden hayli ilerde. 52 yıllık katıksız bir diktatörü muvaffak göstermek için evvela devrim öncesi Küba’yı felâketler içinde resmetmekle işe başlıyorlar. Hâlbuki tek suçu Sosyalist olmamak olan bir önceki diktatörün Küba’sı eğitimde de sağlıkta da gayet iyi bir noktadaydı.

UNESCO verilerine göre 1958’de eğitime bütçenin yüzde 23’ünü ayırıyordu. Bu Latin Amerika’daki en yüksek yüzde. Okuryazar oranı da yüzde 79’du. Bebek ölümlerinde binde 39; bölgedeki en iyi orandı. 64 yıllık ömür ortalamasıyla da iyiler arasındaydı. 980 kişiye 1 doktor düşüyordu. Devrimle birlikte bu doktorlardan 3 bini ABD’ye göç etti ama Castro, pek çok göstergesi itibariyle Avrupa’nın bile ilerisinde olan, sağlam bir altyapı teslim aldı.

DOĞMAK İÇİN GÜZEL BİR YER

İkinci adım, rakamların tahrifi. Diktatörlükler için çocuk oyuncağıdır bu. Çığırtkan papağanlar da tekrar eder, acaba diye sormazlar. Bağımsız gözlemcilere izin vermeyen bir rejimin istatistiklerine güvenmek bile isteye yalana iştiraktir. Başka manipülasyonlar da var. Rejimi aklamak için hangi verilerin işe yarayacağını biliyor, sistemi ona odaklıyorlar. Bebek ölümlerinin düşüklüğüne mesela.

Çarpıtmaları kolaylaştırmak için gebeliğin her aşamasını dikkatle takip ediyor ve riskli doğumları derhal kürtaja yönlendiriyorlar. Bu yüzden Küba yüzde 73 kürtajla en önde giden ülkelerden; ama meddahların baktıkları tek veri bebek ölümü. İstatistikî başarı için anneleri düşük yapmaya zorlamak, nasıl olsa veriler arasında gözükmeyecek. 100 binde 39’la anne ölümünde niye başa güreştiği de önemsiz. Ölü anneler ve ceninler kimin umurunda; bebekler sağlıklı, ömürler uzun. Viva La Küba..!

“Kimse kanserden ölmüyor!” Buna inanan bir Türk Solu yumruğunu sıkıp Küba’ya dil uzatana saldırmaya hazır. Ölümlerin 4’te 1’inin kanserden olduğu resmen itiraf edilse bile. Sistem sağlıksız bir anlayışla birkaç veriye kilitlendiğinden tarihe karıştığı sanılan hastalıkların hortlayışının önüne geçemiyor. Verem, cüzam, tifo, sıtma, kolera gibi sömürge dönemi marazları halk için gittikçe artan bir tehdit. Akıl hastalıkları ve intiharı da kattığımızda “Küba doğmak için güzel, ölmek için korkunç bir yer.”

MEDİKAL DİPLOMASİ

Ya tıp gönüllüleri? Güler yüzlü, sınır tanımaz doktorlar; insanlığın sağlığı için adanmış ruhlar? 1963’ten bu yana 158 ülkede görev almış, 300 bin kişilik ordu. Nitekim Brigade (Tugay) esasına göre örgütleniyor ve Commandante Castro da “Beyaz önlüklü ordu”suyla övünüyordu. “Bencilliğe karşı dayanışma!” sloganıyla çerçevelense de rejimin bu medikal diplomasisi hiç de göründüğü kadar romantik ve epik olmayabilir.

Reel Sosyalizm 1991’de çöktüğünde Castro rejimi iflasla burun buruna geldi. Zaten Sovyetlerden gelen 115 milyar $’la güç bela ayakta durabilmişti. Şimdi böyle bir hâmiden mahrum, üretimi de yüzde 60 düşmüşken bu Özel Dönem’i atlatmak için kaynaklarını gözden geçirdi. Elinde para edecek tek meta sağlık sektörüydü. Ona yaslanarak ayakta kalabilir; beyaz önlüklü orduyu jeo-politik bir neştere dönüştürebilirdi.

PROLETER ENTERNASYONALİZMİ

Doktorlar bir ihracat nesnesiydi. Komşuluk Misyonu adıyla Venezuela’ya giden 30 bin doktor ve dişçiye karşılık günde 105 bin varil petrol alacaktı. Petrol Karşılığı Doktor; herkes elindekinden veriyordu? Brezilya’ya da 11 bin kişilik bir tugay yolladı, oradan ücretini dolar olarak aldı. “Proleter Enternasyonalizmi”nin bu para boyutu olduğu ustalıkla gizlendi. Tabi, aslan payını rejim aldı, doktorlara 4’te 1’ini bile çok gördü. 67 ülkede faaliyete karşılık yılda 11 milyar $, rejime ilaç gibi geldi.

Gittikleri ülkede sahiden hastalıklarla savaşmaktan çok gitmiş olmaları, müttefiklerine seçim kazandıracak kadar göz boyamaları önemliydi, iyi kötü başardılar. “Dünyanın en eğitimli köle gücü” iyi iş çıkardı. Bu “akıllı güç” dolgun bir propaganda imkânı bahşediyordu; hikâyenin geri kalanına kim bakacaktı ki? Gönüllü diye sunulan doktorların çoğunun zorla veya daha iyi ücret, daha iyi tüketim ve dışarı kaçma fırsatı için tugaylara katılması da pek bilinmeyen nahoş detaylar. Pasaport sahibi olabilen nadir mesleklerden biri olarak doktorlardan en az 5 bininin başta ABD olmak üzere farklı ülkelere iltica etmesi de.

TURİST APARTHEİDİ

Bu arızalara rağmen efsane yürüyordu ya! Kübalı doktorlar, rejimin göz diktiği tıp turizmi için de en janjanlı reklam malzemesiydi. Senede 20 bin tıp turisti=40 milyar $; 20 yıldır rejim için oksijen tüpü oldu. Göz ameliyatından botoks ve meme implantı gibi burjuva hizmetleri proleter dayanışmasının asıl getirisiydi. Gerçekten Moore’un Sicko’sundaki övgüleri hak eden parlak bir sistemdi bu.

Turistlere ve komünist elitlere hizmet eden, halkın sadece dışarıdan bakabildiği, ayrımcı bir sistem. Eşitlik şampiyonu bir ideolojinin halkın Turist Apartheid dediği bir rejime dönüşmesi romantik solcular için dikkate şayan bir şey olmadı. Her bir Küba güzellemesiyle tüy diktiklerinin de farkında değiller.

TIBBIN SANTRALİ

Yatırımlar turistlere. 2010’dan bu yana 64 hastane kapandı (Hastane kapasitesinin yüzde 32’si). 2008’den 2016’ya hemşireler yüzde 54, sağlık personeli yüzde 22 azaldı. Sadece 2010’da 47 bini atıldı. Malzeme miktarı yüzde 66’ya indi. Dişçilik tek dişi kalmış bir zavallı.

Hastaneler bakımsızlıktan dökülüyor. Hasta, gelirken yanında yorgan döşeğini de getirmeli, ampul ve derecesini de. Su yok, tuvaletlerin kapısı yok, eldiven yok; hijyenin tamamı turist polikliniklerine gitmiş. Doktorlar şikâyetçi, “Bıçak ve kaşıkla ameliyat yapmak zorundayız!”; halk şikâyetçi, “eczanelerde ilaç bulamıyoruz!” Ama önemsiz. Tıbbın Santrali nâmı, nelerine yetmiyor!

İDEALİST YOLDAŞLAR

Biraz iyi şartlara kavuşmak için rüşvet vermek zorundalar. Yoz doktor ve hastabakıcılar ilaçları çalıp karaborsacılara satıyor. Hastalar antibiyotiği fahiş fiyatlarla anca dışarıdan alabiliyor. Aspirin en zor bulacağınız şey.Turistlerle komünist elitlere bakan VIP yüzü farklı olsa da halka bakan yüzü böylesine abus, kâbus. Bu ikili yapının ilki, batılıların orta sınıfına hitap eder bir kalitede; fakat ikincisi, kendisine anca dünya sıralamasının en altlarında bir yer bulabilir.

Aylıkları 25-50 $ olan doktorlar, turistlerin ayak işlerine bakanların yarısı kadar bile kazanamıyor. Kişi başına düşen tabip sayısını kabarık gösteren meslektaşlarından binlercesi dışarıda olduğu için ağır bir iş yükü altında, mutsuz ve umutsuzlar. Kameralar önünde bayrak sallayıp gülücük dağıtan idealist yoldaşlara pek benzemiyorlar.

Dert bir değil elvan elvan. Hastanın mahremiyeti yok; tabiple hasta arasındaki her bilgi güvenlik güçlerinin erişimine açık; ve gereği düşünülürse herkese de açılabilir. İnsan hakları ve özgürlük kavramlarının Küba sağlık sektöründe tercümesi zor. Her şey tepeden inme ve buyrukla halledilir. Sistemi eleştirmek, zaten vatan hainliği ve karşı devrimciliktir. Bunu yapanlar için Castro’nun başka tugayları devreye girer.

İNSANÎ BEDEL

Göz dolduran başarı hikâyesinde ABD ambargosu önemli bir yer tutar. Doğrusu bu ya, Küba tıptaki başarısını ambargoya borçludur. Türkiye’nin uğradığı fiilî ambargo neticesinde İHA teknolojisinde başa güreşmesi örneğinde olduğu gibi Küba’nın kısmî başarısı da ambargoya rağmen değil, o sayede gerçekleşmiştir.

Propaganda ustası Solcuların lafazanlıkla pazarladığı Küba efsanesinin yaldızsız hâli bu şekilde. Şu vasatî başarı için ödenen insanî bedel tabloya dâhil değil. Leninist realizm, omlet yapmak için birkaç yumurtanın kırılmasını normal görür. Küba da en temel hak ve hürriyetleri kırıp kabuklarını atmıştır. Sahandaki şu tıbbî omlet pahasına. Yiyenlere afiyet olsun.

CHE’NİN İLAÇ ÇANTASI

Bir doktor olan Che, anılarında Batista ordusu tarafından baskına uğradıklarında ilaç çantası ile silahını almak arasında bir tereddüt yaşadığını ve silahı tercih ettiğini anlatır. Eski Solcu İsmet Özel de dost manasına gelen Fidel’in tam tersini yapıp ilaç çantasını alacağını savunur. Evet, Fidel ilaç çantasını aldı, doğru. Zorba, kokuşmuş rejimini ayakta tutmak için dolar dolu çantalarla değişmek için. Megaloman tiranın bir şiirde geçmeyi hak edecek hiçbir yanı yok.

Küba romantik devrimciliğin kutsî dogmalarından biri olmayı bir müddet daha sürdürecek. Çin tipi alelade bir devlet kapitalizmi olduğu aşikâr olsa dahi. Bu ideolojik bir ihtiyaç. Küba, solcuların afyonu. Ne desek boş.

Sağlık olsun.

Kaynak: gercekhayat.com.tr




Anahtar Kelimeler: Sağlıksız ütopyaya

HABERLER